"Elimden gelen buydu ve bunu yaptım"
Tasavvufu anlama yolculuğuma 14 yaşında Şeyh Nazım Kıbrıs ile başlamıştım. 29 sene aktif olarak değerli varlığı ile, aşka kavuşmasının ardından kendi çırpınışlarımla sürdürdüğüm bu yolda, her şeyi çok merak edip öğrenmeye çalıştığım ama hakikatin yanında bir hiç denecek kadar öğrendiğim 41 senem geride kaldı. Doğru ve yanlışlarımla biriktirdiğimi zannettiklerim aslında hep yüktü. Çünkü sıra paylaşmaya gelince ne yüklendiğimi anladım. O günden bugüne binlerle ifade edecek sayıda insan hayatına tasavvufu kazandırmak, hayata bir de bu açıdan bakmalarını sağlamak için uğraştım. Bu bir sorumluluk ve ödevdi. Hala daha da öyle. Peki bunları durduk yere mi yazdım, elbette hayır.
Yazdım, çünkü sizinle bu konuda Amerika'da yaptığım konuşmayı paylaşacağım. Aynı sorumlulukla ve bu kez dünyanın odağında bir kitleye hitapla... Vakti geldiğinde, elimden gelen buydu ve bunu yaptım diyebilmeyi ümit ediyorum.
*
Saygıdeğer katılımcılar, kıymetli dostlar,
Bugün burada çok hassas, çok kırılgan ama aynı zamanda çok hayati bir mesele üzerine konuşmak için bulunuyorum. Bu mesele yalnızca bir halkı, bir dini ya da bir coğrafyayı ilgilendirmiyor. Bu mesele insanlığın kendisini ilgilendiriyor.
Konuşmama çok açık bir cümleyle başlamak istiyorum: Antisemitizm de İslamofobi de aynı karanlık zihnin ürünüdür. İkisi de korkudan beslenir. İkisi de cehaletten doğar. Ve ikisi de insanı insandan uzaklaştırır.
Bugün burada Yahudi dostlarıma hitap ederken şunu açıkça vurgulamak istiyorum: Ben bir Müslüman olarak sizi “öteki” olarak değil, aynı ilahi geleneğin bir devamı olarak görüyorum.
İslam, çoğu zaman yanlış anlatıldığı gibi, bir ayrıştırma dini değildir. İslam’ın özü tevhiddir. Yani birliktir. Bu birlik sadece Tanrı’nın birliği değildir; insanlığın da birliğidir.
Kur’an’da şöyle bir ifade vardır: “Kim birini öldürürse, bütün insanlığı öldürmüş gibidir.” Bu ifade, aslında Yahudi geleneğinde bulunan bir öğretinin devamıdır.
Bu çok önemli. Çünkü bu cümle yalnızca İslam’a ait değildir.
Aynı ahlakı temel Tevrat’ta ve İncil’de de vardır.
Örneğin Yaratıcı bize; Tevrat’ta, Levililer 19:18’de; “Komşunu kendin gibi seveceksin.” İncil’de, Matta 5:9’da “Ne mutlu barışı sağlayanlara.” ve Kur’an’da: Bakara 256’da “Dinde zorlama yoktur.” der.
Bu üç metin, üç ayrı din değil, tek bir ahlaki omurganın üç farklı ifadesidir.
Bugün çoğu zaman bilinçli olarak unutturulan bir gerçek var: İslâm Peygamberi Muhammed (Allah’ın nuru üzerinden olsun), Medine’ye geldiğinde ilk yaptığı şeylerden biri, farklı inanç gruplarıyla bir sözleşme yapmaktı. Bu sözleşmenin adı: Medine Vesikası’dır. Kayıtları Tel Aviv’dedir. Bu metin, tarihteki ilk çok dinli anayasal metinlerden biridir.
Bu metinde, Yahudiler ayrı bir ümmet olarak tanınır, inanç özgürlüğü garanti altına alınır ve ortak savunma sorumluluğu belirlenir. Yani şunu çok net söyleyebiliriz; İslâm’ın kurucu pratiği, birlikte yaşamaktır. Dışlamak değil, korumaktır. Yok etmek değil, tanımaktır.
