Ağzımızdan çıkanı kulak duyacak

loading
1 Haziran, Pazartesi
£

8.41

7.57

$

6.81

A- A A+

Ağzımızdan çıkanı kulak duyacak

Siyaset yaparken sözlerinizi iyi seçmek ve hareketlerinizi iyi yönetmelisiniz.

Hele hele bir siyasi partinin yönetimi sizin omuzlarınıza binmişse ve partinizi bir seçime doğru götürüyorsanız işiniz daha da hassas.

Yapacağınız en ufak ve anlamsız gibi gelen bir açıklama rakipleriniz tarafından sizi paçavraya çevirebilir, ya da rakiplerinizin bu açıklama yada demecinizi bu niyetle tekrarlaması sizi ya da partinizi yüceltebilir.

Çok dikkat lazım anlayacağınız.

Misal Hillary Clinton, şeytanların bile aklına gelmeyecek bir atılımla Amerikalıların tarihteki en büyük şehir efsanesi ya da saklı gerçeği olan 51'inci bölgenin durumunu ve gerçekten orada uzaylıların var olup olmadığını Amerika Birleşik Devletleri Başkanı seçilmesi durumunda açıklayacağını kamuoyuna duyurdu.

İlk kulağa geldiğinde, "kadın delirdi herhalde" dedik hep birlikte. Sonra düşünüce, kadın delirmiş olsa bile Kampanya Başkanı Robby Mook'un delirmiş olamaz.

Biraz daha düşünüce Amerikan seçmenleri arasından sırf, 51'inci bölge sırlarının ifşa edilmesi için Hillary Clinton'a oy verecek olanlar var.

Diğer taraftan Clinton'un muhtemel rakipleri de Clinton'un bu "uzaylılar varsa bu gerçeği açıklayacağım" lafını evirip çevirip aleyhe kullanma şansları da yok.

Ne yani, "hayır olamaz. Bu sırlar açıklanamaz" mı diyecekler? Mümkün değil. Öyle bir hata yapsalar, "bak açıklayacak olan var sen neyi gizliyorsun" şeklindeki seçmen sorusu ile karşılaşır, darmadağın olur.

"Bende açıklarım" da diyemez çünkü o artık kullanılmış ve sahiplenilmiş bir vaattir ve ilk sözü söyleyenin söylediğini güçlendirmekten başka işe yaramaz.

Dolayısıyla azami dikkat şart.

Ülkemize dönecek olursak. Bizde de, siyasilerin seçim kaybettiren açıklamaları vardır.

Sayın Talat'ın KKTC kurulurken ağladığını bir kitap yazarına beyan etmesi, öylesine bir aleyhine çevrildi ki, iyi niyetle söylenen sözler, başına bela oldu ve onu kurulurken ağladığı bir cumhuriyetin cumhurbaşkanı olmak isteyen kişi konumuna soktu.

Aynı şekilde Başbakan İrsen Küçük'ün, Erdoğan'ın "maaşınız kaç" sorusuna 7,5 – 8 diye son derece naif bir şekilde yanıt vermesi, seçimlerde onun aleyhine öyle bir şekilde kullanıldı ki, başka seçim oyunları ile birleşince ilk kez UBP gibi bir siyasi partinin genel başkanı sandıkta kalmış oldu.

Daha güncele bir uzanalım.

Misal su konusu ile ilgili olan CTP'nin tavrının olası seçimlere yapacağı etki.

CTP kendi ideolojisi ve görüşleri doğrultusunda su işletim ve yönetimi ile ilgili bir tavır belirledi.

Süreci çok kötü yönettikleri için ve tek bir ağızdan aklı başında bir açıklama yerine yetkililerin kamu önünde prestij kaybına neden olan karşılıklı ve karışık açıklamalar gelmesi nedeniyle, en büyük rakip konumundaki UBP'nin bunu çok iyi kullandığını düşünüyorum.

Bunu geniş kapsamlı ve bilinçli bir kampanya şeklinde yapmadı ancak, uzun kulaktan CTP'nin tavrı ile ilgili yayılan mesajlar siyaseten UBP'nin çok işine yaradı.

Üstüne üstlük Güney Kıbrıs'tan gelen, suyun gelmesi yanlıştır, kabul edilemez şeklindeki açıklamalar da CTP'nin tavrı ile üst üste bindirilip örtüştürülünce, sıradan vatandaş, "CTP ile Rumların su konusundaki tavrı aynı. Bu işte bir bit yeniği var" deyince bu kritik süreci CTP zararla, UBP ise karla kapattı.

TDP CTP'nin dümen suyunda gitmesi ve Halkın Partisi'nin mantıklı ancak geç olduğu için gereksiz sınıfında kategorize edilen su açıklaması da sonucu değiştirmedi ve UBP sudan galip çıktı.

Neymiş, ne söylediğimize ve kimin bundan ne çıkaracağına dikkat ediyormuşuz.

Bunu atalarımız "ağzımızdan çıkanı kulağı duymak" diye de tarif ederler.

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.