Bir açıklama, bir ziyaret ve bazı trajik-komik şeyler...

Yayın Tarihi: 19/06/26 07:40
okuma süresi: 9 dak.

Yaklaşık 6 aylık aranın ardından adaya geri dönen ve Kıbrıs sorununda yeni süreç arayışlarına devam eden BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in kişisel temsilcisi Maria Holguin, bilindiği üzere hafta başında Ankara ve Atina’ya gitti.

Salı günü gittiği Atina ziyareti, beklenildiği üzere Yunan Dışişleri Bakanı Yogos Gerapetridis’in, Kıbrıs’taki yeni olası sürece ve federal çözüme olan desteğinin tekrarlandığı bir açıklamayla sonuçlandı.

Ama ondan önce gittiği Ankara’da, Dışişleri Hakan Fidan ile görüşen Holguin’in beklenen desteği aldığını söylemek çok zorlama olur.

Çünkü Holguin görüşmesi sonrası Fidan, adada en gerçekçi çözümün “yan yana iki devlet” olduğunu ifade ederek, eşit egemenlik vurgusunu yaptı. Yani iki devletli çözüm dedi.

Yeni süreçle ilgili yeşermeye başlayan umutlara darbe niteliğinde sayılabilecek bu açıklamanın, Kıbrıs’ın kuzeyinde de bir takım tartışmaları ateşlediğini gördük.

Oraya geleceğim ama öncelikle sorulması gereken bir takım sualler vardır.

Mesela, Rum lider sabah akşam “bu sürecin yeşil ışığını Mart ayında Ankara’da Genel Sekreter Guterres ile görüşen Erdoğan yakmıştır” ifadelerini tekrarlarken -ve bu ifadeler Türkiye tarafından yalanlanmazken- Fidan, neden böyle bir açıklama yapmıştır?

Türkiye, Çarşamba günü AP’de kabul edilen ve çok sert ifadelerle dolu olan Türkiye’nin yeni ilerleme raporuna yönelik bir tepki mi ortaya koymaya çalışmaktadır?

Rapor, bilindik ve özellikle 2018’den bu yana devam eden Türkiye’deki otokratikleşme süreci ve insan hakları ihlalleri yanında, ilk kez bir Türk bakanın açıkça hedef alındığı bir metindir.

Bununla da kalmayan rapor, Türkiye’nin Kıbrıslı tabiriyle ‘golifa’ gibi dağıttığı diplomatik pasaportların, maksadının çok dışına taşmasını da gündem etmiş ve bu konuda kesin uyarılarda da bulunmuştur.

Vize serbestisi konusunda Türkiye’den istenilen 72 kriterden, 66’sının yerine getirilmesine rağmen, son 6 kriter konusunda hala daha atılmayan adımlara getirilen eleştiriler, raporda kendisine yer bulmuştur.

Raporun artık bir çeşit ‘gerileme raporu’ şeklinde anılmasının en büyük sebeplerinden olan Kıbrıs konusunda, AP’nin Türkiye’ye yaptığı “iki devletli ısrarından vazgeç” çağrısını ve Fidan’ın ifadelerini aynı bohçaya koymamız gerekmektedir.  

Yine bu bağlamda, tam da Türkiye’nin AB’nin güvenlik programı olan SAFE’e katılımı konuşulurken, Türkiye Dışişleri Bakanının raporun onaylanacağı gün Moskova’ya gitmesi, yani kısaca Rusya ile dirsek temasında bulunması, oynanmakta olan satrancın bir başka hamlesi olarak çok manidardır.

Dolayısıyla, Türkiye’nin, hem Holguin görüşmesi sonrası yaptığı Kıbrıs’la ilgili açıklama, hem de Moskova ziyareti, pazarlık skalasının ‘kızgın bir şekilde’ çok yukarılara konulmasından başka bir anlama gelmez diye değerlendiriyorum.

Yani Türkiye ile AB arasında bir çeşit sert ve sıkı pazarlık yapılmaktadır.

Ve bu pazarlığın en önemli maddelerinden bir tanesi SAFE meselesi, bir diğeri de Kıbrıs sorununda başlatılmaya çalışılan yeni süreçtir diyebiliriz.

Gümrük Birliği ve diğer teknik konular da bu pazarlıkların muhteviyatındadır.

AB’nin en büyük beşinci ticaret partneri olan Türkiye’nin bu bağlamda çok güçlü bir konumda olduğunu söylemek doğrudur. Rusya-Ukrayna savaşının Türkiye’nin stratejik önemini artırdığını söylemek de doğrudur.

Ancak aynı şeyi, dün atılan imzalarla bittiği ilan İran-ABD-İsrail savaşı için söylemek pek mümkün değildir.

Çünkü Türkiye, Ukrayna meselesinde taraf olmamış, bunun yerine arabuluculuk görevine soyunmuş ve bunda da kısmen başarılı olmuştur.

Fakat aynı Türkiye, diğer savaşta direkt taraf olmuş, İsrail karşıtlığı tavan yapmış ve bu yüzden de arabulucu rolünü Pakistan’a kaptırmıştır.

Bana sorarsanız ABD, Türkiye’nin bu tavrından hiç hoşnut değildir. Trump’ın Türkiye ve diğer bazı Arap ülkelerine yaptığı “İsrail ile İbrahim anlaşması yapın” çağrısı da tesadüf değildir.

