LÛLÛ'NUN UÇUŞU

Prof. Dr. Mehmet ÇAĞLAR
chaglarm@yahoo.co.uk
Prof. Dr. Mehmet ÇAĞLAR

Kibir: Gücün Aynasında Kaybolmak

Yayın Tarihi: 07/02/26 08:00
okuma süresi: 4 dak.

Kibir çoğu zaman yanlış yerde aranır.
Yüksek sesle konuşanlarda,
üstten bakan tavırlarda,
açık buyurganlıkta…

Oysa en tehlikeli kibir,
ne bağırır ne de kendini hemen ele verir.
Aksine, akıllı, yetenekli, iyi konuşan,
insanları etkileyebilen kişilerde ortaya çıkar.

Bu yüzden fark edilmesi zordur.
Çünkü bu kibir,
kendini erdemle, vizyonla, hatta demokrasi diliyle örter.

 

Kibir Bir Karakter Sorunu Değil, Bir Körlük Hâlidir

Kibir çoğu zaman ahlâk eksikliği gibi anlatılır.
Oysa kibir, çoğu durumda körlüktür.

Kişi:

  • Başardıklarını görür
  • Ama önünü açanları görmez
  • Konuşur
  • Ama dinlemez
  • Yol gösterir
  • Ama yolu kiminle yürüdüğünü unutur

Kibir, tam da bu unutma hâlidir.

İnsan bir noktadan sonra şuna inanmaya başlar:
“Ben olmasam olmaz.”

İşte bu cümle,
kibrin aynaya yerleştiği andır.

 

Yetkin Kibir: En Tehlikeli Olan

En yıkıcı kibir,
yeteneksiz olanda değil;
yetenekli olanda ortaya çıkan kibirdir.

Bu insanlar:

  • Zekidir
  • Karizmatiktir
  • Hitabeti güçlüdür
  • İnsanları etkiler

Bu yüzden ilk bakışta kibirli değil,
“lider” gibi görünürler.

Ama zamanla bir eşik aşılır.

Eleştiri rahatsız edici olur.
Farklı sesler “uyumsuz” ilan edilir.
Sorular “zamanı değil” denilerek ertelenir.

Demokratik bir dil vardır,
ama kararlar hep aynı yerden çıkar.

İstişare yapılır,
ama sonuç çoğu zaman önceden bellidir.

 

Alkışla Beslenen Güç

Bu kibir türü,
zorbalıkla değil,
alkışla büyür.

Kibirli kişi artık:

  • Kendini eleştirenleri değil
  • Kendini onaylayanları yanında tutar

Çünkü eleştiri aynayı çatlatır.
Alkış ise aynayı parlatır.

Zamanla etrafında bir çember oluşur:

  • Baş sallayanlar
  • Sessiz kalanlar
  • “Haklısınız” diyenler

Ve kibir,
bu sessiz onaydan meşruiyet devşirir.

 

Üretimin Sessizce Durduğu An

İşte en tehlikeli kırılma noktası burada başlar.

Bu tür güçlü kibir,
zamanla sadece insanları değil,
üretimi de kontrol etmeye başlar.

Artık insanlar:

  • Kendi düşündüklerini değil
  • “Onun hoşuna gidecek olanı” üretir

Yaratıcılık geri çekilir.
Cesaret azalır.
Risk alınmaz.

Üretim vardır belki,
ama sadece istenilen kadar.

Farklılık değil, uyum ödüllendirilir.
Yenilik değil, tekrar güvenli bulunur.

Ve kurumlar,
yavaş yavaş tek sesli yapılara dönüşür.

 

Kibir Kurumsallaştığında

Bu noktadan sonra kibir,
bir kişisel zaaf olmaktan çıkar;
bir yönetim biçimine dönüşür.

Sorular azalır.
Toplantılar onaya dönüşür.
Eleştiri “negatiflik” olarak etiketlenir.

Kurum öğrenmez.
Sadece kendini tekrar eder.

Ama kibirli yapılar bunu fark etmez.
Çünkü sürekli aynaya bakarlar
ve hep kendilerini görürler.

 

Kibir Kimi Yıpratır?

İlk bakışta başkalarını.
Ama en çok kendini.

Kibir:

  • Öğrenme ihtiyacını ortadan kaldırır
  • Yenilenme refleksini köreltir
  • Eleştiri kasını felç eder

Ve sonunda şu cümle yerleşir:

“Biz zaten yeterince iyiyiz.”

İşte bu cümle,
düşüşün en sessiz başlangıcıdır.

 

Bir Durup Soralım…

Neden dinlemek zorlaştı?
Neden eleştiri tehdit gibi algılanıyor?
Neden alkış, hakikatin önüne geçiyor?

Ve belki de en zor soru:

Bir toplum,
gücün aynasına bakarak
ne kadar yol alabilir?

 

Lülü’nün Uçuşu,
bu aynayı kırmaya değil;
ayna karşısında durup düşünmeye çağırıyor.

Çünkü uçmak için yalnızca güç değil,
sınırlarını görebilme cesareti gerekir.


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Kıbrıs Postası’nın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Prof. Dr. Mehmet ÇAĞLAR yazıları