LÛLÛ'NUN UÇUŞU

Prof. Dr. Mehmet ÇAĞLAR
chaglarm@yahoo.co.uk
Prof. Dr. Mehmet ÇAĞLAR

Kıbrıs'ta yeni bir dönem mi, yeni bir belirsizlik mi?

Yayın Tarihi: 04/08/26 07:30
okuma süresi: 6 dak.

Kıbrıs'ta Değişen Sadece Müzakere Değil, Müzakerenin Mantığıdır

Antonio Guterres'in son Kıbrıs girişimi, ilk bakışta geçmişteki birçok Birleşmiş Milletler inisiyatifinden biri gibi görülebilir. Oysa dikkatle bakıldığında, bu kez değişen yalnızca müzakerelerin yeniden başlayıp başlamayacağı değildir. Değişen, belki de müzakerenin bizzat kendisini kurgulayan yöntemdir.

Uzun yıllardır Kıbrıs'ta hâkim olan anlayış, "müzakere ederek çözüme ulaşmak" üzerine kuruluydu. Liderler masaya oturuyor, başlıklar tek tek ele alınıyor, zaman zaman önemli yakınlaşmalar sağlanıyor; ancak süreç çoğu kez lider değişiklikleri, siyasi konjonktür veya karşılıklı güvensizlik nedeniyle yeniden başa dönüyordu. Crans-Montana'nın ardından ise bu yöntemin tıkandığı uluslararası toplum tarafından da kabul edildi.

Bugün ortaya çıkan yeni yaklaşım ise farklı bir mantık üzerine kuruluyor gibi görünüyor:

 

Önce ilerleme, sonra kapsamlı müzakere...

 

Bu yaklaşımın arkasındaki düşünce şudur: Taraflar önce üzerinde uzlaşabilecekleri somut alanlarda güven oluşturacak, ardından kapsamlı çözüm müzakerelerine geçilecektir. Eğer gerçekten hedeflenen buysa, Kıbrıs müzakere tarihinde önemli bir metodolojik değişimden söz etmek mümkündür.

Ancak tam da burada

üzerinde dikkatle durulması gereken

bazı sorular bulunmaktadır.

Birincisi,

bu yeni yöntem gerçekten çözüme giden yolu mu açacaktır;

yoksa kapsamlı çözümün sürekli ertelendiği

yeni ve uzun bir ara dönemin başlangıcı mı olacaktır?

 

Çünkü "geçiş dönemi" ancak sonunda bir hedefe ulaştırıyorsa anlam taşır. Eğer geçiş, kendi başına kalıcı bir duruma dönüşürse artık adı geçiş değil, yeni bir statükodur.

Kıbrıs Türk halkı açısından en önemli soru da budur.

Bugüne kadar çözümsüzlüğün bedelini tüm taraflar farklı şekillerde ödedi. Ancak zamanın herkes üzerinde aynı etkiyi yarattığını söylemek mümkün değildir. Siyasi tanınma, uluslararası temsil, ekonomik entegrasyon, genç nüfusun gelecek beklentileri ve dış dünyayla ilişkiler bakımından uzayan her belirsizlik döneminin farklı sonuçları olabilir. Bu nedenle yeni metodolojinin başarıya ulaşması yalnızca diplomatik bir mesele değil, aynı zamanda toplumsal bir gerekliliktir.

Fakat bir başka önemli ayrıntı daha vardır.

 

Genel Sekreter'in açıklamalarında,

bugüne kadar sağlanan yakınlaşmaların "esas alınacağından" değil,

"dikkate alınacağından" söz edilmiştir.

 

İlk bakışta bu iki ifade arasında önemli bir fark yokmuş gibi görülebilir. Oysa diplomasi dilinde tek bir kelime bile müzakerenin yönünü değiştirebilir.

 

"Dikkate almak",

önceki mutabakatları incelemek, değerlendirmek ve bunlardan yararlanmak anlamına gelir;

ancak bunların bağlayıcı olduğu anlamına gelmez.

Buna karşılık "esas almak",

müzakerelerin bugüne kadar oluşturulan ortak zemin üzerinden devam edeceğini ifade eder.

 

İşte tam da bu nedenle bu ifade dikkatle değerlendirilmelidir.

1968 yılında başlayan toplumlararası görüşmelerden bu yana tam elli sekiz yıllık bir müzakere hafızası oluşmuştur. 1977 ve 1979 Doruk Anlaşmaları ile şekillenen temel ilkeler, ardından onlarca müzakere turunda elde edilen çok sayıda yakınlaşma, tarafların yıllar boyunca oluşturduğu ortak bir diplomatik birikimdir.

Eğer bütün bu kazanımlar yalnızca "dikkate alınacak" belgeler olarak görülürse, elli sekiz yıllık müzakere hafızasının önemli bir bölümü yeniden tartışmaya açılabilir.

Bu ise yalnızca zaman kaybı anlamına gelmez.

Bugüne kadar üzerinde uzlaşılmış bazı başlıkların yeniden pazarlık konusu yapılması riskini de beraberinde getirir.

İşte bu nedenle

 

yeni metodolojinin başarısı kadar,

geçmişte elde edilen ortak kazanımların nasıl korunacağı da

büyük önem taşımaktadır.

 

Bir başka kritik soru ise şudur:

 

Ya bu yeni yöntem de başarıya ulaşamazsa?

Eğer taraflardan biri ya da birkaçı süreci geciktirir,

gerekli siyasi iradeyi göstermez

veya yeni metodoloji kapsamlı müzakerelere dönüşemezse

ne olacaktır?

 

Bu durumda yalnızca yeni bir diplomatik başarısızlıktan söz edilmeyecektir. Aynı zamanda uzun bir belirsizlik dönemi daha yaşanacaktır. Böyle bir senaryoda zamanın hangi taraf lehine, hangi taraf aleyhine işleyeceği ise Kıbrıs Türk toplumu açısından üzerinde en fazla düşünülmesi gereken stratejik sorulardan biridir.

Belki de bugün ilk kez çözüm modeli kadar çözüm yöntemi de değişmektedir.

Fakat yöntem değişirken hedef bulanıklaşmamalıdır.

Çünkü diplomasi tarihinde bazen süreçler amaç hâline gelir; oysa süreçler, sonuca ulaştırdığı ölçüde değerlidir.

Bugün Kıbrıs'ta sorulması gereken temel soru artık yalnızca "müzakereler başlayacak mı?" değildir.

 

Asıl soru şudur:

Yeni süreç gerçekten geleceği mi inşa edecek,

yoksa elli sekiz yıllık müzakere birikimini yeniden tartışmaya açan

uzun bir belirsizlik döneminin başlangıcı mı olacaktır?

 

Bu sorunun cevabı yalnızca müzakere masasının kaderini değil, Kıbrıs'ın geleceğini de belirleyecektir.

 


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Kıbrıs Postası’nın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.