Savaşa hayır! Bin kere hayır!
18 gün önce başlayan ve adına kimi zaman İran savaşı, kimi zaman İran operasyonu, geniş ölçekte de Orta Doğu savaşı denilen şey tüm hızıyla sürüyor. İran’daki rejimi bitirme amacıyla başlatılan ABD-İsrail ortak operasyonunun daha ne kadar süreceğiyse meçhul.
Saldırının ilk günü öldürülen Dini Lider Ali Hamaney ve en üst düzey 45 kişiye rağmen, İran saldırılara çok geniş ölçekte karşılık verdi ve rejimi de beklenildiği gibi çökmedi.
Nahçıvan’dan Dubai’ye kadar geniş bir coğrafyaya füze ve drone fırlatan İran’ın sadece İsrail ve bölgedeki ABD üsleriyle yetinmeyeceği, bu saldırıların ardından daha da iyi anlaşıldı.
Nitekim Kıbrıs adası olarak bizler de uzun yıllar sonra ilk kez canavar sirenlerinin korkutucu sesi ve semalarımızda gezen droneların yarattığı panik ile baş başa kaldık.
Aslına bakarsanız bu giriş, daha önce yazıp yazıp sildiğim makale denemelerimden ‘çalıntı.’
İnsan kendi makalesinden çalıntı yapar mı derseniz, yapar, çünkü ne zaman kafamda makale düzüp yazmaya kalksam, ya Trump açıklama yaptı, ya İran bir şey fırlattı, ya İsrail yeni dalga saldırı başlattı.
Demeye çalıştığım şey şu: İşler o kadar karışık ve o kadar hızlı gelişiyor ki, bizim makale yazma işi de o kadar zorlaşıyor.
Yoksa bu savaşın bir sürü değerlendirecek çok fazla hususu ve sadece bizi değil, tüm insanlığı etkileyecek bir takım çok tehlikeli potansiyelleri bulunuyor.
Sırayla gidip, kendi endişe ve öngörülerimi madde madde yazmayı tercih edeceğim. Yani kendi kendimi röportaja sokuyorum.
Bu savaş daha ne kadar sürer?
Savaşın ilk günü Trump “4-6 hafta” demişti. Sonradan en az 10 kere “İran’ı yedik bitirdik” demesine rağmen savaş 18 gündür sürüyor. Bence daha devam edecek. Doğu Akdeniz’de bulunan Amerikan Donanması personeline “Mayıs’a kadar izin yok” denildiyse, bence en az 2 ayımız daha var. Dahası, İsrail, Gazze’de konuşlanacak garantör gücün Mayıs’ta karaya ayak basacağını açıkladı. Bu durumda savaşın en az 4-8 hafta daha süreceğini düşünmek pek de mantıksız durmuyor. Bu ne alaka derseniz, İsrail’in aktif bir savaş sürerken, 5000 kişilik bir askeri gücü Gazze’ye sokmak gibi bir hamlesine ihtimal vermediğim içindir.
Bu savaş nasıl biter?
Bence bu savaş beraberlikle bitmez. Bu durumda ya İran rejimi çöker ve teslim olur ya da Amerika-İsrail ortaklığı saldırıları durdurur. Eğer İran teslim olursa, yani rejim çökerse, İran’ın başına kim geçer bilmiyoruz. Yine İran bu durumda toprak bütünlüğünü korumayı başarabilir mi, bunu da bilmiyoruz. Rejimin çökmesi, Suriye iç savaşının kat be kat büyüğü ölçekte yeni bir iç savaş anlamına gelebilir ve bundan başta Türkiye olmak üzere tüm Orta Doğu coğrafyası çok feci şekilde etkilenir. Tabii kıta Avrupa'sının da başı büyük belada olur, kitlesel göçler yaşanabilir.
Peki İran rejimi nasıl çöker?
Hava saldırılarıyla çökmesinin uzun süreceği çok açık ama şu an için ABD ve İsrail’in herhangi bir kara saldırısı planı yok. Fakat Trump yönetimi bu karadan işgal işini proxy diye gördüğü ülke ya da unsurlara yaptırabilir. Hürmüz Boğazı işine NATO’yu sokmaya çalışması bu yönde bir çaba gibi duruyor. Yine kendine bir takım başka partnerler bulma olasılığı da var, yok değil ama ezcümle, ABD’nin yeni bir ‘Çöl Fırtınası’ operasyonu yapmayacağını öngörmek mümkün. Bu durumda hava saldırılarıyla nereye kadar derseniz, kestirmek güç. Mühimmat sıkıntısı çekeceklerini hiç sanmıyorum. Denizde kum bunlarda silah!
İkinci yol, İran rejiminin içeriden çökertilmesi ki bu ancak bir halk ayaklanması ya da askeri darbeyle olabilir. Askeri darbe, Devrim Muhafızlarıyla askeri güçlerin arasında kanlı bir savaş anlamına gelebilir. Muhafızlar içinden darbe olursa, bu defa da onların arasında kanlı hesaplaşma başlar. Halk ayaklanmasının 45 bine yakın ölüyle bastırıldığını hatırlarsak, halkın hem gökten yağan ölüm hem de rejimden gelen ölüm tehdidi arasında kaldığını söylemek doğru olur. Kaldı ki ABD-İsrail saldırısı, İran muhalefetini de rejimle yaklaştırmış durumda olabilir.
