LÛLÛ'NUN UÇUŞU

Prof. Dr. Mehmet ÇAĞLAR
chaglarm@yahoo.co.uk
Prof. Dr. Mehmet ÇAĞLAR

Kıbrıs Türk Kimliğinin Bütüncül Paradigması -2/4- Neden Yeni Bir Paradigmaya İhtiyaç Duyulmaktadır?

Yayın Tarihi: 25/07/26 08:00
okuma süresi: 8 dak.

KAMUSAL AKADEMİ

Kıbrıs'ta Kimlik Üzerine

Üç Paradigmadan Dördüncü Paradigmaya – VI

Kıbrıs Türk Kimliğinin Bütüncül Paradigması -2/4-

 

Neden Yeni Bir Paradigmaya İhtiyaç Duyulmaktadır?

Bugüne kadar ele aldığımız bütün yaklaşımlar dikkatle incelendiğinde ortak bir özellik göze çarpmaktadır. Her biri Kıbrıs Türk kimliğinin önemli bir boyutunu açıklamakta; ancak bunu tek bir değişkeni merkeze alarak yapmaktadır.

"Kıbrıs Türkü" paradigması tarihsel ve etnik sürekliliği;

"Kıbrıslı Türk" paradigması coğrafyanın ve ortak ada deneyiminin etkisini;

"Kıbrıslıtürk" paradigması ise bu iki unsurun kaynaşmasıyla ortaya çıkan özgün kimlik tasavvurunu ön plana çıkarmaktadır.

Benzer şekilde literatürde kullanılan,

"Turkish-speaking Cypriots" dili,

"Muslim Cypriots" dini,

"Muslim Turks of Cyprus" din ile etnik aidiyeti birlikte,

"Ottoman Cypriots" ise belirli bir tarihsel dönemin siyasî aidiyetini esas almaktadır.

Bu yaklaşımların hiçbiri değersiz değildir. Aksine her biri Kıbrıs Türk toplumunun tarihsel gerçekliğinin belirli bir yönünü görünür kılmaktadır. Ancak aynı nedenle hiçbirisi tek başına bu kimliğin bütününü açıklayamamaktadır.

Bu durum aslında kimlik kuramlarının genel bir problemidir. Fredrik Barth'ın ortaya koyduğu gibi etnik kimlikler yalnızca ortak kökenle değil, toplulukların tarih boyunca oluşturdukları sosyal sınırlar ve karşılıklı ilişkiler içinde şekillenir. Stuart Hall ise kültürel kimliği tamamlanmış bir öz değil, sürekli yeniden kurulan tarihsel bir süreç olarak tanımlar. Dolayısıyla Kıbrıs Türk kimliğini de tek bir tanımla sınırlamak yerine, onu çok katmanlı bir tarihsel oluşum olarak değerlendirmek daha isabetli görünmektedir (Barth, 1969; Hall, 1996).

İşte tam da bu nedenle bu çalışmada önerilen paradigma, mevcut yaklaşımların yerine geçmeyi değil; onların açıklayabildiği gerçeklik alanlarını daha geniş ve bütünleşik bir kuramsal çerçevede bir araya getirmeyi amaçlamaktadır.

 

Kıbrıs Türk Kimliğinin Bütüncül Paradigması

Bu paradigma, önceki yaklaşımları reddeden değil; onların açıklayabildiği gerçeklik alanlarını daha geniş bir kuramsal çerçevede bir araya getirmeyi amaçlayan bir yaklaşımdır. Hareket noktası, Kıbrıs Türk kimliğinin tek bir unsur üzerinden açıklanamayacağı; aksine tarihsel, kültürel, toplumsal ve medeniyet katmanlarının birlikte değerlendirilmesi gerektiği düşüncesidir.

Bu yaklaşıma göre Kıbrıs Türk kimliği yalnızca etnik kökenin, yalnızca coğrafyanın, yalnızca dilin veya yalnızca dinin ürünü değildir. Aynı şekilde yalnızca belirli bir tarihsel dönemin siyasî aidiyetiyle de açıklanamaz. Kimlik; tarih boyunca birbirleriyle etkileşim içinde bulunan çok sayıda unsurun oluşturduğu dinamik ve çok katmanlı bir yapıdır. Stuart Hall'un belirttiği gibi kimlik, tamamlanmış ve değişmez bir öz değil; tarih boyunca sürekli yeniden kurulan kültürel bir oluşumdur. Fredrik Barth ise etnik kimliklerin yalnızca ortak kökenden değil, toplulukların birbirleriyle kurdukları sosyal ilişkiler ve sınırlar üzerinden biçimlendiğini ortaya koymaktadır. Dolayısıyla kimliği tek bir değişkenle açıklamaya çalışan yaklaşımlar, toplumsal gerçekliğin yalnızca belirli bir bölümünü görünür kılabilmektedir (Hall, 1996; Barth, 1969).

