Hep var kal

Yayın Tarihi: 08/11/20 10:38
okuma süresi: 7 dak.
A- A A+

Bir insan üzülebilir, kırılabilir, kayıp ve acı yaşayabilir veya öfke ya da çaresizlik gibi, duygusal çıkmazlarda kalabilir. Hatta bu çok ileri giderse depresyona girebilir, bir rahatlama yaşamazsa daha ileri derecede psikolojik organizasyonlar yaşayabilir. Nihayet, her şey son derece çıkılmaz duruma gelir, mental tedavisini yaptırmazsa bu kötü durumların en sonuna kadar, yani intihara kadar varabilir.

Fransız sosyolog Emile Durkheim intiharı şu şekilde tanımlar: "Ölen kişi tarafından, ölümle sonuçlanacağını bilerek, olumlu veya olumsuz bir edimin, doğrudan ya da dolaylı sonucu olan, her ölüm olayı."

*

Freud'a göre ise, bireyler kendilerini intihara götüren bu sürecin gelişiminden pek de doğrudan haberdar olamayabilir. İç içe gelişen durumlar olduğundan belirtilerle ilgili dışardan gelecek yardım ve benzeri içerikteki iletişimlere de kendini kapatabilir.

Neticede en istemediğimiz sonuç ortaya çıkar ve diyelim ki intihar eder. Bu sürecin sonuna kadar ulaşabilirse "intihar eden kişi" olur. Sonuç gerçekleşmez ve ölmezse de "intihara teşebbüs etmiş kişi" olur.

*

Sigmund Freud'un Viyanalı bir Yahudi olduğunu bilirsiniz. 2. Dünya Savaşı'nda, Nazizmin pençesinden kurtulması için ailesini geride bırakarak, Londra'ya kaçırılmıştı. "Kaçırılmıştı" diyorum, çünkü, ne tam olarak kendi gönüllü arzusuydu ne de zorla götürülmüştü. Gönülsüz bir gitme zorunluluğuydu bu. Ancak savaş ailesini, onun gidişinden sonra yok etti.

Freud değinmiş olsa da, ailesini geride bırakıp gitmiş olmasının kendisinde oluşturduğu kabahatlik hissi nedeni ile "Büyük Grup Psikolojisi" konusunda ilerletici bir çalışma yapmadığını söyleyebiliriz.

Büyük Grup Psikolojisi konusunda, gerek literatür olarak, gerekse alanda çalışarak en büyük ilerlemeyi sağlayan ve bu konunun detaylarını bize öğreten kişi; politik psikoloji dehası kabul edilen, Freud Profesörü unvanlı Prof. Dr. Vamık Volkan'dır.

5 kez Nobel Ödülü'ne aday gösteren ve Sigorni Ödülü sahibi olan Volkan, Büyük Grup Psikolojisi konusunda, alanda bir çok çalışma yürütmüştür ki, bunlar milletlerarası ilişkileri de içeren, toplumsal ölçekli çalılmalardır.

*

Şimdi meseleye gelelim.

Bir insan, girişte yazdığım şeyleri yaşayıp intihara doğru psikolojik bir sürüklenme yaşayarak intihar edebiliyor da bir Büyük Grup benzer şeyler yaşayıp intihar edemez mi?

Soru bu: Toplumlar intihar eder mi?

Burada "intihar" sözcüğü, elbette bir metafor olarak yeralmaktadır. Ancak, toplum da bir birey gibi intihar edebilir.

Zaman ilerler ve değerler bir bir yok olur, birlik ve beraberilik çöker. Menfaat ön plana çıkar ve toplumu oluşturan bireyler, son derece bencilleşir. Dedikodu, çekememezlik her yanı sarar. Maddi olarak güçlü olan da güçsüz olan da gerçek mutluluktan uzaklaşır. İnançlar yok olur veya radikalleşir. Hemen her konunun ötekileri oluşur. Toplumun ortak değer yargıları ve birlikte düşünebilme, geleceğe birlikte yürüme gibi duygu ve istekleri yok olur. Aile içi iletişim sıfır noktasına geriler. Zenginlik, güzel anılar, aile, dostluk olmaktan çıkar, bankadaki paraya, belki de borçla satın alınan arabanın markasına veya evin metrekaresine dönüşür. Her bireyin kendisi en doğru ve en önemliymişçesine kibir her yere bulaşır. Toplumsal özellikler ve gelenekler tükenir. Gözler ileriye bakacağına, ironik bir şekilde eldeki telefona bakar. Bireycilik tek çare görünür. Yalnızlaşma gerçekleşir.

*

Sıralanabilecek daha o kadar çok yozlaşı var ki...

Kaybedilirse toplumun da kaybolduğu tüm bu sıraladıklarım, aslında bir toplumun, "kalabalık" olarak tanımlanmak yerine "toplum" olarak sıfatlanmasının paradigmalarıdır. Bu değerler listesi azaldıkça toplum, bir bireyin girdiği gibi toplumsal ölçekte girdiği depresyondan belki de çıkamaz. Toplum oluşunu, yani hayatını, bilerek ve adım adım ilerleyerek kendi eliyle sonlandırır, kaybeder.

Böylesi bir süreç ve sonuç, düpedüz intiharıdır.

Toplumun intiharına küçük de olsa neden olanlar, gelecek nesillere karşı vicdansızca bir suçtur işlemiştir.

*

Şimdi gelelim bu yazının temel amacına.

Artık “uzun yıllardır” diyebileceğim kadar Kıbrıs postası Gazetesi’nde yazı yazıyorum. 1000 küsür yazıdan bahsediyorum. Durduğum yerden öylesine memnunum ki, bu süre içinde her yazımı mutlulukla yazdım. Memnunum çünkü gerçek bir özgürlük var. Memnunun çünkü gazetemin korkarak sustuğunu, yalan yazma gibi bir eğilimi olduğunu, tetikçilik yaptığını, onun bunun kalemi olduğunu, içeriğe ve yara müdahale ettiğini yıllardır bir tek kez görmedim yaşamadım. Bu sıraladıklarımın bolca yaşandığı ülkemde, iyi ki varsın Kıbrıs Postası. Toplumun vicdanısın. Hep var kal.

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Ferhat ATİK yazıları