50’ye 1 kala

Yayın Tarihi: 16/05/22 11:18
okuma süresi: 5 dak.
A- A A+

20’li yaşlarımda Mike Gayle’in ‘Otuza Gelmek’ (Turning Thirty) adlı romanını okuduğumda 30 yaşın çok uzak bir yaş olduğunu düşünmüştüm. Birmingham doğumlu bir grup gencin, liseden mezun olduktan 10 yılı aşkın bir süre, uzaklaştıkları Birmingham’da yeniden bir araya geldikleri ve sırayla 30’uncu yaşlarını kutladıkları bir süreci anlatıyordu. Son derece keyifli ve güzel yazılmış bir romandır. Tavsiye ederim.

Romanda "30'a gelmek demek, bir bara gittiğinizde oturacak yer yoksa barı terk etmek demek" diyordu. Laf çok hoşuma gitmişti. Ama bir türlü ilişki kuramamıştım. Barda olmanın en önemli özelliği ayakta durmak, müziğe göre sallanmak, elinde kadeh dolaşmak değil miydi?

Geçtiğimiz hafta sonu Mike Gayle romanı benzeri bir buluşma gerçekleşti. Lefke Gazi Lisesi’nden 1990-91 sömestrinde mezun olan bir grup arkadaş, yıllardır görmediğimiz ve şimdi Litvanya’da başarılı bir restoran sahibi olan arkadaşımız Güral Karabulut’un adada olması hasebiyle bir araya geldik.

Buluştuğumuz restoranda, yan masada bir doğum günü kutlaması vardı.

Aniden pasta geldi ve pastayla birlikte içi helyumla dolu olduğu için ok gibi tavana fırlayan iki balon gördük. 2 ile 5 şekilli iki balon doğum günü kutlanan genç kadının 25’inci yaşının kutlama merasimi için bir araya gelindiğini anlatıyordu. Masada karşımda oturan benim Ayşe Çeviker olarak tanıdığım ancak evlenince Ayşe Alptürk olan arkadaşım, düğün ya da doğum günü gören kadın refleksi ile ‘Aaaa, doğum günü kutluyorlar’ dedi.

Yaş ilerleyince insan biraz patavatsız hatta dangalak olabiliyor. Bende belirtileri oluşmaya başladı.

"Ayşe, şu doğum günü kutlanan kızın yaşı seninkinin tam yarısı" şeklindeki kelimeler ağzımdan çıkıverdi.

Ayşe doğrudan bir savunma refleksi ile, "Ama biz seninle aynı yaştayız" dedi ve kendisine yaşlı yakıştırması yapıyor olma ihtimaline karşılık, "ben yaşlandıysam sen de yaşlandın" demek istedi.

Doğum günü kutlanan kızın yaşının iki misli eskimiş bir doğum belgesine sahip olmamın, Ayşe’ye yönelttiğim tespitin gerçekliğini değiştirmediğini ifade edince gülüştük.

Nereden geldik buraya?

Yarın benim doğum günüm.

Restorandaki kızın yaşının iki misline henüz ulaşmadım. Yani 50’nci yaşımı kutlamıyorum. Dolayısıyla bizim masada oturan arkadaşlarım da ulaşmadı. Rahat olsunlar ben hesapladım, 49 oluyorum.

Mike Gayle’in romanında "30’a gelmek bir bara gittiğinizde oturacak yer yoksa, o barı terk etmek demektir" şeklindeki tespit, artık 40’lı yaşların sonuna geldiğinizde hatta 50’den gün almaya başladığınızda, bir barda ayakta durmayı bırakın, barda belli desibelin üzerinde müzik varsa, ya da barda çok fazla insan varsa o barın sokağından geçmemek noktasına kadar taşınıyor.

Evet yarın benim doğum günüm.

49 yıldır bu dünyada nefes alıp veriyorum.

Bu yazıyı okuyanların bir kısmı ‘Peeee. Bu da iyice yaşlandı’ diyecek, bazıları ise ‘Peee. Bu daha çocukmuş’ diyecek.

Meseleye hangi noktadan ya da hangi yaş grubundan baktığınıza bağlı elbette.

"Doğum günleri belli bir yaştan sonra kutlama yerine anmaya dönüşür" diye bir laf vardır. Öyle bir laf var mı yoksa ben mi uydurdum şimdi hatırımda değil ama yaşını başını almışların doğum günü kutlamalarında espri olsun diye söylerim. Dedik ya yaş ilerledikçe dangalaklaşabiliyor insan.

Neyse.

Doğum günleri insanın geriye dönüp o ana kadar yaşadıklarını muhakeme edebileceği mil taşlarıdır bence.

Geriye dönüp baktığımda, neredeyse çeyrek asırdır süren mutlu bir evlilik. Pırıl pırıl iki tane çocuk ve hiçbir gününde utanacağım bir şey yazmadığım 30 yıla yakın süren bir gazetecilik kariyeri.

Hiç de fena değil.

Sanırım bir doğum günü kutlaması hakediyorum.

#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Levent Kutay
Levent KUTAY'dan
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Rasıh REŞAT yazıları