Alexa atrk.gif
banner
banner
banner
Ana Sayfa >> Yazarlar Muhittin Tolga Özsağlam | 19 Ağustos 2019, Pazartesi

Kıbrıslı Türklerin yok olma duygusu ve yerellik...   

Paylaş  
50
19
48

Rebecca Bryant bir röportajında, de facto devletler için şu ifadeyi kullanmıştı:  ‘’ Tanınmamış devletlerin benzer yanları çok. Tümünü destekleyen, finanse eden ‘patron devlet’ dediğimiz büyük bir devlet var. Fazla göç alırlar, nüfus azdır. Yok olma psikolojisi de ortaktır...’’ (Gürkan, Havadis Kıbrıs 2019). 

Bryant’ın ‘’yok olma psikolojisi’’ tespitini doğrularcasına ülkemizdeki verilerin gün geçtikçe arttığını gözlemliyoruz...  Bu psikolojinin derininde ne var sorusunu sorduğumuzda elbette ki birçok yanıt bulabiliriz... 

Göç dalgası ve bunun neticesinde oluşan psikolojiyle ortaya çıkan Xenophobia (Zenofobi)...

Zenofobi, Yunanca yabancı ve korku kelimelerinin birleşmesinden ortay çıkan sosyolojik ve siyasal bir terim... 

Avrupa genelinde çok yaygın olarak milliyetçi-ırkçı hareketleri tanımlarken kullanılıyor... Avrupa’nın yaşadığı önemli sorunsallardan bir tanesi... 

Dönelim Kıbrıs’a ve Kıbrıslı Türklere... 

Kimlik çalışmaları özellikle Soğuk Savaş sonrasında akademik alanda cazip oldu... Nedeni de etnik kimlik üzerinden sorunların ve çatışmaların dünya genelinde ön plana çıkması... 

Kıbrıslı Türk kimliği üzerine çok yazıldı çok konuşuldu... Ancak tarihsel süreçler kimi zaman atlandı... 

Bununla birlikte adada yaşanıldığı ve göç denen bir gerçekliğin varlığı da göz ardı edildi... 

Sermaye ve ucuz emek ilişkisi de hep gizlenen söylenmeyen diğer bir gerçekliğimiz... 

Yıllar önce güzel bir doktora tezi okumuştum... 

Celal Erdönmez, ‘’Şer’iyye Sicillerine Göre Kıbrıs’ta Toplum Yapısı (1839-1856)’’ isimli teziyle ilgili döneme dair Kıbrıs’taki toplumsal yaşamı güzel bir dille anlatmıştı...          

Tezde neler anlatılıyor diye sorarsanız, çok şey... 

İmparatorluk içinden ve dışından gelen göçler bir olguydu Kıbrıs için... 

Göçler neticesinde 19. Yüzyılda, Afrika kökenliler, Aşkenaz Müseviler, Ermeniler, Araplar, Maruniler, Çerkesler, Latinler adadaki etnik yapıyı renklendiren unsurlardı... 

Namus cinayetleri, arazi anlaşmazlıkları, alacak-verecek ilişkileri ve cinayetler 1839-1856 döneminde göze çarpıyordu...

Son günlerde göç, nüfus yapısı ve karşılaşılan sorunlar gerek sosyal medyada gerekse siyasal alanda oldukça tartışılmaya başlandı...

Refleks halinde yükselen sesler artıkça artıyor... Bu refleks netice itibariyle bir Xenophobia’ya dönüşmüş durumda... 

Xenophobia düzleminde tepkiler artıyor... 

Yerellik belli çevrelerde prim yapmaya başlıyor... 

Ancak yerellik üst düzeye çıkarken, ekonomik sıkıntılardan şikâyet etmekten ve dünyaya açılmaktan da bahsedemeden duramıyoruz! 

Son dönemde ülkenin nüfus yapısı küresel düzlemde gelişen süreçlerden etkilenmedi dersek yanlış olur... Elbette etkilendi... 

Ucuz emek gücü olarak ülkemize getirilen Türkiye kökenlilerden sonra Pakistanlılar, Türkmenistanlılar, Filipinliler de bu ülkede yaşam mücadelesine katılıyorlar... 

Rusyalılar ise ülkemize yatırım ve tatil amaçlı geliyorlar... Diğer bir deyişle ülkemize döviz bırakıyorlar... Onların da hatırı sayılı bir şekilde nüfusları artıyor... Yatırım yapan Rusyalılar da tepkilerden nasiplerini almaya başladılar... 

Yoğun göçlerin yaşandığı coğrafyalarda toplumsal sorunların ve travmaların da yaşandığı bir gerçek...  Kıbrıs gibi küçük bir ada ve göç ise bu adanın tarih boyunca bir gerçekliği... Bu gerçeklik önümüzde hep duracak... 