Üçüncü ve en facia senaryoysa ABD ya da İsrail’in İran’ı teslime zorlamak için kitlesel imha silahlarını devreye sokması ihtimali. İşte beni en çok korkutan ihtimal tam da budur. ABD, daha önce de 1945’te Japonya’yı işgal etme yerine atom bombasıyla teslime zorlamıştı. Sebep olarak da “eğer işgal etseydik çok daha fazla Japon ve Amerikalı ölürdü” savunmasını yapmışlardı. Aynı senaryo neden şimdi olmasın? Ben bundan çok korkuyorum.
Trump geri adım atar mı?
Trump geri adım atarsa, başkanlığının son iki yılını “topal ördek” olarak geçirir. Yani ismi olan ama cismi olmayan bir başkan. Niye? Çünkü adama, “sen vergi mükelleflerinin parasını niye Tahran semalarından saçıp durdun?” diye sorarlar da ondan!
ABD, otokratik bir başkanlık sistemi değildir. Güçler ayrılığı ilkesi en keskin şekilde uygulamadadır. Ayrıca ABD kamuoyunun en az yarısının Trump’tan nefret ettiğini düşünürsek, bu facia sebebiyle peşini asla bırakmazlar. Daha Epstein dosyalarını konuşmadım bile! Yani “hadi ben vazgeçtim, bu iş bitti” şeklinde bir son asla beklemiyorum.
Bu arada Trump, bir dönem daha seçilemez. Yasalar gayet açıktır. Her başkan iki dönem başkanlık edebilir. Bu noktada tek bir istisna var ve o istisna da çok can sıkıcı olabilir. ABD tarihinin 3 dönem başkanlık yapan tek başkanı Franklin Roosevelt’tir (1933-1945)
Neden? Çünkü 2.Dünya Savaşı devam ediyordu ve ABD, meşhur Pearl Harbor baskını sonrası (7 Aralık 1941) savaşa girmişti, dere geçerken at değiştirmek olmazdı!
Trump da aynını mı planlıyor sorusunu sormak serbest ama komploları pek sevemiyorum!
Türkiye savaşa katılmak zorunda kalabilir mi?
Zorunda kelimesini özellikle seçtim çünkü Türkiye’nin aynı anda hem NATO üyesi olması, hem de İran ile iyi ilişkileri olması (ayrıca iki Müslüman ülke) bir çeşit iki arada bir derede durumunda kalması anlamına gelir. İran’a karşı ittifaka girerse, İsrail ile müttefik olur ki bu hayal edilemeyecek bir durumdur. İran tarafından girmesiyse tahayyül edilemeyecek bir başka durumdur. Peki zorlanması? Savaşın ilk günleri çıkan “Kürt gruplar İran rejimine saldıracak, Trump onları silahlandırıyor” şeklinde çıkan haberler sonradan doğrulanmadı ama bölgedeki Kürt grupların “Büyük Kürdistan için ya şimdi ya da hiç” açıklamalarını okuduk, gördük. Türkiye’nin bölgede bir Kürt devleti kurulmasını istemediğini söylememe gerek yok. Dolayısıyla her ihtimali düşünmek zorunda kalabilirler.
Bu noktada bir başka mesele de Kıbrıs üzerinden dallanıp, budaklanıyor. İşin içinde garantörlük meselesi var ve bu noktada bu konuyu sadece “İngiliz üsleri, Kıbrıs adasını hedef yaptı” noktasından konuşmamız mümkün değildir. Tartışmaya açılan şey tümden garantörlük sistemidir.
Savaşın daha ikinci günü “Ben garantörüm, Kıbrıs’ı koruyacağım” diye adaya F-16 ve gemi gönderen Yunanistan, Türkiye’yi tam da bu noktaya sokmuştur. Nitekim, Türkiye de ‘Türk-Yunan dengesi’ işi yüzünden adaya F-16 ve hava savunma sistemleri konuşlandırmıştır.
Normal şartlarda tarafsızlık siyaseti güden Türkiye’nin böyle bir adım atmasına hiç gerek yoktu çünkü adada askeri varlığı zaten vardı. Açıkçası bu adımı biraz da zorla yaptığını düşünüyorum çünkü konunun dönüp dolaşıp garantörlüğe geleceğini, “işgalci” diye suçlanacağını biliyordu. Yunanistan Savunma Bakanı Dendias’ın “adadaki Türk işgalini bitirmek için fırsat” demesi tam da bu yüzdendir.
Peki olur da Türkiye savaşa girerse ne olur derseniz, Kuzey Kıbrıs açık ve net bir şekilde savaş bölgesi olur derim. Bu da sanırım aklı başında olan insanların asla istemeyeceği bir şeydir!
Etti mi size 1100 kelimelik bir makale? Etti.
Peki daha bin tane soru sorabilir miyim? Elbette.
Ama sanırım sizi daha fazla yazarak sıkmak istemiyorum.
Fakat daha çok soru sorarak başka makaleler yazma potansiyelimi kendimde saklı tutuyorum. Kendimce en kritik sorularım bunlardır.
Bir de son söz olarak not düşmem gerekirse, ben “silahsız ve askersiz bir ada” hayalimi canlı tutuyorum. Orta Doğu’da ve dünyanın her yerinde silahların susmasını istiyorum.
Sanırım bu isteklerimizi çok daha gür sesle haykıracağımız günlerin yakında olmasını dilemekten başka çarem yok.
Savaşa hayır! Bin kere hayır!
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.