Sütlü egemenlik kavgası...

Yayın Tarihi: 17/04/26 07:35
okuma süresi: 9 dak.

Geçtiğimiz gün Pile’de yaşanan gerginlik, bir kez daha çözüm ve barışa ne kadar ihtiyaçlı durumda olduğumuzu gösterdi.

Bir kere şunu söylemek lazım: Ateşkes rejimi üzerinde yaşamanın potansiyel olarak ne kadar tehlikeli olduğunu anlamak zorundayız. “Ateşkes rejimi” tanımlaması yapıyorum diye yanlış anlamayın bu arada, onun da herhangi yazılı bir anlaşması yok! Konu sadece caydırıcılık ve araya giren Birleşmiş Milletlerin varlığı üzerine inşa edilmiş durumda.

O inşa edilen sınırın da bir sürü yeri tartışmalı bir pozisyonda bulunuyor.

Hal böyle olunca son dönemlerde basına sık sık yansıyan Denya bölgesindeki Rum çiftçilerin yaşadığı engellemeler, ya da geçtiğimiz ay Alayköy yakınlarında ayrelli toplarken sınır ihlali nedeniyle tutuklanan Kıbrıslı Rum adamın başına gelenler, adamızın normali haline dönüyor.

Tabii bu tartışmalı durumlar bazen de organize bir takım başka amaçlar için kullanılıyor.

Pile meselesi böyle bir mesele.

Bir kere Pile, ada coğrafyası içinde Kıbrıslı Türklerle, Kıbrıslı Rumların, ‘her şeye rağmen’, dostluk ve huzur içinde yaşadığı karma bir köy.

Bu bakımdan zaten doğalında, Tahsin Ertuğruloğlu gibi her türlü Türk-Rum dostluğuna gıcık kapan zihniyetlerin hoşuna gitmeyen bir köy.

Sürekli provokasyonların odağında bulunması nedendir sanıyorsunuz?

Nitekim, Çarşamba günü yaşananların esas merkezinde Ertuğruloğlu’nun başını çektiği bir anlayışın olduğunu görmek gerekir.

Aslında konu yeni de değil, haftalardır devam ediyor.

Ve aslına bakarsanız işin içine, bir ara bölge halkına umut olan, ancak yine Ertuğruloğlu zihniyetinin başını çektiği -her yerde egemenlik kavgası yürüten- anlayış yüzünden bitirilemeyen Pile-Arçoz yolunu da bu denklemin içine katabiliriz. Bir oldu bitti ile bu yolun ara bölgeden geçirilip, dayatılması mi amaçlanıyor acaba?

Olabilir ancak Çarşamba günü yaşananlar, dediğim gibi, haftalardır devam eden bir mevzu.

Bilindiği üzere güney aylardır şap hastalığının pençesinde kırılıyor. Bizde ise denilenler doğruysa erken teşhis ve hızlı aşılama dolayısıyla bu sıkıntı yok.

Normalde hükümet yetkililerine zerre inanmam ancak bir takım güvenilir insanlardan bu konu hakkında aldığım bilgiler sıkıntı olmadığı yönünde.

Fakat bu bilgi Rum tarafında yok. Dolayısıyla gerekli denetimleri yapmak istiyorlar.

Çünkü Pile ara bölgede bulunan mandıralar, direkt olarak güneyle iş yapıyorlar. Yani ürettikleri süt ürününü güneye satıyorlar.

Yani güney makamlarının denetimine tabi durumdalar ve bu satışların devam etmesi için Rum Veteriner Dairesi’nin denetim raporlarına ihtiyaçları var.

İşte tam bu noktada devreye Tahsin Ertuğruloğlu zihniyeti giriyor. Yıllardır ara bölgede olan bu mandıralara gelip denetim yapan veterinerler, bu kez kuzeyin güvenlik makamları tarafından engelleniyor.

Sebep? 1974'ten beri tartışmasız bir şekilde ara bölgede (Buffer zone) bulunan söz konusu alan “artık KKTC toprağıdır”, giremezsiniz!

Sonra ne deniliyor? Girmek isterseniz, Pergama kapısında işlem yapıp, Türk tarafına geçip, öyle gireceksiniz!

Bu da yetmiyor, Rum tarafına süt taşıyacak tankerler de oradan geçip işlem yapacak, sütü alacak ve öyle taşıyacak deniliyor!

Sonuç? Mandırada üretilen sütler gerekli izni alamadığı için haftalardır dökülüyor!

Üreticiler kan ağlıyor, çözüm arıyor ama çözüm bulamıyorlar.

Sonra akıllarına Tarım Bakanına gitmek geliyor, ona gidiyorlar. O da bölgenin askeri makamlarını arayarak bir toplantı ayarlıyor. Üreticiler toplantıda dertlerini anlatıyorlar, çözüm istiyorlar.

Askerler de daha yüksek yerden emir almış sonuçta, “o toprak parçası Türk toprağı, dolayısıyla vatan toprağı için bir takım fedakarlıklar doğaldır” şeklinde bir anlayış ortaya çıkıyor!

