AKLIMA TAKILANLAR

Ulaş BARIŞ
ulasbaris1973@gmail.com
Ulaş BARIŞ

Hem kilit hem de anahtar olmanın kudreti…

Yayın Tarihi: 01/12/20 13:24
okuma süresi: 8 dak.
A- A A+

56. gününe giren 'hükümetsizlik' krizi, dün akşam toplanan Halkın Partisi (HP)'nin 'dörtlü formüle' yeşil ışık yakarmış gibi görünmesiyle birlikte yeni bir kavşak noktasına geldi.

Bu dakikadan sonra kurulur mu kurulmaz mı bilemiyorum ama bildiğim, sadece 4 yıl önce kurulan HP'nin, 1970'te kurulan Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) ile 1975'te kurulan Ulusal Birlik Partisi (UBP) gibi memleketin en eski iki partisini kelimenin tam anlamıyla 'oyuncak' haline getirdiği gerçeğidir.

Bu bağlamda, Kudret Hoca ve ekibini gönülden kutluyorum.

Yok, yanlış anlaşılmasın, memleketi hükümetsiz bıraktıkları ya da hükümetten çekilip istifa etmeyip, en az Ersin Bey kadar teamül dışı davrandıkları için değil.

Memleketin bozuk düzenini, ana akım partilerin nasıl da iktidarda olmayı hayat memat meselesi saydıklarını, ilke yerine koltuk sayısının önemli olduğunu ortaya çıkardıkları ve ondan da önemlisi, bizzat kendilerinin yeni umut olarak gelip, kısa sürede düzen partisi olmayı başardıkları için kutluyorum.

Bu bağlamda, dün kimi basına konuşan ve 'HP kilit mi, anahtar mı göreceğiz' diyen YDP Lideri Erhan Bey'in sorusunun cevabı bellidir. HP hem kilit hem de anahtar konumundadır.

Çünkü görev önce UBP'ye ardından da CTP'ye verildiğinde, aslında olan şey şuydu: Görev HP'ye verilmişti.

UBP ile sürdürdükleri ilk dans sırasında onları iyice hükümeti kuracaklarına inandırdıktan sonra birdenbire tornistan edip, diyalog yollarını kapamalarının sebebi ellerinin işte böyle güçlü olmasındandır.

Böylece UBP, kurulması hem sayı hem de yasal olarak imkansız üçlü formülü ile baş başa kalırken, HP, çok stratejik bir şekilde CTP'ye çağrı yaparak 'gelin 3'lü hükümet kuralım, herkes elini taşın altına koysun' şeklinde imkansız bir model çağrısı yaptı.

4-3-3 şeklinde bakanlık dağıtımı olacak olan bu model, hem UBP hem de CTP için 'parti içi dengeler' bağlamında imkansız olduğundan tabii ki kurulamadı. HP, pek tabii bunu da biliyordu.

Tüm bunlardan sonra, sonuna kadar başbakanlığı zorlayan Hamza Ersan Saner ise yağmurlu bir Cumartesi sabahı, 45 dakika boyunca gelmesini beklediği Cumhurbaşkanına görevi iade etmek zorunda kaldı.

Sonrasında görev CTP'ye verildi. Yani bir kez daha HP'ye.

CTP'nin bu noktada zorlayabileceği tek model vardı, o da eskinin, her kafadan bir sesin çıktığı, Kıbrıs sorunu konusunda tam bir çorba olan nostaljik dörtlü hükümet modeli…

Çünkü UBP, CTP'ye açık ve net olarak "bizim domine edeceğimiz bir hükümet olacak" demiş, açıkça başbakanlık bende olacak mesajını zaten vermişti.

O dakikadan sonra HP'ye eli mahkum olarak hareket eden CTP'nin herkesi kucaklama meraklısı Genel Başkanı, içinde tek harf Kıbrıs sorunu ifadesi geçmeyen 7 ilkelik bir manzume hazırlayarak taraflara iletti.

