LÛLÛ'NUN UÇUŞU

Prof. Dr. Mehmet ÇAĞLAR
chaglarm@yahoo.co.uk
Prof. Dr. Mehmet ÇAĞLAR

Geleceğin İnsanını Matematik ve Sanatla Yeniden Düşünmek

Yayın Tarihi: 17/08/26 09:30
okuma süresi: 7 dak.
A- A A+

Uzun yıllar boyunca matematiği aklın, sanatı ise duygunun alanı olarak gördük.

Matematik; sayıların, formüllerin, kesinliğin ve mantığın dünyasıydı. Sanat ise hayal gücünün, estetiğin, sezginin ve yaratıcılığın…

Oysa insan zihni böyle kesin sınırlarla çalışmıyor.

Matematik de sanat da insanın dünyayı görme, anlama, anlamlandırma ve yeniden kurma biçimleridir. Biri örüntüyü, ilişkiyi, düzeni ve yapıyı ararken; diğeri aynı dünyaya duygu, estetik, yorum ve anlam katar.

Üstelik bu birliktelik yeni de değildir.

Ortaçağın “yedi özgür sanat” anlayışında aritmetik ve geometri; astronomi ve müzikle birlikte eğitimin temel alanları arasındaydı. Matematik, bugün zaman zaman düşündüğümüz gibi sanattan bütünüyle ayrı bir dünya değildi. İnsan zihnini özgürleştiren ve geliştiren eğitimin temel parçalarından biriydi.

Belki de bugün, yüzyıllar sonra, yeniden hatırlamamız gereken şey tam olarak budur.

İkisini ayırdıkça insanı da parçaladık

Modern eğitim zaman içinde bilgiyi disiplinlere böldü.

Matematik başka bir sınıfa, resim başka bir sınıfa, müzik başka bir saate yerleşti. Bilim ile sanat, akıl ile duygu, analiz ile yaratıcılık birbirinden uzaklaştı.

Çocuklara da çoğu zaman şu örtük mesajı verdik:

Ya matematikçisin ya sanatçı…

Ya sayısalsın ya sözel…

Ya analitik düşünürsün ya yaratıcısın…

Oysa geleceğin dünyasının tam tersine ihtiyacı var.

Hem analitik hem yaratıcı, hem akıl yürütebilen hem hayal kurabilen, hem veriyi okuyabilen hem insanı anlayabilen bireylere…

Çünkü matematiğin özünde yalnızca hesaplama yoktur.

Örüntüleri görebilmek, ilişkiler kurabilmek, soyutlayabilmek, problem çözmek kadar problem oluşturabilmek, kanıt aramak, neden-sonuç ilişkilerini sorgulamak ve belirsizlik içinde akıl yürütebilmek vardır.

Sanatın özünde de yalnızca güzel bir eser ortaya koymak yoktur.

Başka türlü görebilmek, hayal edebilmek, alışılmış olanın dışına çıkabilmek, sezebilmek, hissedebilmek ve henüz var olmayanı tasarlayabilmek vardır.

İkisinin buluştuğu yerde ise çok önemli bir insan yeteneği ortaya çıkar:

Yaratıcı düşünce.

Yapay zekâ bize yeni bir soru soruyor

Bugün bu tartışma artık yalnızca eğitim felsefesinin konusu değildir.

Yapay zekâ, bildiğimiz eğitimin temel varsayımlarını sarsıyor.

Çünkü çocuklarımızın yıllarca öğrenmek için uğraştığı pek çok işlemi makineler artık saniyeler içinde yapabiliyor.

Hesaplıyorlar.

Bilgiye ulaşıyorlar.

Metin yazıyor, görüntü oluşturuyor, veri analiz ediyor, problem çözüyor, seçenekler üretiyorlar.

O halde kendimize cesaretle sormamız gerekiyor:

Makinelerin yapabildiği şeyleri daha iyi yapan insanlar mı yetiştireceğiz?

Yoksa makinelerin ürettiklerini anlayabilen, sorgulayabilen, değerlendirebilen ve onları insanlığın yararına dönüştürebilen insanlar mı?

