MANİPÜLASYON GÜNLÜĞÜ

Doç. Dr. Bilge AZGIN
bilge.azgin@kibrispostasi.com
Doç. Dr. Bilge AZGIN

Kıbrıs Türk solunun kafası karışmasın diye! (1)

Yayın Tarihi: 08/06/26 08:39
okuma süresi: 13 dak.

Niyazi Kızılyürek benim akademik kariyerimde çok katkısı bulunan ve tüm Kıbrıs için gerçekten müstesna bir akademisyendir. AKEL’den AB milletvekili olma çabasında da bir Kıbrıslı Türk’ün hem AKEL’in iç dinamiklerini değiştirmesi açısından hem de Avrupa Birliği’nde Kıbrıslı Türklerin haklarını savunacağı için kendisini desteklemiştim. Bu desteğimi de açık yaptım. “Niyazi ile görünürsem siyaseten yıpranırım” hesabı da hiç yapmadım. Niyazi Kızılyürek’in beş sene boyunca AB milletvekilliği süresince Kıbrıslı Türklere faydalı olacak siyasi aktivizmler yaptığına da şahit oldum.

Ancak Niyazi Kızılyürek’in Kıbrıs Sorunu’na bakışı açısından çok temel ayrılıklarım olduğunu söylemeliyim. Dahası, Niyazi Kızılyürek’in bazı tezlerinin Kıbrıs Türk solunda ciddi kafa karışıklığına yol açtığını düşünenlerdenim. Niyazi Kızılyürek sosyal medyada yayımladığı “ELAM’ın Kitabında Kızılyürek ‘Türk Ajanıdır’, Ya Türk Milliyetçilerinin?” yazısında, kendi akademik kariyerinden ve tek baş kahramanı olduğu hayat öyküsünden yola çıkarak ELAM ile Kıbrıslı Türk milliyetçilerinin kendisine benzer sözel saldırılarda bulunduğunu, dolayısıyla iki farklı milliyetçiliğin de aynı kapıya çıktığını vurguluyor.

Ben kendi hayatımın baş kahramanı değilim. Beni hayatta bugüne kadar getiren çok kahramanlar oldu. Ailem, arkadaşlarım, hocalarım (Niyazi de bunların içindedir) ve daha bir sürü insan… Dolayısıyla kendi hayat hikâyem üzerinden ELAM ile Kıbrıslı Türk milliyetçileri aynıdır diye bir tez geliştirmem mümkün değildir.

Ben Kıbrıslı Türküm. O yüzden siyasi tezlerimi Kıbrıslı Türkleri merkeze alarak geliştiririm. Japonya’nın derdini Japonlar düşünür elbet. Ben Kıbrıslı Türklerin dertlerini düşünüyorum.

ELAM ile Kıbrıs Türk Milliyetçilerini Aynılaştırmak Ölümcül bir Hatadır!

Birinci değineceğim noktu şu: Kıbrıs’taki Türk milliyetçilerinin hiçbirinin Kıbrıslı Türklerin oturduğu topraklarda gözü yoktur. Bunu artık herkes iyi anlasın! Türk milliyetçilerinin yer yer kendi muhaliflerine “Rumcu” veya “vatan haini” diyerek aşağıladıkları ve travmatize ettikleri doğrudur. Demokratik kültürlerinin gelişmediği de doğrudur. Ancak Türk milliyetçileri, Kıbrıslı Türklerin en solcusunun dahi üzerinde oturduğu toprakta hak iddia etmez. ELAM gibi “Kıbrıs’ın taşları bile Yunandır” sloganları attıkları da yoktur veya “Kıbrıslı Türkler bu adada sadece azınlık olabilir” dedikleri de yoktur.

ELAM’ın etrafa ve Kıbrıslı Türklere (solcusu da sağcısı da dahil olmak üzere) uyguladığı şiddet, Türkiye’de MHP’li ülkücülerin 1970’lerde solculara uyguladığı vandalizmle benzeştirilebilir. Ancak buradaki ELAM’ın verdiği kavga bir sol-sağ kavgası değildir; Kıbrıs’ın tamamının Yunan olması gerektiği kavgasıdır.

Ben Türk milliyetçileri ile bu adada solcu kimliğimle 40 yıldır yaşıyorum. Belki birkaç tartışmamız veya münakaşamız oldu. Seçim yapıyoruz ve kazanan KKTC’de hükümet veya Cumhurbaşkanı oluyor. ELAM ise beni ve Sayın Talat’ın ekibini Leymosun’da linç etmeye kalktı. Kapıların arkasına geçip bir buçuk saat boyunca yumrukladıkları kapıları tutmasaydık, o kapıları kırıp içeri gireceklerdi.

