Cumhurbaşkanı Erhürman’a yöneltilen eleştirilere analitik bir bakış
Sn. Erhürman’a dozu giderek artan eleştirilere baktığımızda, ilginç bir şekilde Kıbrıslı Türklerin ne kadar marazi bir toplum olduğunu görürüz. Ferdi Sabit Soyer zamanında toplum olarak “Müslüm Gürses modundan Tarkan moduna” geçmemiz gerektiğini söylemişti; ancak Kıbrıslı Türklerin hemen hemen her kesiminde bir Müslüm Gürses modu yaygın bir şekilde devam etmektedir.
Ana Eleştiri Teması: “Erhürman ile Tatar Çok Benzeşiyor!”
Tufan Erhürman’ı elbette herkes eleştirebilir ve eleştirecektir. Ancak yapılan eleştirilerin birçoğunun siyasi analizden yoksun olup daha çok ‘etiketleme’ üzerine kurulu olduğunu görünce insanın bu konuda bir şeyler yazası geliyor. Erhürman’a sosyal medyada ve toplumun bir kesiminde yükselen eleştirilerin temel noktası, “Erhürman’ın Tatar ile çok benzeştiği” teması üzerine kuruludur.
Birinci Varyasyon: “Taksimci ve Milliyetçi” Kesimlerin Adamı Erhürman
Bu tema üzerine kurulu birinci eleştiri (birinci varyasyon), Tufan Erhürman’ın “milliyetçi ve taksimci çizgiye kaydığı” veya “taksimci kesimin hoşuna gidecek söylemlerde bulunduğu” iddiasıdır. Peki, Tufan Erhürman’ı taksimci veya milliyetçi kılan özellikleri ve söylemleri nelerdir? Bu hususta elle tutulur herhangi bir politik analiz yoktur. Sadece yoğun bir tepkisellik üzerinden Tufan Erhürman’ı etiketleme çabası vardır. Bu adreslenememiş öfke ve çaresizlik hâli içinde debelenmekten keyif almak, genel kültürümüzde de mevcuttur.
Örneğin Sn. Tufan Erhürman’ın bugüne kadar en çok vurguladığı husus, Kıbrıslı Türklerin 1960’tan beridir bu adada eşit ortak oldukları ve Rum tarafının Kıbrıslı Türkleri görmezden gelerek herhangi bir çözüme ulaşamayacağı noktasıdır. Ben bu demeçlerinde herhangi bir taksimcilik veya taksimciliğe yaranma çabası görmüyorum. Ancak bir insanın “milliyetçi ve taksimci” kesime fayda sağladığını iddia ediyorsanız, tam olarak hangi söylemlerle bunu yaptığını da izah etmek durumundasınızdır.
Elle tutulur tarihsel bir analiz yapmak isterseniz, Kıbrıslı Türklerin 1963 yılında azınlığa düşürülmesine günümüzde sadece taksimcilerin değil, siyasi eşitliği savunan federasyoncuların (Akıncı dâhil) da karşı çıktığını görmemiz gerekir diye düşünüyorum. Kıbrıslı Türklerin en geniş ortak paydası tam da burasıdır. Eğer Erhürman’ın Kıbrıslı Türklerin adadaki kurucu ortaklığını vurgulamasına taksimciler veya milliyetçiler de destek veriyorsa, bu Erhürman’ın otomatik olarak taksimci olduğu anlamına gelmez.
İkinci Varyasyon: N82 Tartışmasında Yaşanan “Eşitleme” Problemi
Şimdi ikinci eleştiriye gelelim. Son haftalarda Tufan Erhürman’ın Ersin Tatar’dan farkı olmadığı iddiası, N82’ler konusunda ikisinin de bir sonuç elde edememesi üzerinden yürütülmektedir. Sn. Senih Çavuşoğlu’nun en son Türkiye’ye alınmaması ve bunun üzerine Sn. Erhürman’ın “Türkiye yetkilileri ile bu konuyu görüştüm ama bana ne söylediklerini söyleyemem” açıklaması üzerine bu tema yeniden gündeme getirilmiştir.
Erhürman’ın bu sözleri üzerine, KKTC seçimlerini boykot etmeliyiz üzerinden yıllardır siyaset yapan ve ajitasyon yapmakta mahir olan bir arkadaşımız, “Sn. Erhürman’a bu memlekette hiçbir şey değişmez dediğimizde bize kızıyor, irade gösterirsek bir şeyler değişir diyordu. Hani nerede?” eleştirisinde bulunmuştur.
