LÛLÛ'NUN UÇUŞU

Prof. Dr. Mehmet ÇAĞLAR
chaglarm@yahoo.co.uk
Prof. Dr. Mehmet ÇAĞLAR

Toplum, kurumlar ve devlet ahlâkı

Yayın Tarihi: 31/01/26 08:00
okuma süresi: 5 dak.

Bir toplumun ayakta kalıp kalamayacağını yalnızca siyasal statüsüyle, bayraklarıyla ya da uluslararası konjonktürle açıklamak kolaydır. Ama eksiktir. Çünkü tarih bize şunu defalarca göstermiştir: Toplumlar çoğu zaman dış baskılarla değil, içerideki çözülmeyle zayıflar. İşte tam da bu noktada asıl soruyu daha geniş sormak gerekir: Bir toplum hangi değerlerle, hangi kurumlarla ve nasıl bir devlet ahlâkıyla ayakta durur?

Bugün yaşadığımız sıkıntıları yalnızca “kişiler” üzerinden tartışmak, meseleyi daraltmak anlamına gelir. Yolsuzluk, usulsüzlük, adam kayırmacılık, liyakat yerine sadakatin öne çıkması… Bunların hiçbiri tek tek bireylerin ahlâk sorunu değildir. Bunlar bir düzen sorunudur. Daha doğrusu, düzenin değer üretme kapasitesini yitirmesinin sonucudur. Çünkü kişiler değişir; ama eğer düzen aynı kalıyorsa, sorun da kendini yeniden üretir.

Değerler Zayıfladığında Kurumlar Aşınır

Burada kritik olan şudur: Kurumlar kendiliğinden güçlü olmaz. Kurumlar, üzerine inşa edildikleri değerler kadar güçlüdür. Hukuk, etik, hesap verebilirlik ve şeffaflık yalnızca metinlerde yazılı ilkeler değildir; toplumsal davranış biçimlerinin kurumsallaşmış hâlidir. Eğer toplumda “idare edelim”, “bir kereden bir şey olmaz” ya da “herkes böyle yapıyor” anlayışı yaygınlaşmışsa, en iyi yazılmış yasalar bile kısa sürede işlevsizleşir. Çünkü hukuk, ancak ona inanıldığında işler.

Tam da bu noktada popülizm devreye girer. Değerlerin zayıfladığı, kurumların aşındığı toplumlarda popülizm bir sonuçtur; bir neden değil. Toplum, gerçek çözümler yerine kolay vaatler duymak ister. Dağıtılanlarla ayakta durmayı, üretilmeden tüketmeyi normalleştirir. Yönetenler de bu beklentiye yaslanarak kısa vadeli memnuniyetler üretir; ama bedelini uzun vadede kurumlar öder. Popülizm, hem yönetenleri hem yönetilenleri sorumluluktan uzaklaştırır. Hesap vermeyi değil, alkışlanmayı esas alır. İşte bu yüzden popülizm, devlet ahlâkının en sessiz ama en yıkıcı düşmanlarından biridir.

Devlet Ahlâkı: Gücün Nasıl Kullanıldığı Meselesi

Devlet ahlâkı meselesi tam da burada belirginleşir. Devlet ahlâkı, gücün nasıl kullanıldığıyla ilgilidir. Yetkinin keyfî mi, sorumlu mu kullanıldığıyla… Kamu kaynaklarının bir emanet mi, yoksa paylaşılabilir bir ganimet mi görüldüğüyle… Hesap vermenin bir zayıflık değil, bir onur sayılıp sayılmadığıyla ilgilidir. Devlet ahlâkı zayıfladığında, kurumlar görünürde ayakta kalır; ama içleri boşalır.

Bu durumun sonuçlarını artık soyut tartışmalarla değil, somut örneklerle yaşıyoruz. Diploma yolsuzluklarından rüşvet iddialarına, ihalelerdeki usulsüzlüklerden inşaat sektöründe konuşulan ilişki ağlarına kadar pek çok alanda çürüme sıradanlaşmış durumda. Asıl tehlike, bunların konuşuluyor olması değil; toplumun önemli bir kesiminin bunlara şaşırmıyor olmasıdır. Çünkü olağanlaşan her usulsüzlük, kurumsal hafızadan biraz daha adalet siler.

Toplumsal Rıza, Kurumsal Çözülme ve Gelecek Kaybı

Toplum–kurum ilişkisini doğru kurmak zorundayız. Toplum, kurumları yalnızca eleştiren bir seyirci konumuna çekildiğinde, o kurumların niteliği de düşer. Kurumlar toplumdan kopuk değildir; toplumun aynasıdır. Eğer toplum haksızlığa alışmışsa, kurumsal adaleti savunmak da zorlaşır. Eğer “bana dokunmayan” anlayışı içselleşmişse, hesap soran mekanizmalar yalnız kalır. Bu yüzden kurumsal çürüme, çoğu zaman toplumsal rızayla beslenir.

Bu tablo, gençler açısından çok daha yakıcıdır. Bugün kendi gençliğini tutamayan, nitelikli insanını dışarıya gönderen; buna karşılık emeği ve iş gücünü dışarıdan ithal eden bir yapıya doğru sürükleniyoruz. Kendini yetiştirebilen gençlerin kayda değer bir miktarı  ya ülke dışına gidiyor ya da gittikten sonra geri dönmemeye karar veriyor. Bu yalnızca bir beyin göçü değil; bir gelecek göçüdür.

Çıkış Yolu: Değer–Kurum–Devlet Zincirini Yeniden Kurmak

Çıkış yolu yeni sloganlar üretmekten geçmez. Daha sert yasalar, daha çok denetim bir yere kadar işe yarar. Asıl mesele, değerler zincirini yeniden kurabilmektir. Değer üreten bir toplum, kurumlarını onarabilir. Kurumları güçlü olan bir toplum, devlet ahlâkını ayakta tutabilir.

Sonuç olarak şunu açıkça söylemek gerekir:
Toplum, değer üretmeden; kurumlar, etik zemin olmadan; devlet ise ahlâklı bir güç anlayışı olmadan yaşayamaz. Çünkü bir toplum, yalnızca dış koşullara tutunarak değil; kendi iç omurgasını güçlendirerek var olur.


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Kıbrıs Postası’nın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Prof. Dr. Mehmet ÇAĞLAR yazıları