Ataç, Dağlarca, Ezan ve din

loading
30 Mayıs, Cumartesi
£

8.42

7.57

$

6.82

A- A A+

Ataç, Dağlarca, Ezan ve din

Bu ezan işi canımı sıkıyor dedim ya geçen gün, hala daha sıkıyor.

Din düşmanlığı yürütmek, inanıp ibadet yapmak isteyenlere "gerici güçler" diye saldırmak için bulunmaz bir ortam yarattı.

Aynı şekilde Kıbrıslı Türkleri dinsiz ilan etmek, sözüm ona habercilik yapmak adına bir toplumu bir başka toplum karşısında karakter suikastine maruz bırakmak için de biçilmiş kaftan bir tartışma.

Hem de Atatürk'ün öldüğü günü "Zulüm Bitti" diye niteleyen abuk subuk br TV istasyonunu yer aldığı bir medya yelpazesi içerisinde yapıldı bu.

Siyasi partiler bile açıklama yapmaya başlamış bakıyorum. Başka işleri yokmuş gibi.

"Fırsat bu fırsat bu işlerden biz de siyaseten nemalanalım" diyerek balıklama işin içine dalmışlar.

Halbuki din bir inanç, bir hoşgörü işidir. Dininiz var ya da yok. Bu yine de geçerli.

İnanalar inanmayanlara saygı göstermezse, inanmayanlar da inananlara hürmet etmezse, böyle "ortaçağvari din savaşları" ortamı oluşuverir.

Sabah ezanının hoparlörden geçici bir süreliğine Lefke'deki üç camiden ara emri ile durdurulmasını, "Kıbrıs'ta Ezan Yasaklandı" safsatası bundan başka bir şeye yaramaz. Adalet hızlı çalışmalı ve çirkin tartışmaya son noktayı bir an önce koymalı bence.

Hazır dinden başlamışken devam edelim.

"Müslüman değilim, ama Müslüman Düşmanıyım" diyebilecek kadar cüretkar olan Nurullah Ataç ile ilgili bir anısını, "Yaşasın Edebiyat" dergisinde yazan, ancak benim de Ahmet Kekeç'in "Gazeteciyim Ama Tedavi Görüyorum" adlı kitabında okuduğum, Fazıl Hüsnü Dağlarca olayı şöyle anlatır:

Ataç'ın karısının öldüğü yıldı. Bir gün Ankara'daki "Kitap" betikevime Nurullah Ataç soluk soluğa geldi. "Neredesin Dağlarca. On kezdir geliyorum, seni bulamıyorum." Dedi. Neden aradınız ki? Sizin için ne yapabilirim ki?" dedi. "Karım bir süredir hasta, doktorlardan yardım göremiyorum. Sen Allah'a inanan birisin, karıma dua eder misin?" dedi. Yanıtladım: "On kez bu duyguyu taşıdınızsa, benim dua etmemi düşündünüzse, istediğiniz olmuştur. Tanrıya içinizdeki dua ulaşmıştır. Tanrıya inanmak budur" dedim.

Kahvesini içerken Ataç, yarı duyulur bir sesle: Allah Allah, ben de Müslüman oldum ha" diyordu.

Nurullah Ataç ile Fazıl Hüsnü Dağlarca arasındaki sıra dışı din muhabbetiyle Kıbrıs'ta yaşanan gereksiz, suni ve zararlı bir şekilde büyüme potansiyeli olan ezan tartışması arasında bir bağlantı kuramadınız belki.

Haklısınız.

Ancak ezan kararını eleştirenlerin takındığı çirkin tavır, yazılan yazılar ile din düşmanlığı yapma fırsatını yakalayanların söylediklerini günlerdir izleyince, bu ortamda bir tarafta Müslüman düşmanı olduğunu açıkça ifade eden, diğer tarafta da Allah'a inanan iki Türk edebiyatı duayeninin diyaloğu önemli geldi bana.

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.