Eğer İran yapsaydı…
Dünya adaletle değil, refleksle hareket ediyor. Ve bu refleks, kimin yaptığına göre değişiyor.
Bir an için düşünelim: Aynı eylemleri İran yapsaydı ne olurdu?
Aynı görüntüler, aynı yıkım, aynı sivil kayıplar…
Ama fail farklı.
O zaman manşetler nasıl olurdu?
“Terör devleti.”
“Derhal yaptırım.”
“Acil müdahale çağrısı.”
Uluslararası sistem bir anda hızlanırdı. Diplomasi sertleşir, kınamalar gecikmez, yaptırımlar paketlenirdi. Çünkü mesele eylem değil; eylemi yapanın kim olduğudur.
Bugün ise aynı dünya, aynı görüntüler karşısında daha temkinli, daha seçici, daha sessiz. Bu sessizlik tesadüf değil; bu, sistemin içindeki hiyerarşinin bir sonucudur.
Uluslararası hukuk teoride evrenseldir.
Pratikte ise jeopolitiktir.
Adalet, normlarla değil; güç dengeleriyle ölçülmeye başlandığında, hukuk metinleri ahlaki değil, stratejik belgeler hâline gelir. Ve işte tam burada insanlık en büyük kırılmasını yaşar:
Suçun tanımı bile özneye göre değişir.
Bu durum bize yabancı değil.
1963–1974 arasında Kıbrıs’ta yaşananlar, bu çifte standardın erken ve çarpıcı bir örneğidir. Kana bulanan noel ile başlayan süreçte Kıbrıs Türkleri sistematik saldırılara, zorunlu göçlere ve gettolaşmaya maruz kalırken, dünya büyük ölçüde bunu “yerel bir sorun” olarak gördü. Aynı dönemde EOKA Terör Örgütü, devamındaki EOKA-B ve 1974’teki Yunan Cuntası’nın faaliyetleri uluslararası sistemde gereken karşılığı bulmadı.
O gün de mesele yalnızca “ne olduğu” değildi.
Mesele, “kimin yaşadığı”ydı.
Eğer roller ters olsaydı, tarih kitapları bugün bambaşka bir dil kullanıyor olurdu.
Eğer İran yapsaydı, mesele yalnızca “ne oldu?” sorusu olmazdı.
“Kim yaptı?” sorusu, tüm diğer soruları bastırırdı.
Bu durum, modern dünyanın en tehlikeli yanılsamasını ortaya çıkarıyor:
Tarafsız olduğumuzu sanıyoruz. Oysa yalnızca alıştığımız güçlere karşı daha toleranslıyız.
Bu bir çifte standart meselesi değil sadece.
Bu, ahlaki pusulanın kaymasıdır.
Çünkü bir yerde aynı eylem suç sayılırken, başka bir yerde “güvenlik” olarak tanımlanıyorsa, orada artık hukuk değil, anlatı hüküm sürüyordur.
Ve anlatıyı yazanlar, çoğu zaman gerçeği değil, çıkarı kaydeder.
Bugün dünyaya bakınca şunu açıkça görmek gerekiyor:
Adalet, herkese eşit uygulanmadığında, aslında hiç kimse için yoktur.
Eğer İran yapsaydı, dünya başka bir dünya olurdu.
Ama asıl soru şu:
Aynı dünya, aynı kalabilir mi?
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.