Bir ara Tarım Bakanı mandıraların kuzeye taşınmasını teklif ediyor. Çok kolaymış gibi görünen bu teklif tabii ki bütün düzenlerini orada kuran üreticiler tarafından uygun görülmüyor, ortaya bir sonuç çıkmıyor, sütler dökülmeye devam ediyor!

Onlar da son bir çare Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’a gidip dertlerini anlatıyorlar. Ancak onun cevabı daha da şoke edici oluyor: “Askeri makamlar ne derse o!”

Uydurmuyorum, yalan söylemiyorum, son derece güvenilir kaynaklardan aldığım bilgileri sizlere aktarıyorum.

Peki bütün bunlar neden yaşanıyor?

Tahsin Ertuğruloğlu zihniyetinin, son dönemde her türlü baskıya ve goy-goya rağmen filizlenmeye başlayan çözüm ortamını zehirlemek istemesinden mi?

Geçtiğimiz aylarda düzenlediği ve dümdüz şekilde Cumhurbaşkanı suçladığı basın toplantısını düşününce, bunun büyük bir olasılık olduğu ortada.

Yoksa fetihçi zihniyetin doğal, gündelik bir yansıması mı? 3 tane veteriner için tankları sınıra süren koskoca Türk ordusu, ne mesaj vermeye çalışıyor olabilir?

Aynı toprak parçası bundan 3 yıl önce, Çarşamba günkü olaylarda yine ortaya çıkan Pergama Belediye Başkanının sivil unsurları eşliğinde, büyük bir provokasyona yol açmış, BM araçlarının üzerine dozer sürülmüş, sonucunda  da Türkiye Cumhuriyeti bu densizliklerin cezasını çeken taraf olarak, BM Güvenlik Konseyi tarafından kınanmıştı.

Ayrıca tüm dünya basınına konu olmuştu!

Ama ben yeniden Çarşamba günü yaşananlara dönecek olursam, bu konuda ilk haberi geçtiğimiz Pazartesi günü Kıbrıs Postası yaptı.

Ardından BM Barış Gücü, bizim haberimize cevap vererek, ilgili alanın ara bölge olduğunu, herkesin buna saygı göstermesi gerektiğini açıkladı.

Bunu gören Tahsin Ertuğruloğlu durur mu? Durmaz tabii!

O da açıklamasında, BM’nin Rum yanlısı bir örgüt olduğunu, her zaman Rumları savunduğunu, ilgili bölgenin Türk toprağı olduğunu filan söyleyerek, Barış Gücü’nü kınadı!  

Tüm bunlar yaşanırken Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman ise sessizce durumu izliyordu. Her zamanki gibi. Ondan tek gördüğümüz hareket, Salı günü TC Büyükelçisi Ali Murat Başçeri ile yaptığı görüşme olabilir -ki bunun da ne ile ilgili olduğunu bilmiyoruz.

Velhasıl, haftalardır devam eden gerginlik en sonunda Çarşamba sabahı patladı ve yine Kıbrıs Postası’nın son dakika haberiyle gündeme bomba gibi düştü.

Haber, Pile’de büyük gerginlik yaşandığı, Barış Gücü ile Türk Ordusuna ait unsurların karşı karşıya geldiği, bölgeye bayrak dikildiği ve 15 kadar tankın sınıra dizildiğini söylüyordu.

O dakikadan sonra da acayip bir telaş ve olayı kapatma girişimi ön plana çıktı!

Tank vardı, tank yoktu derken, önce belediye başkanın tankların önündeki fotosu, ardından da askeri unsurların basına dağıttığı fotolarda sınıra dizilen araçlar ortaya çıktı!

Bütün bunlar devam ederken, aynı saatlerde yapılan Barış Gücü açıklamasında “bölgede durumun sakin olduğu, tansiyonun düştüğü” bilgisi geldi.

Sonrasında da Barış Gücü sözcüsü, tank ve bayrak iddialarını, “onlar Türk bölgesindeydi, ara bölgeye girmedi” şeklinde doğruladı.

Yani Barış Gücü, olayın geçtiği araziyi ara bölge olarak nitelemeye devam etti.

Buna rağmen Dışişleri Bakanı, Başbakan ve diğer muharip kardeşlerimiz, bölgenin Türk toprağı olduğunu, Rum hainlerin sınırımızı delme girişiminin başlarıyla önlendiğini anlatıp, gururlandılar.

Cumhurbaşkanımız ise fırtınadan sonra ortaya çıkarak, bir şey söylemedi ve herkesi iyiliğe davet etti. Lakin hakkını vereyim, ilgili bölgenin Türk toprağı olduğunu iddia etmedi, bunu vurgulamadı. Ama ara bölgedir de demedi!

Bana da işte bu sütlü egemenlik kavgasını anlatmak kaldı.

Peki sorun çözüldü mü?

Yoo, aynen devam ediyor.

Ve inanın bana, Kıbrıs sorunu denen garabetten kurtulmadığımız sürece -belki geçici bir düzenlemeyle- bir süre için çözülmüş gibi yapılacak.

Ta ki başka bir provokasyon girişimine kadar...


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Kıbrıs Postası’nın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.