Günümüzde küreselleşme hem pozitif hem de negatif etkileriyle durdurulamaz bir süreç...  Sosyal anlamda negatif etkileri kimi zaman çok yıkıcı-travmatik... 

Küreselleşmenin yaratığı sosyal problemlerden bir tanesi de kitlesel göçler... 

Küreselleşme sürecinde sermaye için ucuz emek amaçlı bir göçmen işçi arayışı, göç eden ise bir ekmek kapısı bulma hayali... 

Sonuç olarak göç bir olgu olarak önümüzde duruyor bu sorun nasıl çözülür? Şeklindeki soruya yanıtı Kanada, Avusturalya gibi coğrafyalarda yanıt bulundu...

Entegrasyon politikaları ve ihtiyaca göre planlı göç... 

Herkes gelsin misalinden hareket değil, kalifiye iş gücünün gelmesine odaklı bir politika ve sosyal entegrasyon programları... 

Yok olma korkusunu atlatmanın en büyük güvencesi sanırım entegrasyon programları... Bu yapılırken coğrafyaya bağlı yılarca yoğrularak ortaya çıkan bir kültürün-kimliğin mevcudiyeti de unutulmamalı... 

Çok kültürlülük politikaları ve coğrafyaya referans aynı zamanda toplum mühendisliği projelerine de bir karşı duruşu ifade eder...

Sorunlara yerellikten kurtulup küresel pencereden ve enternasyonal bir yaklaşımla bakarsak sanırım zenofobik yaklaşımdan da sıyrılmış oluruz...

Bu İçeriğe Emoji İle Tepki Ver
6
 
0
 
2
 
0
 
1
 
0
 
0
 

Facebook yorum
YORUMLAR
1
ONAY BEKLEYENLER
0
19 Ağustos 2019, Pazartesi
ismail mehmet         - Lefkoşa.
Yazınızın çoğuna katılmakla birlikte son paragrafta belirttiğiniz görüşünüz için normal bir ülkede olsak amenna derdim ama sizin de yazının girişinde belirttiğiniz üzere hem tanınmamı hem küçük ve hem de maalesef bir koruyucu devletin altında olmamız ne yazık ki bizleri bir entegrasyon ve de yok olma psikozuna sokuyor ister istemez.Dolayısı ile ırkçılık da diyebilirsiniz belki ama buraya çalışmak için gelenlere isterse 40 yıl çalışsınlar vatandaşlık verilmemesi taraftarıyım.Benim nüfusum 20,000 ise ben en fazla 1000 kişi vatandaş yapabilirim.

YAZARIN SON 10 YAZISI
16 Eylül 2019, Pazartesi    Kıbrıs'ta iki ayrı devletin sonuçlarını düşünmek!
9 Eylül 2019, Pazartesi    Mekik diplomasisi ve kısıtlı zaman!
2 Eylül 2019, Pazartesi    Toplumsallaşma noksanlığı...
26 Ağustos 2019, Pazartesi    Dünyayı yönetenler ve Kıbrıs!
5 Ağustos 2019, Pazartesi    "Üçüncü Dünyalılık" ve kendimizle yüzleşmek...
29 Temmuz 2019, Pazartesi    Oturup kapsamlı çözümü beklemek!
22 Temmuz 2019, Pazartesi    Gerçekler, kültürler, acılar ve yaşama sarılmak (Djam)...
15 Temmuz 2019, Pazartesi    Akdeniz'deki güç savaşı derinleşirken
8 Temmuz 2019, Pazartesi    Liyakat ve gelecekteki iş gücü...
1 Temmuz 2019, Pazartesi    Akdeniz'deki güç savaşında Çin...

banner
banner
banner
banner
banner
banner

Kıbrıs'ta iki ayrı devletin sonuçlarını düşünmek!
Muhittin Tolga Özsağlam | 16 Eylül 2019, Pazartesi
Bir süreden beridir Kıbrıs’ta federal çözümün mümkün olmadığı ve federasyondan uzak bir durumda olduğumuz dillendiriliyor... Buna ek olarak da bağımsız iki ayrı devletin uluslararası sistem içerisinde yer alması gerek...
Mekik diplomasisi ve kısıtlı zaman!
Muhittin Tolga Özsağlam | 9 Eylül 2019, Pazartesi
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres’in özel temsilcisi Lute geçtiğimiz hafta adada bir mekik diplomasisi gerçekleştirdi... Lute, Crans-Montana sonrası duran müzakere sürecinin yeniden başlaması için ç...
Toplumsallaşma noksanlığı...
Muhittin Tolga Özsağlam | 2 Eylül 2019, Pazartesi
Birey kavramının zıttı toplumdur diyebiliriz...  İnsan tek başına yaşamını sürdürebilecek bir varlık değildir...
İnsan elbette bir bireydir, ancak birey merkezli bir yaklaşımla yaşama devam edemez... Diğer bir deyişl...