Zor gece, darbeler ve Erol Olçok

loading
22 Eylül, Salı
£

9.78

8.98

$

7.63

A- A A+

Zor gece, darbeler ve Erol Olçok

15 Temmuz 4 yıl öncesine kadar bizler için 20 Temmuz Barış Harekatı’nın önünü açan Kıbrıs’taki Yunan Darbesi’nin yıldönümü idi sadece. Darbelere, darbelerle birlikte dökülen kan ve yok olan demokrasi nedeniyle karşı olma prensibine sıkı sıkıya bağlı kalmak kaydıyla, 20 Temmuz’un gerçekleşmesi için gereken kıvılcım olarak baktığımız 15 Temmuz’u farklı bir kategoride değerlendiriyorduk. Prensip olarak yanlış mı? Tabi ki. Ama Allah’ın bildiğini kulundan esirgemek de olmaz.

Ta ki 4 yıl öncesine kadar...

4 yıl önce böyle bir akşam üzeri patronum Polat Alper, ‘Uçak saatine kadar zaman geçirmem lazım. Hadi yemeğe gidelim’ teklifi ile gelince gazetenin ondan sonraki saatlerde yaşayacaklarımıza kıyasla sıradan manşetini atıp belirlediğimiz restorana doğru gitmek üzere çıktık. Biz çıkarken Cumhurbaşkanı İletişim Direktörü Ali Bizden kapıda belirdi. Kahve içmek niyetiyle uğradığını söylemesine rağmen onu da akşam yemeği kafilesine kattık ve Küçük Kaymaklı’da bir mekana gittik. Polat’ın uçak saati yaklaşınca hesabı ödeyip Ercan’a doğru gitti. Biz Ali ile iyice ballandırdığımız sohbete devam ettik.

Derken telefonum çalmaya başladı.

İstanbul’daki yakınlarım bir şeylerin yolunda olmadığı ile ilgili endişelerini dile getirmeye ve meslek gereği her şeyi herkesten erken öğrendiğimiz varsayımı ile benden bilgi almaya çalıştılar. İstanbul’daki meslektaşları arayınca durumun vahametini öğrendik. Ben gazete telaşında, Ali ise Cumhurbaşkanı telaşında çil yavrusu gibi dağıldık.

Derhal gazeteye dönüp, yapılmış gazeteyi çöpe atıp, olayı öğrenip gazeteye geri gelen ekibimle birlikte yenisini hazırlamaya koyulduk. Televizyonlar önümüzde açık, akan bilgileri süzmeye, ona göre okuyucularımızı bilgilendirmeye çalıştık. Bir taraftan mesleki kaygı, diğer taraftan bir darbeye tanıklık etmenin doğasında var olan kötü haber verme tiksintisini yaşadık.

Ama hepsinden önemlisi darbenin başarılı olması halinde bundan sonra olacaklarla ilgili beynimizi kemiren korku ve bizi bekleyen kuralsızlık ve kısıtlamalarla nasıl baş edeceğimizi düşünmenin getirdiği çaresizlik insanı bitiren cinstendi.

Tam o sırada, televizyonlardan birinde son dakika haberi geçti.

‘AK Parti’nin Reklamcısı Erol Olçok öldürüldü’

O bilgi kirliliği içerisinde, bu haberin darbeciler tarafından üretilen ve moral bozmaya yönelik bir dezenformasyon ürünü olmasını o anda ne kadar çok istedim anlatamam.

Derhal telefona sarıldım.

Erol Olçok’un tanıştırdığı ve birçok projede ekibinde bizi birlikte çalıştırdığı, o günlerde İstanbul’da olan, şimdinin Türkiye’nin Lefkoşa Büyükelçiliği Basın Müşaviri Hüseyin Aykut’u aradım.

‘Hocam duyduklarım doğru değildir inşallah’ dedim.

O çok sevdiğim Tuncel Kurtiz’i andıran ses tonunun daha boğuk bir versiyonu ile cevap verdi, ‘ne yazık ki doğru’ dedi.

Birkaç saat önce İstanbul’da birlikteymişler. Oğlu ile birlikte spora gitmek üzere Anadolu yakasına geçmişler. Ondan sonra olan olmuş.

Hüseyin Hoca can dostunu, ben ise siyasal iletişim alanında çok şey öğrendiğim ve çok yakın çalışma ayrıcalığına sahip olduğum için kendimi çok şanslı hissettiğim bir abiyi kaybettim o gece.

Darbe girişimi benim için gerçek bir darbeye dönmüştü. Darbe başarısız olmuş olmasına ama akan kan giden canlar hepimize büyük darbe oldu.

16 Temmuz 2016 tarihli Kıbrıs Postası’nın manşetini uzun düşünceler sonrası ‘Zor Gece’ olarak atmıştım. Gerçekten zordu.

Böyle bir günde, demokrasinin çözemeyeceği sorunları dipçik ve mermi ile çözebileceğini düşünüp geçmişte uygulamaya geçenleri bir kez daha lanetlemek, bunu hala düşünenleri peşinen kınamak ve Erol Olçok üstadımı da rahmetle anmak istedim.

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.