Tabaklar boş, büyük göçe hazırlanın

Yayın Tarihi: 18/02/21 09:16
okuma süresi: 4 dak.
A- A A+

Kıbrıslı Türkler 1950’lerde bir göç dalgası yaşadı. Hemen akabinde 1963-1974 arası çıkan olaylar nedeniyle kendini kurtarmak isteyenlerin göçü söz konusu oldu. 1974 Barış Harekatı sonrasında sosyoekonomik durumun nispeten iyileşmesi, ki biz buna ganimet dönemi diyoruz, göç durakladı. Ardından Asil Nadir dönemi ile durum daha da iyileşti ve göç durduğu gibi ufak ufak geri göç de başladı. Ben işte bu dönemlerin geri göçü ile ülkeye gelen bir ailenin evladıyım. Babam 1950’lerde İngiltere’ye gitmiş, 1980’lerde geri göç etmişti.

1990’larda yeni bir göç dalgası ile karşı karşıya kaldı Kıbrıs Türk halkı.

Heathrow Havalimanı’nda vize almaya çalışan, alamadığı için gerisin geriye uçağa bindirilen gençlerin hikayelerini dinledik uzun yıllar.

2003’te kapıların açılması ile herkes bireysel olarak AB Yurttaşı olunca bu sefer İngiltere’ye göç iyice kolaylaştı. İngiltere’de yüksek tahsil yapma kolaylaşınca gençlerimizin birçoğu orada kalıp hayatlarını kazanmayı yeğlediler. Ekonomik göçün yeri eğitim yoluyla yaşanan göç süreci halen devam ediyor.

Ebeveynler bile çocuklarına mezuniyete kadar giden süreçte, "kal oralarda, burada ne işin var. Senin için burada bir şey yok" dediler ve demeye de devam ediyorlar.

Sabah radyoda kardeşim Serhat İncirli’nin programını dinliyordum. Mağusa’dan bir esnafın pandemi nedeniyle zar zor tutunduğunu, çalıştırdığı iş yerini kapatmak zorunda kaldığını ve İngiltere’ye göç etmeye karar verdiğini dinledim.

Yukarıda yazdıklarım aklıma geldi birer birer.

Yoksa pandemi ve bu pandemiyi ekonomi ile paralel bir şekilde yönetmek konusunda bizi yönetenlerin basiretsizlik ve beceriksizlikleri nedeniyle 'bir büyük göç dalgası Kıbrıs Türk halkının kapısını çalmak üzere mi' diye düşündüm.

Galiba öyle olacak.

Çok güvenli bir ülkeyiz diye anlatmaya çalışıyoruz ya, insanları işlerini aşlarını kaybetmiş olan güvenli bir ülkeyiz noktasına gelmesinden endişe ediyorum.

Bu endişeyi paylaşan ya da bu endişenin örneği olan birçok insan olduğundan eminim. Ciddi işadamlarının olanı kalanı satıp gitmek konusunda düşünceleri olduğunu birçok sohbette dinlemişliğim de vardır bu süreçte.

Ferdi Sabit Soyer bir konuşmasında, ‘çocuklarımızın tabağından yiyoruz’ gibi bir laf etmişti, hiç unutmam.

Sanırım çocukların tabakları bitti torunlarınkine geçtik ve o da bitiyor.

Biz de çocuklarımıza artık 'gidin ve gelmeyin' demekten başka bir öğütte bulunamıyoruz. Döndüklerinde önlerine koyacak dolu bir tabak bırakmadık, bıraktırmadılar çünkü.

Ülkemizde bir ekmeğe muhtaç insanların, karnı aç yatan çocukların olduğunu bilmek, bizden sonraki neslin gelecek kaygısını yazıyor olmaktan ayrıca utanç duyduğumu da ifade edeyim.

Sağlık ile ekonomiyi paralel yönetmeyi beceremediniz. Çok başlılık, organizasyonsuzluk, iletişimsizlik, denetimsizlik, iradesizlik ve vurdumduymazlık bu hale getirdi.

Normalde yazılarımın sonuna 'şu olması lazım' ya da 'şunun yapılması lazım' diye bir öneri yaparım.

Bu yazıda öyle bir şey olmayacak.

Çocukların ve torunların tabakları boş. Giden gelmeyecek, olan da kalmayacak.

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Elliot Alderson 18/02/21 09:40
Elinize saglik ne guzel yazmissiniz. Kusura bakmayin ama maaleaef KKTC kotu yonetilen bir ulke. TC de oyle. Maalesef dogu zihniyetinden kurtulamamis iki memleket...