MANİPÜLASYON GÜNLÜĞÜ

Doç. Dr. Bilge AZGIN
bilge.azgin@kibrispostasi.com
Doç. Dr. Bilge AZGIN

Niyazi Kızılyürek'in ada kitabı ve BM'nin 186 no'lu kararı

Yayın Tarihi: 20/04/26 07:34
okuma süresi: 7 dak.

Kızılyürek'in Literatüre Katkısı

Niyazi Kızılyürek'in bu kitapta sunduğu en önemli katkı, Türkiye ve Yunanistan'daki sol hareketlerin Kıbrıs sorununa bakış açısını derinlemesine irdelemesidir. Kıbrıs'taki siyasi partilerin konuya yaklaşımını bilmemize karşın, Yunanistan ve Türkiye solunun perspektifine dair bilgimiz oldukça sınırlıdır. Bu açıdan Kızılyürek, literatüre değerli bir boşluğu doldurmaktadır. İkinci önemli katkısı ise Kıbrıs'taki milliyetçi akımları self-determinasyon teması üzerinden ele alması ve sorunun çıkmazlarını bu çerçevede analiz etmesidir. Tüm bu nedenlerden dolayı Kızılyürek'i kutlamak gerekir! Bu eser de diğer kitapları gibi Kıbrıslı Türklere, tüm adaya ve Kıbrıs meselesiyle ilgilenen herkese önemli katkılar sunmaktadır.

Federalist Retorik mi, Tarihsel Gerçeklik mi?

Bu katkıların yanı sıra Kızılyürek, kitabında kendi normatif ve federalist bakış açısından birtakım savlar öne sürmektedir. Örneğin 246. sayfada şunları dile getirmektedir:

"Bu bölümü bitirirken, tarihsel gelişmelerin ışığında bir noktanın altını çizmek istiyorum: Ne Kıbrıslı Rumların ne de Kıbrıslı Türklerin ayrı ayrı self-determinasyon hakkı vardır. Tarih ve hukuk iki toplumu iradelerini kaynaştırmaya davet ediyor. Geçmişte iki toplumun birbirini dışlayarak ülkenin kaderine tek başına veya ayrı ayrı karar vermeye yönelmeleri, Kıbrıs sorununun doğuşu ve gelişiminde önemli bir rol oynadı."

Yazarın bu normatif önermelerine katılmam mümkün değildir. Tarih ve hukukun kendi başlarına "toplumları kaynaştırmaya davet eden" bir işlevi yoktur; bu ifade, Kızılyürek'in kendi öznel federalist söylemini güçlendirmek için bu kavramlara yüklediği anlamdan ibarettir. Dolayısıyla bu cümle, bir analiz olmaktan çok federalist bir retorik olarak değerlendirilmelidir.

Kitabın başka bir bölümünde (sayfa 179) ise Kızılyürek şu tespitte bulunmaktadır:

"Çok açıktır ki, Kıbrıslı Türklerin self-determinasyon hakkını ileri sürerek ayrı bir devlete kavuşması mümkün ve/veya meşru değildir; ne de Kıbrıslı Rumların nüfus çoğunluğunu ileri sürerek self-determinasyon yoluyla kendilerini egemen kılma, Kıbrıslı Türkleri de azınlık statüsüne indirgeme çabası mümkün ve/veya meşru değildir."

Kızılyürek, Kıbrıslı Rumların nüfus çoğunluğuna dayanarak Kıbrıslı Türkleri azınlık statüsüne indirgemesinin mümkün ve meşru olmadığını söylemesi çok yerinde bir saptamadır. Ancak unutmamamız gerekir ki; Kıbrıslı Rumlar, 1963-1974 yılları arasında BM'nin yardımı ve meşruiyetiyle tam olarak bunu başarmıştır. Bugün hâlâ, BM'nin 186 sayılı kararı ve Mustafa İbrahim davasında Rum yargıcın anayasaya ve hukuka aykırı biçimde uygulamaya soktuğu "zorunluluk doktrini" uluslararası hukuk nezdinde geçerliliğini sürdürmektedir.

Burada BM'nin Kıbrıslı Türklere karşı izlediği tek taraflı ve jeopolitik çıkar odaklı tutumu artık açıkça görülmelidir. Birleşmiş Milletler'in 186 sayılı kararı, Kıbrıslı Türkler için adeta bir ölüm fermanı niteliği taşımaktadır. Kıbrıslı Türkleri sessizce etnik temizliğe sürükleyen bu kararı tersine çeviren gelişme ise Türkiye'nin 1974 yılında gerçekleştirdiği askeri müdahalesi olmuştur.

