Üç aylık borç döngüsü: KKTC’nin Sisifos cezası
Camus'nün anlattığı Sisifos, tanrılar tarafından cezalandırılmıştı. Büyük bir kayayı dağın tepesine taşır. Kaya aşağı yuvarlanır. Sisifos yeniden başlar.
Sisifos'un cezası taşı taşımak değil. Her seferinde yeniden taşımak.
Borçlanma haberleri bana hep bunu hatırlatıyor. Bitmek bilmeyen bir döngü.
Yalnızca borçlanan hükümet değil. Biz de sürekli borç konuşuyoruz. Hep aynı iki şeyi: kaç milyar alındı, faizi ne oldu.
Üçüncü bir soru var. Ne kadar süreyle?
Cevabı şu: devlet borçlanıyor, birkaç ay sonra ödeme günü geliyor, yeniden borçlanıyor. Sonra yine.
En azından son on üç yıldır böyle.
KKTC Merkez Bankası, devletin çıkardığı borç senetlerini internet sayfasında yayımlıyor. Veri açık, ama ihale ihale duruyor. Fotoğrafın tamamını görmek için hepsini tek tek bir araya getirdim: 2013'ten bugüne 248 senet, lira, dolar, Euro ve sterlin cinsinden, tek bir tabloda.
Vade üç ay.
Senetlerin yarısı 99 günün altında, dörtte üçü dört aydan kısa, yüzde 98,4'ü bir yıla bile ulaşmıyor. Bu yıl çıkarılan 65 senedin en uzunu 182 gün. Tek tek vadeler elbette değişiyor; değişmeyen, borçlanmanın yaklaşık üç aylık bir ufka sıkışmış olması.
İstisnalar kaideyi bozmuyor. On üç yılda bir yılı aşan tek bir senet var: 371 gün, 2021'de. Aynı yıl, bir yıl vadeli başka bir tahvile 15 milyon liralık teklif gelmiş, kabul edilen tutar sıfır olmuş. İki yıla uzanan hiç yok.
2013'ten bugüne ekonomide koşullar defalarca değişti. Faiz yüzde 7,5'ten yüzde 53'e çıktı. İlk ihalede kabul edilen tutar 31 milyon liraydı; bugüne kadarki en büyük ihale 6,6 milyar. Liranın yanına dolar, Euro ve sterlin eklendi. Değişmeyen tek şey vade oldu.
Döviz cinsinden 188 senette bile en uzun vade 202 gün. Faizin tek haneye yakın olduğu 2013–2017 yıllarında ortalama vade 67 gündü — bugünkünden kısa.
Bu senetler devletin ana borçlanma aracı. Bu yılın ilk yedi ayında senet yoluyla 50 milyar lira borçlanıldı.
Tamamı birkaç ay vadeli.
Uzun vadeli kaynak başka kanaldan geliyor. Türkiye'den alınan krediler yıllara yayılıyor. Ama o para kendi koşullarıyla geliyor.
Kendi parasını uzun vadeyle bulamayan bir devlet, uzun vadeli parayı başkasından almak zorunda kalıyor. Bunun faizden başka bir bedeli de var.
Bunu en son, tabir yerindeyse, telefon dairesinin gasbında gördük. Fiber optik altyapının işletmesi Türk Telekom'a devredildi; konu Anayasa Mahkemesi'ndeyken Meclis ek protokolü de geçirdi.
Kendi parasını üç aydan uzun vadeyle bulamayan devlet, altyapısını yirmi beş yıllığına verebiliyor.
Peki neden hep birkaç aylığına?
Bu, devletin tercihi mi? Faizlerin düşmesi mi bekleniyor, nakit yönetimi mi gerektiriyor?
Yoksa iç piyasa koşullarının dayattığı bir durum mu? Yani devleti en yakından tanıyanlar, ona üç aydan uzun süreyle borç vermek istemiyor mu?
İkisi çok farklı şeyler. Kayıtlar hangisi olduğunu söylemiyor: gerçekleşen borçlanmaları gösteriyor, denenip vazgeçilenleri değil.
Bilmiyoruz, çünkü vadelerin nasıl belirlendiğini açıklayan bir borç yönetimi raporu yayımlanmıyor.
