LÛLÛ'NUN UÇUŞU

Prof. Dr. Mehmet ÇAĞLAR
chaglarm@yahoo.co.uk
Prof. Dr. Mehmet ÇAĞLAR

Kırılanın nasıl iyileştiği: Yüzeyleşme ve onarım

Yayın Tarihi: 20/04/26 07:00
okuma süresi: 4 dak.

ONARIM: Hasarın Kabulü

Onarım, kırılanı gizlemek değil; kırıldığını kabul etmektir.

Hiçbir şey durduk yere onarılmaz. Önce bir kırılma olur. Bir hata, bir ihmal, bir adaletsizlik… Ve çoğu zaman toplumlar bu kırılmayı görmezden gelerek yoluna devam etmeye çalışır.

Ama görmezden gelinen hiçbir hasar yok olmaz.

Onarımın ilk adımı, inkârın sona ermesidir.
Bir şeyin gerçekten zarar gördüğünü kabul etmek…

Çünkü kabul edilmemiş bir hasar, onarılamaz.

 

Yüzleşmenin Zorluğu

Yüzleşmeden yapılan her onarım, geçici bir düzeltmedir.

Bir toplum için en zor şeylerden biri, kendi geçmişiyle yüzleşmektir. Çünkü bu yüzleşme, yalnızca olayları değil; sorumlulukları da ortaya çıkarır.

Kim ne yaptı?
Kim neyi görmedi?
Kim neyi susturdu?

Bu sorular kolay değildir. Ancak sorulmadığında, onarım süreci eksik kalır.

Çünkü yüzleşme olmadan yapılan her müdahale, yüzeyde kalır. Sorunun kendisine değil, yalnızca görünümüne dokunur.

 

Uzlaşıdan Onarıma Geçiş

Uzlaşı birlikte kalmaktır; onarım birlikte iyileşmektir.

Uzlaşı, toplumsal bir denge kurar. İnsanlar aynı zeminde durmayı kabul eder. Ancak bu durum, geçmişte yaşananların etkisini ortadan kaldırmaz.

İşte burada onarım devreye girer.

Onarım, yalnızca birlikte kalmayı değil; birlikte iyileşmeyi hedefler.
Geçmişin yükünü hafifletir, kırılan bağları yeniden kurar ve güveni derinleştirir.

Bu nedenle onarım, uzlaşının ötesine geçen bir süreçtir.

 

Adalet ve Empatinin Buluştuğu Yer

Onarım, adaletin hissedildiği; empatinin somutlaştığı noktadır.

Onarım sürecinde iki temel unsur bir araya gelir:

  • Adalet: zarar görenin hakkını teslim etmek
  • Empati: o zararın ne anlama geldiğini hissetmek

Bu iki unsur birleşmediğinde, onarım eksik kalır.

Sadece adalet varsa, süreç mekanik olur.
Sadece empati varsa, süreç duygusal kalır.

Gerçek onarım, bu ikisinin dengesiyle mümkündür.

 

Zaman ve Sabır

Onarım hızlı değil; derin olmalıdır.

Toplumlar bazen hızlı çözümler arar. Kısa sürede kapanan dosyalar, hızlı alınan kararlar, çabuk unutulan olaylar…

Ancak gerçek onarım, zaman ister.

Çünkü güvenin yeniden kurulması, hafızanın yeniden düzenlenmesi ve insanların yeniden bağ kurabilmesi… hepsi bir süreçtir.

Bu süreç aceleye getirildiğinde, iyileşme değil; sadece ertelenme yaşanır.

 

Felsefi Bir Derinlik

Onarım, geçmişi değiştirmek değil; onunla kurulan ilişkiyi dönüştürmektir.

Felsefi açıdan onarım, zamanın geri alınması değildir. Olan olmuş, yaşanan yaşanmıştır. Ancak insan, o yaşananla kurduğu ilişkiyi değiştirebilir.

Bu nedenle onarım, bir geri dönüş değil; bir yeniden kuruluştur.

Toplum, geçmişiyle sağlıklı bir bağ kurabildiğinde, geleceğe daha güçlü yürür.

 

UFUK

Onarım, bir toplumun kendine yeniden bakabildiği andır. Çünkü kırılanı onarmak, yalnızca geçmişi düzeltmek değil; geleceği mümkün kılmaktır.

Bu yüzden mesele, hatasız olmak değil; hatalarıyla yüzleşebilmektir.

Ve belki de tarih bir gün şunu yazacaktır:
Onarmayı öğrenen toplumlar, kırılmalarını değil; dirençlerini büyüttü.

 


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Kıbrıs Postası’nın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.