Bu arkadaşımız, uzun zamandır inandığı boykot siyasetinin ne kadar doğru ve yerinde olduğu noktasını Sn. Senih Çavuşoğlu olayı üzerinden yeniden teyit etmeye veya onamaya çalışmaktadır. Yani bir nevi kendi kendini gerçekleştiren kehanet (self-fulfilling prophecy) örneğini bizlere sunmaktadır.
Birincisi, CTP milletvekilleri meclis kürsüsünden N82’ler ile ilgili eleştiriler getirmiştir. Bazı UBP milletvekilleri ise N82’lerin gerekli olduğu veya Türkiye’nin bu hususta haklı olduğuna dair birtakım demeçler vermiştir. Sn. Tatar, Cumhurbaşkanlığı yaptığı dönemde N82’den dolayı Türkiye’ye alınmayan kişilerin kendisinden randevu talebinde bulunduğunda kendilerine randevu vermemiştir. Daha önemlisi, Sn. Tatar’a gazeteciler bu konuyu sorduğunda “TC elçiliğine gidip şikâyette bulunmaları” gerektiğini söylemiştir. Tüm bu olup biteni görmezden gelerek, Sn. Erhürman ile Sn. Tatar’ın N82’lere olan tutumunu ve bakış açısını bir tutmak ve “farkları yoktur” demek gerçekten irdelenmesi gereken bir konudur.
Bununla birlikte Türkiye kendi egemenliği olan bir ülkedir ve Türkiye devletinin hazırladığı N82 listesine KKTC’nin herhangi bir yaptırım uygulama kapasitesi yoktur. KKTC 500 bin nüfuslu bir ülkedir ve Türkiye dışında hiçbir ülke tarafından tanınmamaktadır. KKTC’de Cumhurbaşkanı ister Ali isterse Veli olsun fark etmez; Türkiye ile KKTC arasında yaşanan asimetrik ilişki biçimi yapısal olarak var olmaya devam edecektir. Yapısal durum devam ediyor diye, bu yapısal durum karşısında farklı yönlerde siyasi pozisyon veya refleks gösteren insanları eşitlemek toptancı bir bakış açısı örneğidir.
Kıbrıslı Türklerin N82 konusunda yapabileceği tek şey, Türkiye devleti yetkililerine 2020 yılında yaşanan seçimlerin ardından 6 yıl geçmesine rağmen N82 uygulamasının devam etmesinin ne Türkiye’ye ne de Kıbrıslı Türklere bir fayda getirmediğini anlatmaktır. Bu konuda çaba sarf eden bir siyasi ile hiç çaba sarf etmeyen bir siyasiyi bir tutmak, bana göre vicdani ve etik bir tutum değildir.
Şunu da vurgulamakta fayda var: Türkiye yetkilileri N82 konusunda ikna olmazlarsa, bu konuda KKTC yetkilileri bir şey yapamazlar. Ne de olsa KKTC bir Amerika değildir. Kıbrıslı Türkler de Kıbrıs adasında Rumlar tarafından eşit ortak olarak kabul görmüş bir halk değildir.
Kıbrıslı Türkler, kendi başlarına veya Türkiye’nin rızası olmadan N82’yi değiştiremeseler de, kendi ellerinde olan önemli sorunları değiştirebilirler. Örneğin yolsuzluk, sahte diploma, özel sektördeki sömürü, kaçak ekonomi, peşkeş ve binbir türlü hukuksuzluğu minimuma indirmeyi başarabilirler. Tüm bunlar Kıbrıslı Türklerin elinde olan şeylerdir. Ancak Kıbrıslı Türklerin bilerek ve isteyerek en çok başarısız oldukları konular da tam olarak bunlardır. Bu hususta da kendilerinden başka suçlayacak kimse yoktur.
Karpaz Ziyareti Eleştirel Kesimler İçin Turnusol Kâğıdı Niteliğinde
Tekrar konumuza dönecek olursak, Sn. Tufan Erhürman’a karşı önyargılı ve toptancı eleştiri yapan kişiler, Erhürman’ın Karpaz’daki Rum çocuklarının okuluna yaptığı ziyarette ne yazmışlar diye hiç baktınız mı? Önyargılı olmayan veya bu denli polarize olmamış bir zihin, Erhürman’ın bu açıdan da olsa Ersin Tatar’dan veya taksimci-milliyetçilerden bir farkı olduğunu yazardı.