Gelinen nokta Türkiye için pek iç açıcı değildir ve bunu anlamak için geçtiğimiz günlerde Fransa’nın Evian kentinde yapılan G-7 toplantılarına bakmak yeterli emareyi sunacak cinstendir.

Öyle ki Türkiye, zirvede yapılan Orta Doğu oturumuna davet edilmemiştir. Mısır, Suriye, Suudi Arabistan, Katar ve BAE bu oturumda yer alırken, bölgenin en önemli güçlerinden birisi olan Türkiye, dışarıda bırakılmıştır.

Hatta zirvenin diğer ilgili bazı oturumlarına Brezilya, Hindistan, Güney Kore ve hatta Kenya davet edilirken, Türkiye’nin davet almaması son derece dikkat çekicidir.

Hakan Fidan’nın Moskova ziyareti ve Kıbrıs’la ilgili açıklamasının bir diğer değerlendirilmesi gereken yönü tam da budur.

Türkiye, belli ki bu duruma çok kızgındır ve elindeki kozları sert bir şekilde oynamakla meşguldür.

Evet, doğrudur, İran-ABD-İsrail savaşında takınılan durum, İsrail’e yönelik sert açıklamalar, AK Parti hükümetinin iç siyaset konusunda elini güçlendirmiş olabilir. Nitekim CHP’nin mutlak butlan operasyonu da bu süreçte devreye konmuş ve muhalefet bir nevi tasfiye edilmiştir.

Ancak aynı şeyin dış politika anlamında iddia edilmesi yukarıda saydığım bilgiler ışığında pek mümkün değildir.

En başa dönecek ve Fidan’ın açıklamalarının, adanın kuzey kısmındaki yansımalarını soracak olursanız, onları da anlatmak isterim.

Bir kere Hakan Fidan’ın açıklamalarına yapılan yegane tepki, her gün canlı sunduğum Gündem programına konuk olan CTP vekili Asım Akansoy’dan gelmiştir.

Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman ise dün Serhat İncirli’nin programında ilgili soruya “iki devletli çerçevenin içeriği boştur, doldurulmamıştır” şeklinde bir “na-cevap” vermiştir. Na-cevap, benim uydurmamdır, kısaca “cevap vermeden cevap vermek” anlamına gelmektedir.

Halbuki Akansoy “Fidan’ın açıklamalarından memnun değilim” demiştir. Kısa ama açık bir tavır.

Kıbrıs Türk toplumunun en büyük federal çözüm destekçisi partinin bir vekili olarak Akansoy’un, Fidan’ın açıklamalarına destek vermesi zaten düşünülemez.

Nitekim Akansoy da kendi görüşlerini ifade ederek, durumu değerlendirmiştir.

Vay sen misin bunları diyen!

Sosyal medyamızın gündelik ve normal hadiselerinden birisi olan linç, hemen devreye konuldu, Akansoy yerden yere vuruldu. Neymiş efendim, konuşmasınmış!

Sıradan vatandaşı bir yere kadar anlayabilirsiniz ama siyasetçi kimliği taşıyanların bazı açıklamalarını doğal bir güdüyle anlamak mümkün değildir.

Nitekim dün Kıbrıs Postası yayınına katılan Başbakanın bu konuyla ilgili ettiği ifadeleri normal karşılamak komikten de öte trajik-komiktir.

Çünkü Başbakan, Akansoy’un ifadeleri “talihsiz ve yersiz” bulmakla kalmamış, bir de şunu demiştir: “Yarın Türkiye size sormaz mı, Türkiye'nin dış politikasına siz mi karar vereceksiniz?”

Belli ki Başbakan ve ekibi, CTP’yi Türkiye ile karşı karşıya getirmek için hemen her fırsatı değerlendirecektir.

Bu yeni bir anlayış değildir, bu ülkenin kuruluş çimentosunda bulunan bir şeydir.

Tabii ki bu konudaki en önemli koz da, Kıbrıs’ta çözüm isteyenleri Rumcu ilan edip, “bunlar Türkiye’yi istemez” şeklinde bilindik propagandadır.

Yıllarca “çözüm olursa sizi gemilere doldurup Türkiye’ye gönderecekler” diyerek Türkiye kökenlilerden oy toplayan bu zihniyet, her yerde ve her seviyede kendini ortaya atmaktadır.

Başbakanın mal bulmuş mağribi gibi kendisine yöneltilen Akansoy sorusuna kahkaha atarak, zevkle cevap vermesi tam da bu yüzdendir.

Bazen düşünüyorum da, olur da Kıbrıs sorunu çözülürse, bu zavallı Kıbrıs Türk siyaseti ne yapacak?

DNA’sına işleyen bu şükran zihniyeti ya da madalyonun diğer yüzünde -Akansoy’un dışında- sinip kalan “gülle geçsin” felsefesi, yeni Kıbrıs’a nasıl ayak uyduracak?

“Varsın çözülsün de tek derdimiz bu olsun” diyeceğim ama çok daha büyük ve  çok daha zor dertlerimiz olacak..

Onları da günü gelince düşünürüz...


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Kıbrıs Postası’nın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.