Tahterevalli

Yayın Tarihi: 13/10/21 08:59
okuma süresi: 4 dak.
A- A A+

Yaz sabahlarını andıran, bahar kokusunu yaşatan, gizli saklı bir kış sabahı gibiydin sen. Kalbime, alabildiğimce büyük çocuk bahçeleri kurduran. Mutluluk, bir sözcük uzaklığı acı, aynı sözcük kadar yakınken üstelik.

Yokluğunun ruhumda yarattığı tufana rağmen bedenimde yarattığı hiçlikte, en acı tango,  sanki yaşadığım. Kollarımızın arasında, alabildiğine müzikle kayıp giden bedenlerimizin, tümüyle birbirine temas etmesi. Hayatta olma farkındalığı bir tango gibi.

Yaşadığımı hissettirdiğin gerçek olan zamanların hatırası ile.

Sadece bir kaç dakika süren, ama bir yüzyıl tüm yaşam arzularını ve acılarını inletircesine ruhumda hissettiren müziğin pençesine düşmüş iki dünyalı beden gibi...

Notaların ahenginde kendi bağımsızlıklarını ilan eden ayaklarımızın figürleriyle,  sarılışımızda, ne mekan, ne de zaman kaldı aklımızda...

Ne varsa sen, ne varsa ben. Dansın her anı göz göze geçerken, derinliğimde kendini görmenin huzuru senin dudaklarında, gözlerinde seni görmemin mutluluğu benim duygularımda bir sarılışla tamamlanan tango, sanki bittikçe başlayan bir masal gibi. Oysa bir anlık şeytana uyma hali ayrılık. 

Yazının, okunmayınca, bir kağıt aklığında yalnızlıkla buluşması gibi. Ama okununca öylemi ya? 

Sözcüklerin dekoru üzerine, mutlulukla düşünülenlerin rol aldığı bir gerçeklik sahnesi gibi, öte yandan. Asıl olanın, sana bir damla mutlulukla parlayan, iki damla gözyaşı olduğunu anlayana kadar geçen asırlar boyunca aşk, ne evrimlerden geçti de, kalbini tanıyınca yüreğim, o ilk ilkel saflığına kavuştu. Tertemiz ve katkısız bir hale döndü. Kendini buldu bir yerde. 

O kadar ki, kendini bulduğu yer, senin bulunduğun yer oldu. Aynı hayali paylaşmadan daha, aynı anın içinde olmanın bile mutluluk olduğu algısını yaratarak. 

Aşk, sana seni yarattı, yaşattı. Sana yabancı olanı alamamana, bildiğin tüm tanımların dışına çıkmama, kim bilir belki bu denli ilkel, bu denli saf olana anlam verememene rağmen, senin seyirci kaldığına beni oyuncu yaptı.

Her gün aynı saatlerde alışılmış paylaşımlar yerine, dağınık zamanlı yakınlıkları yeter buldurdu yüreğime. Yeter buldukça yeter gelmeyene rağmen. Yeter gelmeyince de, yeter denenin yetmeze dönüştüğüne hem sanık hem tanık olarak. 

Gerçekte; sende kendimi anlamsız kılanın, beni hiç yapan sancısı. Oysa içimde; göz kenarlarının taşıdığı bana bakan, sevgi dolu masumiyetin, dudaklarımda, dudak kenarının dokunuşunun tükenmez heyecanı, kalbimde, fethedilememiş kalbinden, bir ordu duygumu alarak dönüşe geçtiğim sefer yorgunluğu ve hayalimde, sen...

Sen hayal et, şimdi, kulaklarımda nota yağmuru, beş çizgisi de olmayan portede kendine yersiz, kendine yapancı ve çocuk bahçeleri kurduğun kalbim, derin sessizliği bozan gıcırtısıyla bir tahterevalli. 

Bir tarafında sen ötekinde ben. 

Hiç mi binmedin, yoksa iniyor musun, ben havadayken?

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Ferhat ATİK yazıları