Ana Sayfa >> Yazarlar Ferhat ATİK | 27 Nisan 2017, Perşembe
Dada
Paylaş  
10
24
11

Gerçeküstülüğü bir tanımlama olarak edinmekten daha öte değerlendirmek gerekir. Gerçeküstülük, ilk adım attığı dönemin siyasi ve ideolojik içeriklerine yenilmiş olmasına rağmen, bugün yenen pozisyonda da durmuyor.

Gerek iç gerekse dış politikada sanatın ayrım noktaları olduğunu savunanlar olsa da, içtenlikle söyleyebilirim ki, kendi içsel bildirgesinden (manifesto) bu yana Andre Breton’dan Benjamen Peret’e, Louis Aragon’a kadar bir dizi, düşün-sanat insanı, siyaset biliminin sanatla akıl eşgüdümü ilişkisi içerisinde olduğuna değinir.

Gelin görün ki, ilerleyen satırlarımda bu kavramın (nosyon) daha anlaşılır olmasından çok, siyasetle ilintili gerçeküstülüğün, sadece kendi içinden akılan uzaklaşmasının bu çağa yetmediğine, pratik siyasetin de akıldan uzaklaşmaya doğru hızla ilerlediğine tanık olacağız.

Gerçeküstülük bir zaman olarak, Avrupa’da yaşanan ve dünyanın üçte ikisi dahil olmasa da bir savaşta bile ben merkezliliğine endekslenerek adına dünya savaşı denilen iki dünya savaşının arasında gelişmiş bir düşsel imge geliştirmesidir.

Temelini, akılcılığı yadsıyan ve karşı sanat için çalışan ilk dadaistlerin eserlerinden alır. 1924’te “Manifeste du Surrealisme”i (Gerçeküstülük Bildirgesi) hazırlayan şair Andre Breton’a göre gerçeküstülük, bilinç ile bilinç dışını birleştiren bir yoldur. Bu bütünleşme içinde hayali dünya ile gerçek yaşam “mutlak gerçek” ya da “gerçeküstü” anlamda iç içe geçiyordu. Sigmund Freud’un kuramlarından etkilenen Breton için, bilinçdışılık düş gücünün temel kaynağı, deha ise bu bilinçdışı dünyasına girebilme yeteneğiydi. Breton’un yanı sıra Louis Aragon, Benjamen Peret, otomatik yazı yöntemleri üzerinde deneyler yaptılar. Kendi söylemleriyle, “gerçeküstü dünyanın düşsel imgelerini geliştirmeye” başladılar. Bu şairlerin dizelerindeki sözcükler, mantıksal bir sıra izlemek yerine bilinçdışı psikolojik süreçlerle bir araya geldiği için insanı irkiltiyordu.

Gerçeküstülük, yöntemli bir araştırma ile deneyi ön planda tutuyor, insanın kendi kendisini irdeleyip çözümlemesinde sanatın yol gösterici bir araç olduğunu vurguluyordu. 1925’ten sonra gerçeküstücüler dağılmaya, başka akımlara yönelmeye başladı. Ama resimden, sinemaya, tiyatroya kadar birçok sanat dalını derinden etkiledi. Andre Breton’un yanısıra Pierre Reverdy, Robert Desnos, Louis Aragon, Paul Eluard, Antonin Arnaud, Raymond Queneau, Philippe Soupault, Arthur Cravan, Rene Char gerçeküstülük akımının önemli isimleridir.

Siyaset yöneliminden, dadaizmi veya gerçeküstülüğü anlamlandırdığımızda, karşımızda bugünün akımsız siyasetleri/siyasetçileri çıkıyor kolayca.

Burada eleştireyim. Eleştireyim ki, hiçbir düşünce, kendi içinde kapanma tehlikesi yaşamasın. Siyaset ne kadar gerçeküstü değilse, dadaist değilse o kadar halkçıdır. Ya da tek kutuplu çağımızın dünya düzeninde, bu kutba yakın olma gayretinden başka bir şey değildir.

Bu İçeriğe Emoji İle Tepki Ver
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 

YORUMLAR
0
ONAY BEKLEYENLER
0
YAZARIN SON 10 YAZISI
26 Mayıs 2017, Cuma    Kral
25 Mayıs 2017, Perşembe    Yitip gidiyor…
24 Mayıs 2017, Çarşamba    "Yaşlı yapabilse, genç düşünebilse"
23 Mayıs 2017, Salı    İnsanlara nereden bakıyorsunuz?
22 Mayıs 2017, Pazartesi    Dönüşme tehlikesi
17 Mayıs 2017, Çarşamba    Dilin, farkındır
16 Mayıs 2017, Salı    "Allah'ın ahbapları olun!"
15 Mayıs 2017, Pazartesi    Kına çiçeği
12 Mayıs 2017, Cuma    Umut
11 Mayıs 2017, Perşembe    Fidget Spinner çılgınlığı

Kral
Ferhat ATİK | 26 Mayıs 2017, Cuma
Ölüme inat yapılır sanat, müzik, edebiyat. Bedensel bir gidişin değil, bırakılan eserin tanımıdır ‘yaşamak’.
Geçtiğimiz yüzyılın bir efsanesi olarak çıktı karşımıza Elvis Presley. O tüm zamanların en iyilerinden olur...
Yitip gidiyor…
Ferhat ATİK | 25 Mayıs 2017, Perşembe
En çok isteyip de uzun zamandır yapamadıklarını bir daha yapmadan yaşlanmamalı insan.
Ne çok şeyin apansız hayatımızdan çıktığını fark ettikçe telaşlandığımız, ‘yaşamadıklarımızı acele yaşamalıyım’ dediğimiz bir süre...
"Yaşlı yapabilse, genç düşünebilse"
Ferhat ATİK | 24 Mayıs 2017, Çarşamba
Fransızlar der bunu. Bu özdeyişle tecrübe ve enerjinin bir aradalığını idealleştiren resmi bir ideoloji baskısı hissedilir aslında. İtiraz edilmesi gereken bir baskı. Direniş gösterilmesi gereken bir baskı.
Buna en g...