Bu sorular önemli. Ama cevaplarından bağımsız olarak, üç ayın kendi sonuçları var.
Bir ülke, gelecek kuşakların da kullanacağı şeyler yaparak kalkınır. Yol, okul, su şebekesi, internet altyapısı, enerji altyapısı. Bugün para harcarsınız; karşılığını yıllar boyunca alırsınız.
Böyle işler için uzun vadeli finansman gerekir. Oysa devlet üç ay sonra yeniden kaynak aramak zorundaysa, otuz yıl sonrasını planlamak güçleşir. Daha okulun temeli atılmadan, onu yapmak için alınan borcun vadesi gelir.
Üç ayda bir yenilendiğini varsayarsak: bugün ilkokula başlayan bir çocuk liseyi bitirene kadar aynı borç kırk sekiz kez yeniden fiyatlanacak. Otuz yıl ayakta kalacak bir okul için yüz yirmi kez.
Üstelik mesele yalnızca devletin yapacağı yatırımlar değil. Devletin farklı vadelerde hangi faizle borçlanabildiği, ekonomideki diğer krediler için de bir referanstır. Bu referans birkaç aya sıkıştığında, uzun vadeli yatırımın finansmanı da zorlaşır.
Bir ülkenin hangi sektörle zenginleşeceği de tümüyle özgür bir tercih değil. Bunu tek başına devletin vadesi belirlemez; bankaların mevduat yapısı, dış finansmana erişim, kur ve hukuk riski de belirler. Ama kısa vadeye sıkışmış bir finansal sistemde, karşılığı yıllar sonra alınacak yatırımlar baştan dezavantajlıdır. Sanayi, tarım, teknoloji yıllara yayılmış para ister. Parası daha ilk günden dönmeye başlayan işlerin böyle bir paraya ihtiyacı yoktur: kumarhanenin kasası açıldığı gece dolmaya başlar.
Devletin ufku daraldıkça, ekonominin ufku da daralır.
KKTC'de tanınmamışlığın parasal bedelini biraz da burada aramak gerekiyor. Dış finansman seçenekleri dar. İçeride ise devleti, hükümeti, ekonomiyi yakından tanıyan kurumlarla kurulan borç ilişkisi birkaç aylık vadeler etrafında dönüyor. Geleceği kurmak için gereken para, sürekli bugünü kurtarmak için aranıyor.
Daha sıkı bütçe disiplini, daha şeffaf raporlama, bağımsız denetim. Hepsi gerekli ama bir sınırı var. Taşı daha az adımda yukarı taşımayı öğrenebilirsiniz. Kaya yine aşağı yuvarlanır.
Üç aylık senet, parası olan için elverişli bir araçtır. Para yalnızca üç ay bağlanır; vade sonunda faiziyle geri döner. Devlet ise aynı tarihte yeniden kaynak aramaya başlar.
Yolu ve okulu bekleten vade ile parası olanı bekletmeyen vade aynı vade.
Özel servetin gelir getirdiği, ortak ihtiyaçların ise beklediği bir düzen bu. Geçen yıl devlet faize, mahalli yatırıma harcadığından fazlasını ödedi. Bu yılın ilk yedi ayında mahalli yatırımın toplam harcama içindeki payı yalnızca yüzde 1,9.
Delik deşik yolun üzerinden geçen lüks araba, bu düzenin her gün önümüzden geçen resmi.
Camus, Sisifos'u mutlu hayal etmemizi istiyordu. Sisifos yanılsama içinde değildi. Kayanın o gün yeniden düşmüş olduğunu değil, yeniden düşmesinin içinde bulunduğu durumun kendisi olduğunu biliyordu.
Belki burada ekonomiyle felsefenin sorduğu soru aynı.
Biz her yeni borçlanmayı ayrı bir olay gibi konuşuyoruz: kaç milyar, yüzde kaç faiz. Oysa 248 senet yan yana konduğunda başka bir şey görünüyor.
Üç aylık borçlanma tekil bir olay değil. On üç yıldır tekrarlanan, kendi sonuçlarını yaratan bir düzen.
KKTC kendi döngüsünü bütün açıklığıyla görüyor mu?
KKTC yeni bir üç aylık borçlanma açıkladığı gün, Sisifos taşı yeniden yukarı taşımak için dağdan aşağı iniyordu.
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.