Krizler çağında toplum, eğitim ve insan: Yönünü kaybeden toplumlar eğitimi de kaybeder
Nasıl Bir Gelecek İstediğimize Karar Verdik mi?
Bir çağ değişirken, toplumlar iki şey yapar:
Ya değişimi okur ve kendini yeniden düşünür,
ya da olan biteni “geçici bir sarsıntı” sanıp eski alışkanlıklara tutunur.
Bugün yaşadığımız krizler, ikinci yolu seçen toplumların önüne bir duvar gibi çıkıyor. Çünkü bu krizler ne ani ne de geçici. İklimden siyasete, bilgiden teknolojiye uzanan bu tablo, bize tek bir şey söylüyor:
Dünya artık eski sorularla yönetilemez.
Her yıl Ocak ayında, dünyanın nabzını tutan World Economic Forum raporları bu gerçeği tekrar tekrar hatırlatıyor. Bu raporlar tek başına geleceği belirlemiyor; ama geleceğin hangi yönden geldiğini açıkça gösteriyor. Son birkaç yıla bakıldığında tablo net: riskler azalmıyor, çeşitleniyor; çeşitlendikçe de toplumların yön duygusunu zayıflatıyor.
Ve yönünü kaybeden bir toplum, önce ortak dilini, sonra da ortak geleceğini kaybeder.
Krizler Neden Önce Toplumu Sarsar?
Kriz dediğimiz şey yalnızca ekonomik bir daralma ya da siyasi bir gerilim değildir. Asıl kriz, toplumun “Biz kimiz, nereye gidiyoruz?” sorusuna cevap verememesiyle başlar.
Bugün pek çok ülkede yaşanan tablo tanıdık:
- Kutuplaşma artıyor
- Güven azalıyor
- Ortak akıl zayıflıyor
Bu durum tesadüf değil. Dezenformasyon, yalnızca yanlış bilgi yaymıyor; hakikat zeminini parçalıyor. Toplumsal kutuplaşma, yalnızca fikir ayrılığı üretmiyor; birlikte düşünme kapasitesini yok ediyor. Eşitsizlik ise yalnızca yoksulluk yaratmıyor; adalet duygusunu aşındırıyor.
Sonuçta toplum, geleceğe dair uzun cümleler kuramaz hâle geliyor. Herkes konuşuyor, ama kimse aynı hikâyenin içinde değil.
Kuzey Kıbrıs’ta Yön Kaybı Daha mı Hızlı?
Küçük toplumlarda krizler daha erken hissedilir.
Ama asıl fark şuradadır:
Küçük toplumlar krizlere daha çabuk alışabilir.
Kuzey Kıbrıs’ta bugün birçok alanda tartışma var: ekonomi, nüfus, eğitim, siyaset… Ancak bu tartışmaların çoğu aynı eksende dönüp duruyor. Çünkü üstte duran, her şeyi birleştiren bir soru eksik:
Bu adada nasıl bir toplum olmak istiyoruz?
Bu soru netleşmeden:
- Eğitim hedefleri bulanık kalır
- Kurumlar kişilere bağımlı hâle gelir
- Siyaset günü kurtarır, ama geleceği kuramaz
Krizler çağında asıl tehlike, krizin kendisi değil; krizi normalleştirmektir.
Toplumsal Mutabakat: Nostalji Değil, Zorunluluk
Toplumsal mutabakat denildiğinde, çoğu zaman yanlış anlaşılır. Bu, herkesin aynı düşünmesi değildir. Aksine, farklılıkların ortak bir gelecek fikri etrafında birlikte yaşayabilme iradesidir.
Mutabakat yoksa:
- Kurallar keyfileşir
- Güç, ilkenin önüne geçer
- Eğitim bile tarafsızlığını kaybeder
Bugün yaşadığımız pek çok sorunun temelinde, bu ortak zemin kaybı yatıyor. Toplum, kendi geleceği üzerinde konuşmayı bırakınca, eğitim de yönünü kaybediyor.
Eğitime Geçmeden Önce Durdurup Şunu Sormalıyız
Eğitim sistemi, bir toplumun kendini yeniden üretme biçimidir.
Ama yönünü kaybetmiş bir toplum, neyi yeniden üreteceğini de bilemez.
Eleştirel düşünme istiyoruz diyoruz; ama eleştiriden rahatsız oluyoruz.
Demokratik değerler diyoruz; ama gündelik dilimiz sertleşiyor.
Gelecek diyoruz; ama kararlarımız hep kısa vadeli.
Bu çelişkiler çözülmeden, eğitimden mucize beklemek gerçekçi değildir.
Bir Sonraki Eşik
Bu yazıda, özellikle eğitime girmedim.
Çünkü eğitimi konuşmadan önce, toplumu konuşmak gerekiyordu.
Bir sonraki yazıda şu soruyla devam edeceğiz:
Krizler çağında eğitim sistemi hâlâ eski dünyanın kurumu olarak mı işliyor?
Eğer öyleyse, sorunumuz yalnızca müfredat değil;
zamanın gerisinde kalmış bir düşünme biçimidir.
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.