Ya şimdi, ya da (belki de) hiç!

Yayın Tarihi: 03/06/26 08:11
okuma süresi: 8 dak.

Yaklaşık 5 ay kadar önce, çözüm karşıtlarının büyük alkışı ve sevinciyle adadan ayrılan -ve bir daha asla geri dönmeyeceği zannedilen- Maria Holguin, 6 Haziran’da adaya dönüyor.

8 Haziran’da liderlerle ayrı ayrı görüşecek olan Genel Sekreter Guterres’in kişisel özel temsilcisi Holguin, bir ihtimal üçlü bir zirve de topladıktan sonra, Atina ve Ankara’nın yolunu tutacak.

Peki oralarda ne gibi temaslarda bulunacak?

Buna geçmeden önce, adaya yapacağı kritik ziyarette neler olacak, ona bakmalıyız.

Bir kere, Nikos Hristodulidis’in geçen hafta yaptığı “Kıbrıs sorununun çözümünde yıl sonuna kadar bir fırsat penceresi var” açıklamasına tamamen katılıyorum.

Daha önce de gerek yaptığım günlük TV programlarında, gerekse de bu sütunlarda, bu fırsat penceresinden çokça bahsetmişliğim vardır.

Ve bu pencere, sadece siyasi argümanlarla değil, zamanla da imtihan halindedir.

Neden derseniz, bence Kıbrıs sorununun çözümüne en çok yaklaşan (2017-Crans Montana) BM Genel Sekreteri olan Antonio Guterres’in görev süresi yıl sonu bitecektir ve yerine gelecek olan kişinin, bu soruna nasıl bakacağını -şu anki çamura saplanmış haliyle- tam olarak kestirebilir durumda değildir. Hele de Orta Doğu ve Ukrayna savaşları yüzünden hiç değildir! 

Elbette, BM Güvenlik Konseyinin Kıbrıs'la ilgili kararları, aksi olmadığı sürece, bakidir. Ve yine konseyin yeni genel sekretere devredeceği manda ve kriter bellidir: İki bölgeli, iki toplumlu, siyasi eşitliğe dayanan federal çözüm!

Fakat bir şey belli değildir: Yeni genel sekreterin Kıbrıs sorununa ilişkin tavrı ve ona vereceği öncelik!

Genel Sekreter Guterres’in göreve geldiğinden bu yana Kıbrıs sorununa yönelik çok ilgili olduğu, bu konuyu kişiselleştirdiği ve en umutsuz anlarda bile konuyu gündemde tutmaya başardığı gerçek dışı bir durum değildir.

Dolayısıyla Rum liderin sözünü ettiği “fırsat penceresi”, aslında Guterres’in son dansından başka bir şey değildir.

Öte yandan Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın da yeni süreçle ilgili yaptığı açıklama olumludur. Hatta belki de şimdiye kadar ki en olumlu açıklamasıdır!

Dört maddelik metodoloji konusunu da ısrarla gündemde tutan Erhürman’ın, bu bağlamda “görüşmeye hazırız” şeklindeki açıklaması sonrası, adadaki atmosferin iyiye doğru gitmekte olduğunu gözlemliyoruz.

Ancak bu durumu “çözüm geliyor” diye yorumlamak zorlama olur. Bunun yerine “umutlarımız yeşermeye başladı” demek daha doğrudur.

O bakımdan, Holguin’in ziyaretinin önemine ve Rum basınının iddialarına dönecek olursam, üç aşamalı bir yol haritası düşünüldüğünü iddiaları yazılıp çizilmektedir.

İddialara göre, cebinde  ‘stratejik bir metin’ taslağıyla adaya gelecek olan Holguin’in, bunu taraflarla görüşeceği ve son şeklini vermek isteyeceği söyleniyor.

Bir çeşit yeni “11 Şubat Belgesi” tadında olması beklenen bu yeni taslak, çözümün şekli dışında, siyasi eşitliğin son vurgusunun yapıldığı Berlin Mutabakatına da atıfla birlikte (Kasım 2019), takvim ve hakemlik konusunda da bir takım şeyler içerecektir diye düşünüyorum.

İki tarafı bu konuda yakınlaştırmaya çalışacak olan Holguin, eğer bunda başarılı olursa, ardından Ankara ve Atina’ya uçacak.

