Devlet makamları miras değil
Siyasette evet soyadın bir ağırlığı vardır.
Bazı soyadları vardır; seçmenin hafızasında yıllar içinde yer etmiştir. Bazıları bir dönemi, bir lideri, bir siyasi hareketi çağrıştırır. O soyadı taşıyan biri sandığa girdiğinde, aslında yalnızca kendi adıyla değil, ailesinin geçmişinden gelen bir siyasal hafızayla da yarışır.
Burada mesele, siyasetçinin çocuğunun siyaset yapıp yapamayacağı değildir.
Elbette yapabilir.
Bir siyasetçinin oğlu da kızı da diğer yurttaşlar gibi aday olabilir, seçilebilir, milletvekili olabilir, belediye başkanı olabilir. Ailesinin siyasette olması, onun demokratik haklarını ortadan kaldırmaz.
Fakat asıl soruyu burada sormak gerekiyor:
Siyasete herkes aynı kapıdan mı giriyor?
Kıbrıs Türk siyasetinin kırk yılına baktığımızda, siyasetin bazı ailelerde kuşaktan kuşağa devam ettiğini görüyoruz.
Denktaş, Tatar, Çağatay, Atun, Özgür, Usar, Derya, Barçın, Candan, Murat, Talat, Eroğlu, Hasipoğlu ve Gürçağ aileleri bunun örnekleri...
Bu isimlerin hikâyeleri elbette birbirinin aynısı değil. Kimi uzun yıllardır siyasetin içinde, kimi yeni aday, kimi seçilmiş bir temsilci. Dolayısıyla burada kişileri hedef almak kolaycılık olur.
Asıl mesele kişiler değil, sistemdir.
Çünkü devlet makamları miras bırakılamaz ama siyasal sermaye bırakılabilir.
Bir milletvekili koltuğunu çocuğuna vasiyet edemez. Bir belediye başkanı makamını oğluna devredemez. Bir bakanlık tapu senediyle mirasçılara geçmez.
Son sözü seçmen söyler.
Ama bazı şeyler seçimden çok önce devredilmiş olabilir...
Tanınmış bir soyadı, parti içindeki ilişkiler, yerel örgütlerle kurulan bağlar, medya görünürlüğü, seçmen çevresi, destekçi ağı ve siyasetin nasıl işlediğini çocukluktan itibaren öğrenmiş olmanın sağladığı avantaj…
Sıradan bir genç parti binasına girdiğinde kendisini tanıtmak zorundadır.
Bir siyasetçinin çocuğu içeri girdiğinde ise çoğu zaman soyadı ondan önce içeridedir.
Demokratik tartışmanın düğüm noktası tam da burasıdır.
Dünyanın farklı demokrasilerinde yapılan araştırmalar da benzer bir tabloya işaret ediyor: Siyasal güç, belirli koşullarda kendisini aile içinde yeniden üretebiliyor. Dal Bó, Dal Bó ve Snyder’ın ABD Kongresi üzerine çalışmasının özeti oldukça çarpıcı: “Power begets power.”
Yani güç, yeni güç üretir.
Bunun anlamı şu değil: “Siyasetçilerin çocukları siyasete girmesin.”
Hayır.
Demokrasinin görevi siyasetçi çocuklarını dışlamak değil, siyasetçi çocuğu olmayanların da aynı yarışa aynı başlangıç çizgisinden katılabilmesini sağlamaktır.
Çünkü demokrasi yalnızca sandıkta oyların eşit olması değildir.
Demokrasi, o sandığa kimlerin aday olarak gelebileceği konusunda da mümkün olduğunca eşit fırsat yaratabilmektir.
Eğer bir ülkede aynı ailelerin soyadları siyasette sürekli yeniden üretiliyorsa, sorulması gereken soru şudur:
Onlar gerçekten her defasında toplumun en iyi adayları oldukları için mi kazanıyorlar, yoksa siyasetin kapısına diğerlerinden daha yakın doğdukları için mi?
Bu sorunun cevabı ne kadar rahatsız edici olursa olsun, demokrasinin bunu sormaktan korkmaması gerekir.
Çünkü cumhurbaşkanlığı da milletvekilliği de bakanlık da belediye başkanlığı da aileden kalan dükkân değil...
Tapusu yoktur.
Veraseti yoktur.
Mirasçısı yoktur.
Devlet makamlarının tek sahibi halktır.
Ve demokrasinin gerçek sınavı yalnızca halkın kimi seçtiği değil...
Asıl sınav, halkın kimler arasından seçim yapabildiğidir...
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.