Federasyon İkilemi: Rumlar İçin Lüks, Türkler İçin Zorunluluk

Günümüzde Rumlar için federasyon bir zorunluluk değildir; çünkü BM'nin zamanında kendilerine bahşettiği uluslararası tanınırlığa sahiptirler. Rum tarafının Annan Planı referandumuna ve Crans-Montana’daki görüşmelerine "hayır" demesinin ardındaki motivasyon eksikliğini başka türlü açıklamak güçtür. Tarihe ve hukuka subjektif anlamlar ve roller yüklemek yerine Kıbrıs Sorunu’nda tarihin ve hukuğun nasıl Rumlardan taraf işlediğine vurgu yapmakta fayda vardır.

Kıbrıslı Türkler içinse federasyon çok daha derin anlamlar taşımaktadır. Yıllardır BM'nin 186 sayılı kararı nedeniyle tecrit ve ambargolar altında yaşayan Kıbrıslı Türklerin dünyayla bağlantı kurması federasyondan geçmektedir. Ayrıca federasyon aracılığıyla Kıbrıslı Türkler, AB standartlarında bir siyasal sistem ve yaşam kalitesine kavuşma arzularını dile getirmektedirler. Tüm bunları hayal etmek ilham vericidir ve Kıbrıslı Türkler elbette bu hayali canlı tutmak isterlerse haklarıdır.

Tarihin Hesaplaşamadığı Sayfa: 186 No'lu Karar

Kıbrıslı Türkler arasında sol ideoloji, hegemonik bir biçimde federasyonla özdeşleşmiş durumdadır. Benim burada eleştirmek istediğim nokta federasyonun kendisi değil, solun bir kesiminde BM'nin 186 no'lu kararının sol değerler (eşitlik ve adalet) açısından yeterince eleştirilmemesi ve sorgulanmamasıdır. Örneğin bir Rum akademisyene 186 no'lu karar hakkında "Bu bir haksızlık değil mi?" diye sorduğumda, gülerek "Bilge, bir şeyin haksızlık olması başka, yasal olması başka" diyerek konuyu geçiştirmişti.

Solun sol kesimindeki arkadaşlarımla ne zaman konuşsam ve konu 186 no'lu karara gelse, "Türkiye de o karara evet dedi" yanıtını alıyorum. Yüzlerinde, Kıbrıslı Türklere ne büyük bir haksızlık yapıldığına dair en ufak bir farkındalık yok! Dahası, bunu söylerken solculuk yaptıklarını sanmaları gerçekten üzerinde düşünülmesi gereken bir durumdur.

Bir kez daha vurgulayayım: BM'nin normal koşullarda yapması gereken, 1963 yılında Kıbrıslı Türklere silahlı saldırı başlatarak onları azınlığa düşüren Makarios hükümetini, 1960 anayasal düzenine geri döndürmek olmalıydı. Ancak BM bunu yapmak yerine 186 no'lu kararla Makarios'u adanın tek hâkimi ilan etti. Bu karar yalnızca Kıbrıslı Türklere uygulanan şiddeti meşrulaştırmakla kalmadı; Makarios'u adanın mutlak hâkimi kılarak Kıbrıslı Türklerin ölüm fermanını imzaladı. Tamamen jeopolitik ve jeostratejik çıkarları doğrultusunda ABD, Sovyetler, İngiltere ve Fransa, Makarios'a BM nezdinde verilen bu imtiyaza ortak oldular.

Türkiye 1964 yılında Kıbrıs'a, Kıbrıslı Türkler adına müdahale etmek istediğinde Johnson mektubundaki tehditler nedeniyle bir süre daha beklemek zorunda kaldı. Bu denli taraflı BM kararları, solun adalet ve eşitlik değerleriyle taban tabana çelişmektedir. Makarios yanlısı 186 no'lu BM kararını ve emperyalist ülkelerin salt kendi çıkarları uğruna bu kararı onaylayarak Kıbrıslı Türklere yaptıkları insafsızlığı ve haksızlığı, günümüzde yaşayan Kıbrıslı Türklerin tam olarak kavraması dileğiyle...


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Kıbrıs Postası’nın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Doç. Dr. Bilge AZGIN yazıları