Bu nedenle bu paradigma, Kıbrıs Türk kimliğini aşağıdaki temel unsurların birlikte oluşturduğunu kabul etmektedir:

  • tarihsel köken,
  • Türk dili,
  • İslam'ın ve yerel dinî-kültürel geleneğin etkisi,
  • Kıbrıs'ta oluşan ortak toplumsal hafıza,
  • adaya özgü kültürel üretim,
  • tarihsel süreklilik,
  • Kıbrıs'ın çok katmanlı medeniyet mirası.

Bu unsurlardan herhangi biri tek başına kimliği tanımlamaz; ancak birlikte ele alındıklarında Kıbrıs Türk toplumunun tarihsel gelişimini daha kapsamlı biçimde açıklayabilirler.

Burada özellikle son unsur üzerinde durmak gerekir.

Önceki paradigmalar daha çok "Biz kimiz?" sorusuna cevap aramaktadır.

Bu paradigma ise farklı bir soru sormaktadır:

"Biz hangi tarihsel ve kültürel mirasın taşıyıcılarıyız?"

İşte bu soru, dördüncü paradigmanın önceki üç paradigmadan ayrıldığı temel noktadır.

Çünkü bu yaklaşımda kimlik yalnızca geçmişin ürünü olarak değil, geçmişle bugün arasında kurulan bilinçli ilişkinin sonucu olarak değerlendirilmektedir. Laurajane Smith'in geliştirdiği kültürel miras yaklaşımı da mirası, geçmişten kalan nesnelerin toplamı olarak değil; toplumların bugünkü ihtiyaçları doğrultusunda geçmişe anlam yükledikleri yaşayan bir kültürel süreç olarak tanımlamaktadır. Bu anlayış, mirasın yalnızca korunacak bir değer değil; kimliğin sürekli yeniden üretildiği sosyal ve kültürel bir pratik olduğunu göstermektedir.

Dolayısıyla bu paradigma açısından Kıbrıs Türk kimliği, yalnızca tarihsel kökenin devamı değildir. Aynı zamanda tarihsel mirasın bugünkü kuşak tarafından bilinçli biçimde anlamlandırılması ve geleceğe aktarılması sorumluluğunu da içermektedir.

Bu noktada kolektif hafıza kavramı da önem kazanmaktadır. Maurice Halbwachs'a göre toplumlar geçmişlerini olduğu gibi hatırlamazlar; onu bugünün ihtiyaçları doğrultusunda yeniden kurar ve ortak hafızalarını bu süreç içinde oluştururlar. Başka bir ifadeyle geçmiş, yalnızca yaşanmış olayların toplamı değil; bugünkü toplumsal kimliği anlamlandıran ortak hatırlama biçimidir. Bu nedenle Kıbrıs Türk kimliği de yalnızca tarihsel olayların sonucu değil; ortak hafızanın sürekli yeniden üretilmesiyle yaşayan bir toplumsal gerçekliktir.

İnsanlar atalarını seçemezler; fakat hangi tarihsel ve kültürel mirası sahipleneceklerine karar verebilirler.

Bu nedenle Kıbrıs Türk kimliği yalnızca 1571 sonrasında başlayan bir tarih olarak değil; bugün üzerinde yaşanılan adanın çok katmanlı tarihini anlayan, koruyan ve gelecek kuşaklara aktarmayı sorumluluk olarak gören bir medeniyet aidiyeti olarak da değerlendirilebilir.

Burada özellikle bir yanlış anlamanın önüne geçmek gerekir.

Kıbrıs'ın çok katmanlı medeniyet mirasını sahiplenmek; Fenikelilerin, Romalıların, Bizanslıların veya Lusignanların etnik devamı olduğunu ileri sürmek anlamına gelmez. Burada savunulan yaklaşım, biyolojik ya da etnik süreklilik değil; aynı coğrafyada oluşmuş tarihsel ve kültürel birikimin bugünkü toplum tarafından ortak miras olarak benimsenmesidir. Güncel kültürel miras literatürü de mirası, kimliklerin üretildiği ve toplulukların geçmişle bugün arasında bağ kurduğu dinamik bir kültürel süreç olarak ele almaktadır.

Dolayısıyla bu paradigma, Kıbrıs Türk kimliğini yalnızca köken üzerinden tanımlamaz.

Onu; köken, hafıza, kültür, coğrafya ve medeniyet mirasının birlikte oluşturduğu bütüncül bir toplumsal kimlik olarak ele alır.

 

Yarınki yazımız,  

"Köken Değil, Miras" başlığıyla

Devam edecek…


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Kıbrıs Postası’nın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.