Endişe ve de keyifle...

loading
11 Ağustos, Salı
£

9.47

8.52

$

7.24

A- A A+

Endişe ve de keyifle...

İstanbul İstiklal Caddesi'nde patlayan canlı bombanın yine can aldığını duyunca, "yine mi?" diye acıyla yüzümü buruşturdum.

Türkiye ve Türk insanı için dua ediyor, eli kanlı terör örgütlerini, onların destekçilerini, onların azmettiricilerini ve terörü yeterince kınamayıp, içinden kıs kıs gülenleri lanetliyorum.

Elim bir yazı yazıp terör uzmanı gibi ahkam kesmeye gitmiyor bir türlü o yüzden 21 Ağustos 2015 tarihinde yayınlanan ve konuyla ilgili arşivden bir yazımı paylaşıyorum.

Endişe ve de keyifle...

İstanbul- İş için dahi olsa hep İstanbul'a büyük bir hevesle gelmişimdir. Patronlarım ya da iş gereksinimlerim beni İstanbul'a iş seyahatine göndermek konusunda hiç sıkıntı çekmemişlerdir. Söz konusu İstanbul olunca, hiç nazlanmadım çünkü şimdiye kadar.

Yine nazlanmadan ve keyifle geldim ama bu sefer gördüklerim ve hissettiklerim biraz farklı oldu.

Ben 90'lı yılların İstanbul'unu, keşmekeşini, rüşvetin, hırsızlığın, mafyanın, terörün normal kabul edildiği zamanları da iyi bilirim. 90'lı yılların büyük kısmını burada yaşayarak gördüm öğrendim.

İnsanlar patlayacak bombadan, çıkabilecek arbededen, yaşanabilecek çatışmadan çekinir oldu.

Görüştüğüm arkadaşlarım, kalabalık yerleri tercih etmemeye, oturacak ya da gidecek yeri tercih ederken, "Burası ses getirecek eylem yapmaya son derece uygun. Burada bulunmayalım" şeklinde tercih değiştirebiliyorlar ne yazık ki.

Taksim Meydanı'nda bir kafede otururken, soluklanmak isteyen 4-5 Polis memuru gelip aynı yere oturduğu için siparişleri iptal edip kalkan insanlar gördüm. Aralarındaki diyaloga kulak misafiri olduğumda, "Arada kaza kurşununa gitmeyelim kahvaltı edeceğiz diye" konuştuklarını duydum.

Suriyeli dilenciler, ya da Suriyeli taklidi yapan profesyonel dilenci şebekesi mensuplarından bahsetmiyorum bile. Her adımda var artık onlardan. Yere serilmiş battaniye üzerine minik bebeklerin sokakta uyuduğu ve annelerinin dilendiği cinsten. Yufka yürekliliğim akşam saatlerine kadar 8 paket kağıt mendil sahibi yaptı bu arada.

"İstanbullu korku içinde yaşıyor" diye bir sonuca varılamaz bu yazıdan kesinlikle. Öyle bir tespitim yok ancak, İstanbullu duruma göre tedbir alıyor. İhtiyatlı davranıyor ve yaşamını ona göre sürdürüyor, diyebiliriz rahatlıkla.

Sokaklar dolu mu, dolu.

Barlar ve cafelerde oturacak yer bulabiliyor musun? Pek değil, ama yine de insanlar tedirgin.

İstanbullu bir arkadaşa sordum. Nasıl bir hissiyattır bu? Nasıl yaşıyorsunuz? Var mıdır gerçekten bir korku?

Yanıt çok basit ama ürkütücü bir gerçeği de idrak etmeme neden oldu.

"Şu anda karşıdan gelen o adam var ya. Pekala canlı bomba olabilir. Ya da arkasından gelen diğer kadın. Kimin olacağı, ya da üzerine sakladığı bombayı hangi anda nerede patlatacağı da belli değil. Bombanın nereye kadar tesirli olacağı da belli değil" diyerek aslında saldırının nereden geleceğini ve ne zaman geleceğinin belirsiz olduğunu ifade ederek, bir anlamda 21'inci yüzyıl terörizmini tarif etti.

Tabii ekliyor arkadaşım: "Takma kafana bunları. Burası İstanbul. Keyfini çıkart. Bari bir şey olacaksa keyifle gidelim korkuyla ve endişeyle değil"

Öyle yapıyorum. (21 Ağustos 2015)

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.