16 Ağustos 1960: Yarım Kalan Cumhuriyet, Bekleyen Barış
16 Ağustos 1960…
Kıbrıs’ın yakın tarihindeki en önemli dönüm noktalarından biri. Tam 66 yıl önce bugün, Kıbrıs Cumhuriyeti kuruldu.
Kurulan devlet, yalnızca Kıbrıslı Rumların ya da yalnızca Kıbrıslı Türklerin devleti değildi. Kıbrıslı Türklerle Kıbrıslı Rumların ortaklığına dayanan, Türkiye, Yunanistan ve Birleşik Krallık’ın garantör olduğu, kendine özgü anayasal yapıya sahip bir ortaklık devletiydi.
Bugün zaman zaman unutulan temel gerçek de budur.
Ne var ki bu ortaklık uzun ömürlü olamadı. 1963 sonunda başlayan toplumlararası çatışmaların ardından Kıbrıslı Türkler devletin yasama, yürütme ve diğer kurumlarında öngörülen ortaklık haklarını fiilen kullanamaz hale geldiler. Cumhurbaşkanı Muavinliği görevini ise Dr. Fazıl Küçük, daha sonra da Rauf Denktaş sürdürdü.
4 Mart 1964 tarihli BM Güvenlik Konseyi’nin 186 sayılı kararı, adadaki mevcut hükümete atıf yaparken aynı zamanda BM Barış Gücü’nün kurulmasının da önünü açtı. Ardından Kıbrıs Cumhuriyeti’nin devlet kurumlarının Kıbrıslı Türklerin katılımı olmadan işleyebilmesi, 1964’te Kıbrıs Yüksek Mahkemesinin geliştirdiği “zorunluluk doktrini” (doctrine of necessity) ile hukuksal bir zemine oturtuldu. Bu doktrin, 1960 Anayasası iki toplumun yönetime katılımı üzerine kurulmuş olmasına rağmen devlet mekanizmasının Kıbrıslı Türklerin katılımı olmaksızın çalışmasını mümkün kıldı.
İşte Kıbrıs sorununun bugün dahi tartışılması gereken anayasal düğümlerinden biri burada yatmaktadır.
Çünkü 1960’ta kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin anayasal düzeni ile bugün fiilen işleyen düzen aynı değildir. 1960 sistemi iki toplumun siyasal ortaklığı ve güç paylaşımı üzerine kurulmuştu. 1964 sonrasında ise iki toplumlu kurumlara ilişkin birçok anayasal hüküm uygulanamaz hale geldi; zorunluluk doktrini zaman içerisinde bu farklı işleyişin hukuksal dayanaklarından biri oldu.
Bu nedenle meseleye yalnızca “1960’ta kurulan devlet bugün de aynen devam ediyor” diyerek bakmak, Kıbrıs’ın anayasal ve siyasal tarihinin önemli bir bölümünü görmezden gelmek olur.
Sonrası hepimizin bildiği acılı tarih…
1974’te Yunanistan’daki cuntanın desteklediği darbe ve Nikos Sampson’un iktidara getirilmesi… Ardından Türkiye’nin 20 Temmuz müdahalesi… Adanın fiilen ikiye bölünmesi…
Kıbrıslı Türkler de bu süreçte kendi yönetim yapılarını oluşturdular. Otonom Kıbrıs Türk Yönetimi’nden 13 Şubat 1975’te Kıbrıs Türk Federe Devleti’ne, 1983’te ise Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne uzanan ayrı bir siyasal ve kurumsal yapı ortaya çıktı.
Bugün böyle bir tarihsel gerçekliğin içindeyiz.
Bir tarafta uluslararası toplum tarafından Kıbrıs Cumhuriyeti olarak tanınan ve Avrupa Birliği üyesi olan yapı; diğer tarafta Kıbrıslı Türklerin on yıllar içinde oluşturduğu kendi kurumları ve siyasal düzeni var.
Ve burada tarihin insanı ister istemez gülümseten —belki de acı acı gülümseten— bir ironisiyle karşılaşıyoruz:
Kıbrıs Cumhuriyeti 16 Ağustos 1960’ta kuruldu. Ama bağımsızlık yıldönümü bugün 1 Ekim’de kutlanıyor.
