Zaman yutan canavar: Trafikte eriyen ekonomik geleceğimiz
Ülkedeki şehir hayatlarının en büyük kâbusu nedir diye sorsak, herhalde büyük bir çoğunluk aynı cevabı verir. “Trafik sıkışıklığı”. Her sabah ve her akşam direksiyon başında ya da bir otobüs camından dışarı bakarak saatlerimizi harcıyoruz. Ancak o bitmek bilmeyen kuyruklarda akıp giden sadece zaman değil; farkında olmadan cebimizden, geleceğimizden ve ülke ekonomisinden eksilen devasa bir servettir. Trafikte kaybedilen her dakika, sadece bireysel bir can sıkıntısı değil; üretimi, ticareti, sağlığı ve refahı baltalayan küresel bir ekonomik yaradır.
Ekonomi biliminde çok temel bir kavram vardır: Fırsat maliyeti: Yani bir şeyi seçtiğinizde, vazgeçtiğiniz diğer seçeneğin değeri. Trafikte geçirdiğimiz zaman; üretebileceğimiz, tasarlayabileceğimiz veya dinlenip bir sonraki güne enerji toplayabileceğimiz anlardan çalınmış birer hırsızdır. Ailemizden çalınan bir zamandır. İşe gitmek için yollarda tükenen bir iş gücü, fabrikaya veya ofise ulaştığında çoktan enerjisinin yarısını kaybetmiş oluyor. Bu yorgunluk iş yerlerindeki verimliliği ve yaratıcılığı düşürürken, şirketlerin ve dolayısıyla ülkenin toplam üretim gücünü aşağı çekiyor. Yani ekonomi, daha işin başında büyük bir darbe alıyor.
Madalyonun bir de doğrudan nakit kaybettiren, gözle görülür bir yüzü var: Yakıt israfı: Dur-kalk yapan, saatlerce santim santim ilerleyen binlerce aracın yaktığı fazladan akaryakıt, kelimenin tam anlamıyla egzozdan uçup gidiyor. Özellikle petrol gibi enerjide dışa bağımlı ülkeler için bu durum, sadece bireyin cebini yakmakla kalmıyor; ülkenin dış ticaret açığını büyüterek makroekonomik dengeleri kökten sarsıyor.
Üstelik bu kriz sadece binek araçlarla sınırlı değil; ticari lojistik ve tedarik çizgisini de vuruyor. Fabrikaya yetişmesi gereken ham madde yolda kaldığında üretim hatları yavaşlıyor. Markete gidecek ürün geciktiğinde taşımacılık maliyetleri katlanıyor. Lojistikteki her gecikme, günün sonunda raflardaki ürünlere fiyat artışı olarak yansıyor. Yani siz trafikte bizzat kalmasanız bile, market alışverişi yaparken o trafiğin faturasını pahalılıkla ödüyorsunuz.
Tüm bunlara ek olarak, madalyonun arkasında gizli duran sağlık ve altyapı maliyetleri var. Yoğun trafik stresinin tetiklediği kalp ve ruh sağlığı sorunları ile solunan kirli hava, devletin sağlık harcamalarını ciddi şekilde artırıyor. Diğer yandan, aşırı yük altındaki yolların ve araçların erken yıpranması, bakım ve onarım için devlet bütçesinden devasa paraların çıkmasına neden oluyor.
Peki, bu görünmez canavarı durdurmak mümkün mü? Dünyadaki başarılı örnekler bize ekonomik çözümlerin işe yaradığını gösteriyor. Örneğin Londra, şehir merkezine araçla girenlerden "sıkışıklık ücreti" alarak hem trafiği azalttı hem de toplu taşımaya büyük bir bütçe sağladı. Singapur ise dünyada bir öncü olarak "Elektronik Yol Ücretlendirme" (ERP) sistemini kullanıyor; trafiğin yoğun olduğu saatlerde fiyatları artırıp sürücüleri farklı saatlere veya toplu taşımaya teşvik ediyor. Bu akıllı ekonomik hamleler, şehirlerin nefes almasını sağlarken milyarlarca dolarlık zaman kayıplarının önüne geçiyor.
Sonuç olarak; yollarda kaybettiğimiz zaman, sadece saatlerin akıp gitmesi demek değildir. Trafik sıkışıklığı, her gün milyarlarca lirayı yutan ekonomik bir canavardır. Şehirlerimizi akıllı ulaşım sistemleri, güçlü toplu taşıma ağları ve bu tür doğru ekonomik teşviklerle donatmadığımız sürece, o kuyruklarda sadece vaktimizi değil, ekonomik geleceğimizi de eritmeye devam edecektir.
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Suat Kalender18/09/26 22:50
Radikal bir çözüm önereyim. Trafiği ters yüz ederseniz sıkışıklık azalır. İngiliz sisteminden kaynaklı. Hindistan gibi kaos var. Trafiği ciddi bir planla, 10 yıllık bir geçiş süreciyle sağ akışa yönlendirmek gerekli. Ekonomik maliyeti var fakat bunu göze almak gerekir. Ülkeye gelen insanların çoğu sağ şeride alışkın oldukları için sıkışıklığın artmasında payları var.