Peki o zaman bugün neden birbirimizden korkuyoruz? Çünkü dinler konuşmuyor artık, devletler konuşuyor. Çünkü vicdanlar konuşmuyor artık, jeopolitik çıkarlar konuşuyor. Bugün yaşadığımız krizlerin önemli bir kısmı dini değil, politik krizlerdir.
Terör, hiçbir dinin ürünü değildir. Ancak, çoğu zaman devletlerin doğrudan ya da dolaylı politikalarının ürünüdür. Burada çok dikkatli ama çok açık konuşmak gerekir.
Tarih bize şunu göstermektedir: Bazı terör örgütleri, zamanında bazı devletler tarafından desteklenmiş, finanse edilmiş ya da araçsallaştırılmıştır. Örneğin: CIA’in Afganistan’daki bazı gruplara 1980’lerde destek verdiği, ABD basınında geniş yer bulmuştur. Bu bilgiler için 1988’de New York Times’da yer alan Afgan direniş haberlerine ya da Washington Post’un 1992 yılı analizlerine bakabilirsiniz. Daha sonra bu yapıların bir kısmı kontrolden çıkmış ve küresel güvenlik tehdidine dönüşmüştür. Bu yalnızca Amerika’ya özgü bir durum değildir. Dünya genelinde birçok devlet, kısa vadeli çıkarlar uğruna uzun vadeli krizler üretmiştir.
Bu nedenle, terörü sadece sonuç olarak değil, süreç olarak analiz etmeliyiz. Bugün Filistin meselesi konuşulurken genellikle tek taraflı anlatılar sunulmaktadır. Oysa gerçek çok daha karmaşıktır.
Evet, Filistin’de büyük bir insani dram vardır. Ama aynı zamanda bu coğrafya, farklı güçlerin vekalet savaşlarına da sahne olmuştur. İran’ın bölgedeki etkisi, bazı örgütlerle olan ilişkileri, bu denklemin bir parçasıdır. Ancak şu ilke tartışılamaz: Hiçbir sivil, hiçbir çocuk, hiçbir masum insan dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın, bu denklemin bedelini ödememelidir. Bugün dinler, kendi özlerinden koparılmış durumdadır.
*
İslam, terörle anılıyor. Yahudilik, devlet politikalarıyla özdeşleştiriliyor. Hristiyanlık, Batı’nın güç politikalarıyla birlikte okunuyor. Bu üçü de hatalıdır. Din, devlet değildir. Devlet, din değildir. Bir Müslüman olarak şunu açıkça ifade ediyorum; İslâm adına yapılan her şiddet, İslam’a ihanettir. Ve aynı şekilde, Yahudilik adına yapılan her zulüm, Yahudiliğe ihanettir.
Şimdi tekrar kutsal metinlere dönelim. Tevrat aracılığı ile Allah, “Öldürmeyeceksin” der. İncil aracılığı ile “Kılıç çeken, kılıçla yok olur” der,. Kur’an üzerinden ise Allah, “Bir insanı öldüren, tüm insanlığı öldürmüş gibidir” der.
Bu üç metin, üç farklı ahlak değeri değildir. Tek bir etik merkezdir.
Bugün en büyük krizlerden biri, insanlar artık kendileri gibi düşünmeyenlerin yaşama hakkını sorgulamasıdır. Bu, medeniyetin çöküşüdür. Oysa ilahi gelenek, farklılığın bir tehdit olmadığını bir imtihan olduğunu söyler.
Bugün burada bir Müslüman olarak, Yahudi olmanın ya da Müslüman olmanın bir suç olmadığını söylüyorum. Farklı olmak suç değildir.
Suç olan tek şey vardır: O da insanı insandan koparmak.
Eğer bugün eğer gerçekten bir şey yapmak istiyorsak; korkunun yerine bilgiyi koymalıyız, nefretin yerine merhameti koymalıyız, propagandanın yerine hakikati koymalıyız.
Ve en önemlisi insanı, yeniden merkeze koymalıyız.
Burada konuşma fırsatı sunmanızdan dolayı siz değerli dostlarıma teşekkür ederim. Sözlerimi şu cümleyle bitirmek istiyorum: Biz, farklı dinlerin insanları değiliz, aynı hakikatin farklı dilleriyiz.
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.