İçinde 'çeşitli krizi masaları kurmak' gibi çok yaratıcı maddelerin bulunduğu bu manzumenin HP'yi pek enterese ettiğini sanmıyorum ama onlar da zaten ediyormuş gibi yaptılar.

Çünkü bana göre mesele ilkeler değil, koltuk sayıları üzerinden dönmektedir.

Haliyle HP, 6 Ekim günü davul zurna ile ayrıldıkları hükümete en az bir kazanımla, yani dört bakanlıkla dönmeyi planlamaktadır.

Öte yandan UBP'nin mevcut 19 vekilinin 19'unun da bakanlık istediği bilinirken, toplamda 7 bakanlık yerine 6 bakanlık alması, zaten başkanlık yarışının darmadağın ettiği partiyi daha da karıştırmaktan başka işe yaramazdı.

Hamza Bey'in 15 gün boyunca kenarında oturduğu başbakanlık koltuğuna ulaşmak için aşması gereken Faiz Sucuoğlu engeli de varken, bir de kalkıp yarısı kadar vekili olan partiye böyle bir taviz vermesi o an için mümkün değildi.

HP de bunu bildiği için dört bakanlık istedi, UBP vermedi, veremedi. Ama şimdilik.

Sonrasında görevi alan CTP'den de istenilen bakanlık sayısı aynı, yani dörttür.

Bu noktada 3 vekili bulunan DP ve TDP'nin iki bakanlık alırken, HP'nin 9 vekille 3 bakanlık alması, son günlerde 'ben de bakan olmak istiyorum' şeklinde artış gösteren vekillerin bulunduğu parti için sıkıntılı durmaktadır.

Elbette bakan olmak isteyen HP'li vekillerin UBP tarafından ablukaya alınmış olması tehlikesini görmezden gelemeyiz ancak ok yaydan bir kere çıktı, artık geri dönüşü yoktur.

Dolayısıyla, HP, dörtlü hükümetle ilgili CTP ile başbakanlık dışarı, aynı sayıda, yani 4 bakanlık isterken, TDP ve DP'ye de 1'er bakanlık uygun gördü.

Akşam basının karşısına çıkan ve perde önündeki adam olarak Kudret Hoca'nın sesi gibi konuşan Yenal Senin'in dörtlüye ışık yakarmış gibi görünmesinin nedeni budur.

Net bir açıklama olmaktan çok, 'yetki aldım, Eylül 2021 tarihli erken seçim hükümeti görüşeceğim' diyen Senin'in bence aslında dediği şudur: dört bakanlığı verenle kurarız.

TDP içinde en az bir kişinin 'nerede kalmıştık' şeklinde ileti atmak için yanıp tutuştuğunu düşünürsek, onlar için tek bakanlık formülü sıkıntılıdır. İşin içine gelecek seçimde oluşturulması düşünülen ittifak ve onun doğal lideri de girdiğinde, bu sıkıntı daha da büyümektedir.

Kimin nerede durduğunun bilinmediği DP'de ise, Serdar Denktaş bilinmezliği sürmektedir ve kuşku yok ki parti başkanı da bakan olmayı arzu etmektedir. Bakan sayısı bire inince nasıl bir angajmana gidilir bilemiyorum ancak Denktaş'ın kurt bir siyasetçi olduğu asla unutulmamalıdır. 

Başbakan ile birlikte bu formül içinde toplamda 5 koltuk alacak olan CTP'nin içinde de bakanlık meraklıları olduğunu biliyoruz.

Eskinin kavgalarının hala daha sürdüğü CTP'nin geldiği noktada o kadim sorunu nasıl çözeceğini bilmemekle birlikte, HP'nin bu hükümeti kiminle kuracağı meselesi hala daha tartışmaya açık bir durumdur diye düşünüyorum.

Eh, bu da aynı anda hem kilit hem de anahtar olmanın kudreti olsa gerek...

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.