İNSANLIK HALLERİ

Dr. Cevher ÖNAY
onaycevher@yahoo.com
Dr. Cevher ÖNAY

Anne karnından mezara: Yaşam boyu stres

Yayın Tarihi: 02/11/21 12:37
okuma süresi: 6 dak.
A- A A+

Stres. Bu size ne anlam ifade ediyor? Muhtemelen hepimiz, işteki uzun veya yorucu bir günün ardından, eşimizle tartışırken veya parasal durumumuz hakkında düşünürken buna atıfta bulunuyoruz. Fakat bu kelime gerçekten ne anlama geliyor ve neden günlük hayatımızda bu kadar önemli? Obezite, kalp hastalığı ve akciğer kanseri gibi ciddi sağlık sorunları geliştirme riskimizi artırabilir mi? Çocuklarımızı anne karnında gelişirken etkileyebilecek bir şey mi? Çocuklarımızın çocuklarını etkileyebilecek bir şey mi? Şaşırtıcı görünebilir, ancak tüm bu soruların cevabı evet.

“Hepimizin hayatımızda biraz strese ihtiyacı var. Bu bir hayatta kalma mekanizması”

Gerçek şu ki, hepimizin hayatında "doğru" strese ihtiyaç var. Aslında stres, tehlikelere hazırlanmamızı ve hayatta kalmamıza olanak sağlayan bir mekanizmadır ve stresli bir durum yaşadığımızda, vücudumuz uygun bir şekilde yanıt vermeye hazırlanır. Pazartesi sabahı işe girdiğinizi ve duman kokusu almaya başladığınızı hayal edin. Biraz daha yürüdünüz ve dumanı da görmeye başladınız. Burada biraz stresli olmaya başladınız, değil mi? Koridorun sonuna ulaşıyorsunuz ve ofisiniz yanıyor. Şu an oldukça streslisiniz.

Dumanı koklayıp ateşi gördüğünüz anda burnunuz ve gözleriniz, beyninizin amigdala adı verilen, vücudumuzun korku ve duygu merkezi olan bölgesine sinyaller gönderir. 112'yi arayan biri gibi, amigdala stresli durumu algılar ve hipotalamus denilen başka bir beyin bölgesine bir mesaj gönderir. Hipothalamus, bir 'stres çağrı merkezi' gibi davranır ve bir stres sinyali aldığı zaman, beyindeki hipofiz ve böbrek üstü (adrenal) bezlerine stres hormonlarını salgılama komutu verir.

“Savaş ya da kaç tepkisi, tehlikeli veya zararlı deneyimlerden kurtulmamıza yardımcı olur”

Böylece HPA (hipotalamus, hipofiz, adrenal) ekseni, kortizol ve adrenalin gibi stres hormonlarını salgılayarak, bir itfaiyeci gibi yangını söndürmemize veya kaçmamıza olanak sağlar. Bunu, tehlikeli veya zararlı deneyimlerden kurtulmamıza yardımcı olan ‘’savaş ya da kaç’’ tepkisi olarak duymuş olabilirsiniz. Öyleyse, hayatta kalmak için bu cevaba ihtiyacımız varsa, bize nasıl zarar verebilir? Yangının Salı günü, gelecek hafta, her gün ve sonraki hafta tekrar tekrar yaşadığınız düşünün. Tamam, bu yangın metaforu biraz olası değil ancak pek çok insan için, diğer kronik stres türleri yaşamları boyunca sağlıklarını etkileyebilir. HPA ekseni, sürekli olarak stres hormonlarını dışarı pompaladığında, strese tepki verme şeklimizi değiştirir ve bu da depresyon, kanser veya kalp sorunları gibi birçok farklı hastalığa neden olabilir.

Stres kelimesi, darlık veya baskı anlamına gelen Eski Fransızca 'estrece’ kelimesinden gelir. Bir bakıma, bu tanım bugün hala geçerlidir- kronik veya sürekli stres, vücudumuzun stres tepki sistemini baskılayabilir ve biyolojimizi kalıcı olarak değiştirebilir.

“Stres birçok farklı biçimde etki edebilir ve anne karnındaki fetusun gelişimini engelleyebilir”

Yaşamımız boyunca, vücudumuz birkaç önemli gelişim aşamasından geçer. Elbette en belirgin olanı, anne karnındaki zamandır. Ancak birçok şey gibi insan vücudu da mükemmel değildir ve rahim her zaman normal gelişmemize izin vermek için bizi koruyamaz. Hamilelikte stres hormonların fetüs tarafından algılandığı ve hastalıklara yol açan gelişimi etkileyebileceği bilimsel olarak gösterilmiştir.

1944'te, Hollanda'nın Alman işgali altındaki batı bölgesi, ciddi bir gıda kıtlığı yaşadı. Sonuç olarak, neredeyse her erkek, kadın ve çocuk yetersiz beslendi, günde sadece 400 kalori alabiliyorlardı ve bu daha sonra "Hollanda Açlık Kışı" olarak adlandırıldı. Daha sonra, 1980'lerde David Barker adında bir doktor garip bir şey fark etti. Açlık Kışı sırasında hamilelik yaşamış olan her üç kadından biri, obezite gibi ciddi sağlık sorunlarıyla büyüyecek çocuklara sahipti. Peki ya Açlık Kışı sırasında daha sonra hamile kalan kadınlar? Bu kadınlar, büyüme ve depresyon ve şizofreni gibi zihinsel sağlık sorunları geliştirme olasılığı çok daha yüksek olan çocuklar doğurdu.

Hamilelik sırasındaki diğer stres türleri hakkında ne biliyoruz? Cevap, öncü bilimsel araştırmaların yardımıyla her gün daha fazla öğreniyoruz. Hamilelik, fetüs için kritik bir beyin gelişimi dönemini temsil eder ve annenin yaşadığı stresli durumlar bu süreçleri kesintiye uğratabilir. Fiziksel ve sözlü taciz, sevilen birini kaybetmek, doğal bir afet yaşamak - bu stres biçimleri, gelişmekte olan fetüsü etkiler ve çocuğun zihinsel sağlık sorunları yaşama şansını artırabilir. Örneğin şizofreni, otizm ve sonraki yaşamda depresyon gibi.

Maalesef bununla da kalmıyor. Beyin gelişiminin, 20'li yaşların ortalarına kadar devam ettiğini biliyoruz, bu nedenle özellikle çocukluk ve gençlik yıllarında beynimiz stresin etkilerine karşı hala önemli derecede savunmasızdır. Ne yazık ki, yangının her gün geri gelmesi gibi, bazı çocuklar düzenli olarak sözlü, fiziksel veya cinsel istismar gibi olumsuz çocukluk deneyimleri (ACE olarak bilinir) yaşamaktalar. Erken çocukluk dönemi stres yaşantılarının etkilerini ele alacağımız bir sonraki yazımıza kadar stresinizi yönetebildiğiniz günler dilerim.

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.