Oradaki temaslarında garantörlerin de onay vermesi durumunda, Genel Sekreterin Temmuz ayı başında yeni bir gayrı-resmi zirve toplayacağı ve bu toplantıda, 2017’de Crans Montana’da ortaya koyduğu ‘Guterres kriterlerinin’ daha geniş ölçekte yeni bir modelini, Türk tarafının istediği modalitenin de en az üç maddesini içerir şekilde masaya getireceği iddialar arasında. 

Genel Sekreterin niyetinin bu toplantıyla birlikte stratejik bir anlaşma ilan ederek, yıl sonuna kadar kapsamlı bir çözüm müzakeresine geçilmesini arzuladığı, hatta bir çözüm planının ana hatlarının ortaya çıkarılması noktasında ısrarcı olacağı yine diplomatik kulislerin dillendirdiği konular arasında.

Eğer böyle olursa ve Guterres’in bu yeni inisiyatifinin mayası tutarsa, yani yeni bir çözüm müzakeresi başlarsa, o zaman Guterres’in yerine gelecek olan kişinin ajandasının en önemli konularından birisinin Kıbrıs sorununun çözümü olacağını söylemek mümkündür. Bu da kuşkusuz güzel bir miras olur! 

Elbette Kıbrıs adasındaki ateş-kes halini, 1974 yılından beri başarıyla yöneten BM’nin bu çabası elbette önemli bir başarı olarak anlatılabilir.

Ancak bu başarı, siyasi bir çözüm anlaşmasıyla taçlandırılmadıktan sonra, adanın 74 sonrası oluşan yeni ve uluslararası hukuk dışındaki statükosunun devam ettirilmesi, yani statükonun muhafaza edilmesi anlamına gelmektedir ki bunu başarı diye nitelemek tam doğru olmaz.

BM tarihinin en uzun süreli barış misyonu, bu tarihi görevi siyasi bir barış anlaşmasıyla taçlandırılmak zorundadır. Sadece bu da değil, BM’nin ‘barışı sağlama’ felsefesi, son yıllarda -yeni ABD yönetiminin de büyük etkisiyle- darbe almış, prestij kaybetmiştir. Bu bağlamda Kıbrıs sorununun çözülmesi kuşku yok ki bu yaraları saracak cinstendir.

Sözün özüne dönecek olursak, Türkiye’nin bu sürece yeşil ışık yakması, federal çözümün yeniden tartışılmaya başlanacak olması ve Kıbrıs’ta yeni bir inisiyatifin ortaya çıkacak olması her bakımdan sevindiricidir.

Fakat bu yeni inisiyatifin başarısız olma ihtimali, kendi tarihsel potansiyeli açısından oldukça yüksektir. Ve yeni bir 'başarısızlık', adanın sonsuza kadar bölünmesine yol açacak cinsten bir 'atom bombasıdır.' 

Kıbrıs sorunu bir sürü genel sekreter, onlarca özel temsilci ve bürokrat tüketmiştir, bu bakımdan, evet, tam bir kıyma makinesidir.

Yine de ne olursa olsun, tarihe bakarak moral bozmaya, enseyi karartmaya gerek yoktur.

Bu bakımdan önümüzdeki yeni süreçte yapıcı olmakta fayda vardır. Cesaretli ve kararlı olmak da şarttır. 

Çünkü KKTC devletinin hayal fabrikasına kendini kaptırıp, çözüm olmadan kendini ‘buğday ambarında’ zannetmenin hiçbir faydası yoktur.

Kıbrıslı Türklerin kendi iradesini geri alma, uluslararası hukuka tabi olma, özgürce ve dirayetli bir şekilde yaşamasının yegane şansı çözümdür.

Diyeceğim odur ki, çözüm güçleri safları sıklaştırmak zorunda, elindeki enstrümanları özenle ve en efektif şekilde kullanmakla yükümlüdür.

Bu tarihsel bir sorumluluk ve gerekliliktir.

Zira, bu fırsatı da heba eder, saçma sapan konularla, işi tali konulara indirir, zamana karşı yarıştığımızı unutursak, 2027 yılı gelir ve yine bilindik seçim bataklıklarında boğulup gideriz.

Belki de sonsuza kadar...

O yüzden çözüm hemen şimdi ya da belki de hiç!

 


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Kıbrıs Postası’nın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.