İnsan sormadan edemiyor:
16 Ağustos’ta doğan bir Cumhuriyetin doğum gününü 1 Ekim’de kutlamak, acaba bize 1960’ta kurulan iki toplumlu ortaklık devletinden ne kadar uzaklaşıldığını da mı anlatıyor?
Belki biraz kara mizah olacak ama insanın aklına şu da geliyor: Doğum tarihini değiştirmek kolay; keşke tarihin kendisini değiştirmek de bu kadar kolay olsaydı.
Çünkü 16 Ağustos 1960’ın gerçeği değişmiyor: O gün kurulan Cumhuriyet, iki toplumdan yalnızca birinin değil, Kıbrıslı Türklerin ve Kıbrıslı Rumların ortak Cumhuriyetiydi.
Fakat bütün bunları bugün yalnızca geçmişi yeniden tartışmak için hatırlamıyorum.
16 Ağustos bize geçmişten çok geleceği düşündürmelidir.
16 AĞUSTOS: YARIM KALAN ORTAKLIKTAN YENİ BIR ORTAKLIĞA
Bu adada iki toplum vardır. İkisinin de bu topraklarda kökleri, acıları, korkuları, hakları ve gelecek beklentileri vardır. Altmış yılı aşkın süredir yaşananlar bize bir şeyi yeterince öğretmiş olmalı: Bir tarafın diğer taraf üzerinde kuracağı düzen, kalıcı barış üretemez.
Kıbrıs’ın ihtiyacı yeni duvarlar değil, yeni bir ortaklık kültürüdür.
Ama bu ortaklık 1960’ın basitçe yeniden kurulması da olamaz. Aradan geçen 66 yılın gerçekleri vardır. İki toplumun ayrı kurumları, ayrı siyasal deneyimleri ve derinleşmiş güvensizlikleri vardır.
Bu nedenle bugün konuştuğumuz iki bölgeli, iki toplumlu federal çözüm, bana göre geçmişe dönüş değil, geçmişin derslerinden yararlanarak geleceği yeniden kurma arayışıdır.
Adının ne olacağından ziyade, içeriğinin ne olacağı önemlidir.
Siyasi eşitliğe dayanan, iki toplumun kimliğini ve iradesini güvence altına alan, iki kurucu devletin yer aldığı, hiçbir toplumun diğerine hükmetmediği, yetki ve sorumlulukların açık biçimde paylaşıldığı, güvenliğin karşılıklı tehdit algıları yerine karşılıklı güven üzerine kurulduğu bir yapı…
Belki de 1960’ın bize bıraktığı en önemli ders tam burada saklıdır:
Ortaklık, yalnızca anayasaya yazılarak kurulamaz. Ortaklık, karşılıklı güvenle yaşatılır.
Bugün yeniden başlayan ve sürdürülmeye çalışılan çabaların asıl hedefi de bu olmalıdır. Müzakere masasına yalnızca geçmişin hesaplarıyla değil, gelecek kuşaklara nasıl bir Kıbrıs bırakacağımız sorusuyla oturmalıyız.
Çünkü bu ada bölünmüşlüğe alışmış olabilir; ama bölünmüşlük onun kaderi değildir.
66 yıl sonra 16 Ağustos bize hâlâ aynı soruyu soruyor:
1960’ta kurmayı başaramadığımız kalıcı ortaklığı, geçmişin bütün derslerini de yanımıza alarak, bu kez gerçekten birlikte kurabilecek miyiz?
Ben hâlâ bunun mümkün olduğuna inanıyorum.
Yeter ki önce birbirimizi tehdit olarak görmekten vazgeçelim.
Yeter ki birbirimizin haklarını kendi haklarımızın kaybı olarak görmeyelim.
Ve yeter ki barışı, karşı tarafın vereceği bir taviz değil, iki toplumun çocuklarına karşı ortak sorumluluğumuz olarak görelim.
Kıbrıs’ın barışa ihtiyacı var. Belki daha da önemlisi, Kıbrıslıların yeniden birbirine güvenmeye ihtiyacı var.
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.