LÛLÛ'NUN UÇUŞU

Prof. Dr. Mehmet ÇAĞLAR
chaglarm@yahoo.co.uk
Prof. Dr. Mehmet ÇAĞLAR

Hesap sorulmayan yerde umut olmaz

Yayın Tarihi: 01/02/26 08:00
okuma süresi: 4 dak.

Bu ülkede mesele, sıkça söylendiği gibi “hukuk yok” meselesi değildir.
Bu kolay bir cümledir ama eksiktir.
Çünkü hukuk vardır.
Yargı susmamaktadır.
Ama yetmemektedir.

Asıl sorun tam da burada başlar:
Adalet vardır ama geç gelir.
Geç gelen adalet ise çoğu zaman adalet olmaktan çıkar; vicdanda yarım kalır.

Bir toplumda adalet duygusu zayıflamaya başladığında, sorun yalnızca mahkeme salonlarının meselesi olmaktan çıkar. O noktadan sonra mesele, toplumun kendi kendine sorduğu sorularla ilgilidir:
“Bu ülkede doğru olmak işe yarıyor mu?”
“Haksızlık karşısında ses çıkarmanın bir anlamı var mı?”
“Bir şeylerin hesabı gerçekten soruluyor mu, yoksa zamanla unutturuluyor mu?”

İşte umut, tam bu soruların cevabında yaşar ya da ölür.

 

Adaletin Sorunu Sessizlik Değil, Zaman

Bu ülkede yargıyı hedef tahtasına koymak kolaydır. Ama adil değildir.
Çünkü mesele niyet değil, kapasitedir.
Yargı sistemi, yıllar önce çizilmiş bir çerçeve içinde, bugünün ağır yükünü taşımaya çalışmaktadır. Dosyalar çoğalır, suç biçimleri karmaşıklaşır, toplum büyür; ama sistem aynı kalır.

Ortaya çıkan şey şudur:
Adalet geri çekilmez, ama yavaşlar.
Yavaşlayan adalet ise toplumda şu duyguyu üretir:
“Bir şey yapsak da sonuç değişmeyecek.”

İşte bu duygu, hukuksuzluktan bile daha tehlikelidir.
Çünkü hukuksuzluk öfke yaratır;
adaletin gecikmesi ise umursamazlık üretir.

 

Hesap Sormak Bir Kurum Değil, Bir Kültür Meselesidir

Hesap sormayı yalnızca yargıdan bekleyen toplumlar, farkında olmadan kendi sorumluluklarını askıya alır. Oysa hesap sorma bir kültürdür.
Siyasetin hesap vermeyi içselleştirmediği,
sivil toplumun takipçi olmadığı,
medyanın dosya peşinde koşmadığı,
vatandaşın “bana dokunmuyor” dediği yerde,
en güçlü yasalar bile yalnız kalır.

Burada mesele kişiler değildir.
Yolsuzluk, usulsüzlük, kayırmacılık…
Bunlar “kötü insanlar” anlatısıyla açıklanamaz.
Bunlar bir düzenin aynasıdır.
Ve düzen, değer üretmeyi bıraktığında, çürüme sıradanlaşır.

Toplum alışır.
Alışan toplum ise bir süre sonra sormaz; bekler.
Bekleyen toplum da umudu yönetenlerin insafına bırakır.

 

Popülizm: Umudun Sahte İkamesi

Değerlerin zayıfladığı yerde popülizm güçlenir.
Bu kaçınılmazdır.

Popülizm, toplumun gerçek sorunlarıyla yüzleşmek yerine ona kısa vadeli rahatlama sunar.
Dağıtılanlarla ayakta durmayı normalleştirir.
Üretmeden tüketmeyi sıradanlaştırır.
Hesap sormayı değil, alkışlamayı öğretir.

Ve en tehlikelisi şudur:
Popülizm yalnızca yönetenlerin tercihi değildir.
Toplum da zamanla popülizmi talep eder.
“Bana şimdi ne veriyorsun?” sorusu,
“Bu düzen nereye gidiyor?” sorusunun önüne geçer.

İşte o anda umut, hak arayışından kopar;
vaatlerin gölgesine sığınır.

 

Peki, Ne Yapmalı?

Burada slogan atmak kolaydır.
Ama işe yaramaz.

Çıkış yolu, daha yüksek sesle bağırmak değil;
daha kararlı ve sürekli bir takip kültürü oluşturmaktır.

  • Yargıyı suçlamak yerine yargıyı güçlendirmeyi talep etmek,
  • Siyaseti alkışlamak yerine hesap vermeye zorlamak,
  • Sivil toplumu yalnızca eylemle değil, belgeyle ve ısrarla sahaya çağırmak,
  • Adalet mekanizmalarını yalnız bırakmamak,
  • “Bir kereden bir şey olmaz” cümlesini hayatımızdan çıkarmak…

Bunlar küçük gibi görünen ama toplumu dönüştüren adımlardır.

 

Son Söz Yerine

Umut, soyut bir iyimserlik değildir.
Umut, hesap verebilen bir düzenin yan ürünüdür.

Bu ülkede adalet susmamıştır.
Ama onu hızlandırmak, derinleştirmek ve sahiplenecek bir toplumsal vicdan üretmek zorundayız.

Çünkü hesap sorulmayan yerde,
insanlar önce susar,
sonra alışır,
en sonunda da gider.

Ve bir toplum, en çok da
sormayı bıraktığı gün kaybeder.


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Kıbrıs Postası’nın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Prof. Dr. Mehmet ÇAĞLAR yazıları