Bence geleceğin eğitiminin kırılma noktası tam buradadır.

Eğitimin temel sorusu artık yalnızca “Çocuğa ne öğreteceğiz?” değildir.

Daha önemli soru şudur:

“Nasıl bir insan yetiştireceğiz?”

Bilmek artık yetmeyecek

Geleceğin insanının elinin altında insanlık tarihinin belki de en büyük bilgi ve üretim kapasitesi olacak.

Ama bilgi bolluğu, tek başına bilgelik üretmez.

Yapay zekâ yüzlerce çözüm önerebilir. Fakat hangi çözümün doğru, adil, güzel, insani ve sürdürülebilir olduğuna karar vermek başka bir yetkinliktir.

İşte burada matematiksel düşünme ile sanatsal düşünmenin birlikteliği çok değerli hale geliyor.

Matematik bize “Bu doğru mu, nasıl biliyoruz?” diye sordurur.

Sanat ise “Başka türlü olabilir mi?” sorusunun kapısını açar.

Ama geleceğin insanının bir üçüncü soruya daha ihtiyacı olacaktır:

“Yapabiliyoruz; ama yapmalı mıyız?”

Bu soru artık ne yalnızca matematiğin ne bilimin ne teknolojinin ne de sanatın tek başına cevaplayabileceği bir sorudur.

Bu, insanın değerleriyle ilgilidir.

Vicdanla, etikle, sorumlulukla ve nasıl bir dünyada yaşamak istediğimizle ilgilidir.

Geleceğin eğitimi insanı bütün olarak yetiştirmeli

Bu nedenle eğitim sistemlerimizi yalnızca ders programlarını güncelleyerek geleceğe hazırlayamayız.

Biraz daha kodlama, biraz daha yapay zekâ, birkaç yeni teknoloji dersi eklemek dönüşüm değildir.

Asıl dönüşüm, nasıl bir insan yetiştirmek istediğimizi yeniden tanımlamakla başlayacaktır.

Bilgiyi ezberleyen değil, sorgulayan…

Verileni tekrarlayan değil, bilgiden yeni bilgi üretebilen…

Yalnızca problem çözen değil, hangi problemin çözülmeye değer olduğunu görebilen…

Doğru soruları sorabilen…

Hayal kurabilen…

Yanılmaktan korkmayan, yanlışını fark ettiğinde değiştirebilen…

Teknolojiyi kullanan ama düşünmesini teknolojiye teslim etmeyen…

Estetik duyarlılığı, etik sorumluluğu ve insanî değerleri gelişmiş bireyler yetiştirmeliyiz.

Bunun için matematiğe de sanata da bakışımızı değiştirmemiz gerekiyor.

Matematiği yalnızca sınavlarda doğru cevap bulmanın; sanatı ise boş zamanları renklendirmenin alanı olmaktan çıkarmalıyız.

Çünkü biri düşüncenin disiplinini, diğeri hayal gücünün özgürlüğünü besler.

Ve geleceğin insanının ikisine de ihtiyacı vardır.

Belki de yapay zekâ çağının bize sunduğu en büyük fırsatlardan biri budur:

İnsanı yeniden düşünmek.

Çocuklarımızı makinelerle yarışmaya hazırlamak yerine; makinelerle birlikte düşünebilen ama düşünme sorumluluğunu onlara bırakmayan, aklı kadar hayal gücünü, bilgisi kadar vicdanını da geliştirebilen insanlar olarak yetiştirmek.

Çünkü geleceği yalnızca teknoloji belirlemeyecek.

Geleceği, o teknolojiyi hangi amaçla kullanacağına karar verecek insanlar belirleyecek.

Ve belki de geleceğin eğitimindeki en önemli hedefimiz, daha çok bilen insan yetiştirmekten önce, daha iyi düşünen, daha çok hayal eden ve daha insanca karar verebilen insan yetiştirmek olmalıdır.


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Kıbrıs Postası’nın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.