Bu elbette sembolik bir ziyarettir. Ancak Sn. Erhürman’ın Rum çocukları ile Türk çocuklarını birlikte ziyaret etmesi ve onlara aynı sevgi gösterisinde bulunması sizce herkese ne gibi bir mesaj yolluyor? Neden örneğin herhangi bir milliyetçi-taksimci lider bu ziyareti bugüne kadar yapmamış da Tufan Erhürman yapmıştır? Tufan Erhürman’ı eleştirenlerin o gün “Tufan Erhürman’dan doğru hareket” dediğini duydunuz mu? Duymadınız. Duymayacaksınız da…
Eleştiri Kültürü ve Siyasi Dil
Benim bu yazıdaki derdim, Cumhurbaşkanı Sn. Tufan Erhürman’ın yüzde yüz haklı ve doğru olduğunu ispatlamak değildir. Ancak Erhürman’ı eleştirenler, tepkisel kolaycılığa veya etiketlemeye kaçmadan analitik derinliği olan eleştiriler sunarlarsa, en azından birlikte daha sağlıklı tartışmalar yapabiliriz diye düşünüyorum. Ancak Erhürman’a yöneltilen tepkisel eleştiri tarzı, muhalif bir siyaset biçimi olarak Kıbrıslı Türklerin bir kesiminde uzun zamandır süregeliyor.
Bu arada şu noktayı vurgulamakta da fayda vardır: Sn. Erhürman’a yöneltilen eleştiriler karşısında CTP’li kesim genellikle olgun bir duruş sergilemektedir. Ancak bir arkadaşımızın CTP’yi eleştirenlere küçümseyici bir üslupla yorum yazdığını gördüm.
Sn. Erhürman’a bu tür eleştiriler yönelten insanlar arkadaşlarımızdır ve bazılarını 20 yıla aşkın süredir tanıyoruz. Bu kadar uzun süredir tanıdığımız insanlar hakkında konuşurken daha dikkatli ve özenli olmak gerekir. Daha önemlisi, bu eleştirileri getiren kesimler demokrasi, ifade özgürlüğü ve insan hakları ideallerine oldukça bağlıdır. Dolayısıyla özgürlük, eşitlik ve sosyal adalet konularında her zaman ittifak hâlinde olacağım kesimlerdir.
Ancak Kıbrıs sorunu konusunda benden farklı bir kimlik algısı, tarihsel hafıza ve siyasi duygusallık üzerinden hareket ettiklerini söyleyebilirim. Bu kesimin hangi eleştirilerine neden katılmadığımı, sadece argümanlara sadık kalarak analitik bir biçimde ifade etmeye çalıştım.
İstihdamlar Konusunda Eleştiriler
Bu kimlik siyasetinin ötesinde, gündelik hayatın içinde en çok konuşulan konulardan birinin, Sn. Tufan Erhürman’ın Cumhurbaşkanlığı döneminde yaptığı bazı istihdamların liyakat ilkesine uygun olmadığı iddiası olduğunu vurgulamam gerekir. Tüm siyasi kariyeri boyunca liyakata bu denli önem veren bir kişinin bazı istihdamlara nasıl onay verdiğini duyunca ben de gerçekten şaşırıyorum.
Erhürman ve Denge Politikası
Ancak siyaset açısından baktığımda, Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın genel hatlarıyla hem Hristodulis hem de Türkiye ile denge politikası güttüğünü ve bu konuda şu ana kadar iyi bir süreç yürüttüğünü düşünüyorum. Erhürman’a yöneltilen eleştirilerden biri de Hristodulis’e karşı çatışmacı bir dil tercih ettiği iddiasıdır.
Ben bunun aksini düşünüyorum. Sn. Erhürman, denge politikası gereği bazen Sn. Hristodulis’e daha alt perdeden demeçler vermekte veya gerilimi tırmandırmamak adına zaman zaman hiç açıklama yapmamaktadır.
Sn. Erhürman’ın siyasi kariyeri boyunca temkinli bir denge politikası güttüğünü düşünenlerdenim.
Ve kendisine oy verme sebeplerimden biri de buydu.
Dolayısıyla siyasi açıdan beni henüz yanıltmadığını ifade etmek isterim.
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.