Niyazi Hocam diyor ki; “Bu ülkede iki tarafın milliyetçilerinin ağız birliği etmişçesine bana çatmaları uzun yıllardan beri hayatımın bir gerçeği olageldi.” Tamam da bu senin hayatının öznel gerçekliği. Kıbrıslı Türklerin toplumsal bir gerçekliği değil ki! Olaya bütünsel olarak bakarsak Kıbrıslı Türklerinin toplumsal gerçeği şudur: Türk milliyetçileri Kıbrıs’ta iki ayrı devlet istiyor; federasyon istemiyorlar. ELAM ise Kıbrıs’ın Yunan olmasını istiyor ve Kıbrıslı Türklere sadece azınlık hakkı veriyor.

Şimdi tekrar soruyorum: Kıbrıslı Türklerin toplumsal gerçekliği açısından ELAM ile Türk milliyetçileri nasıl aynı olabiliyor? ELAM ve Türk milliyetçileri “milliyetçilik dünyasına” ait olmaları demek Kıbrıslı Türklerin toplumsal ve tarihsel gerçekliği açısından da aynı olması demek değildir herhalde! Bu algı ve analiz biçimi Kıbrıs Türk solunda çok büyük bir zihin karışıklığına sebep olur.

Kıbrıs Türk solu, KKTC içinde Türk milliyetçileri ile agonistik bir şekilde yaşıyor ve seçimlere giriyor. ELAM’ın ise tüm Kıbrıslı Türklerle (solcusu da sağcısı da) antagonistik bir ilişki biçimi vardır. İkisi arasındaki ölümcül fark bu kadar belirginken, bu farkı da görememek veya görmek istememek niye?

“Bölücü Milliyetçi” Kavramı Kime ve Neye Göre Uygulanıyor?

Gelelim ikinci konuya. Niyazi Kızılyürek yazısının sonlarına doğru şunları ifade ediyor:

“Bitirirken bir noktanın altını daha çizelim: Kıbrıs Türk toplumunu azınlık konumuna indirgemek isteyen Kıbrıs Rum milliyetçiliği karşısında Kıbrıslı Türklerin ezici çoğunluğu işbirliği içindedir, zaten hep işbirliği yapa gelmişlerdir! Örneğin, 1974 öncesinde bütün toplum kenetlenmişti.

Fakat siyasi eşitlik yerine egemen eşitlik ve ayrı devlet talep eden bölücü milliyetçilerle birlikte davranmak, demokratik siyaset, barış politikası, ahlaki duruş ve eleştirel düşünce ile bağdaşmaz! Kıbrıslı Türklerin eşit toplum olarak varlığını kabul etmeyip azınlık konumuna düşürmek isteyenler ile Kıbrıslı Rumların varlığını ve haklarını görmezden gelip adanın yarısını Kıbrıslı Rumlara yasaklamak isteyenler aynı zihniyet dünyasına sahiptirler ve akıllarıyla vicdanları körleşmiş milliyetçilerdirler.”

Kıbrıs Türk toplumunu 1974 yılı öncesinde azınlık konumuna indirgemek isteyen Kıbrıs Rum milliyetçileri kimlerdi, Niyazi Hocam? AKEL de bunların içinde miydi? Evet, içindeydi! AKEL bugün federasyonu savunsa da hâlâ Türk İsyanı mitosunun arkasına saklanmıyor mu? Saklanıyor!

Peki tüm bunlara rağmen biz AKEL’i bağrımıza basıp birlikte hareket etmeye çalışalım mı? Çalışalım. Neden? Çünkü çok geniş bir empatimiz var ve barış yanlısıyız. Ancak aynı geniş empatimizi ve barış yanlılığımızı KKTC’de komşumuz olan ve “bölücü milliyetçi” olarak adlandırdığınız Kıbrıslı Türklere karşı kullanmamız caiz değil öyle mi? Bu nasıl bir tek taraflı empati yapma biçimi? Ben neden kendimi hâlâ Türk İsyanı mitine sığınan AKEL’cilere yakın hissederken bu “bölücü milliyetçiler” dediğiniz Kıbrıslı Türklere karşı uzak hissedeyim ki?

Peki “Siyasi eşitlik yerine egemen eşitlik ve ayrı devlet talep eden bölücü milliyetçilerle birlikte davranmak, demokratik siyaset, barış politikası, ahlaki duruş ve eleştirel düşünce ile bağdaşmaz” şiarı ne oluyor?

Örneğin CTP veya TKP partileri “bölücü milliyetçiler” olarak gördüğünüz DP ve UBP ile koalisyon kurabilirler mi? Çünkü koalisyon kurup KKTC’de hükümet oluyorlar. Bu bir ahlaksızlık olarak mı yargılanır mesela?

Bir de niye 1963-1974 yılları arasında Kıbrıslı Türkleri dışlayarak Kıbrıs Cumhuriyeti’ni ele geçiren Makarios ve onun destekçisi olan AKEL “bölücü milliyetçi” olarak algılanmıyor da sadece ayrı devlet isteyen Kıbrıs Türk milliyetçileri “bölücü milliyetçi” olarak algılanıyor veya adlandırılıyor? Yoksa bu Rum Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bir hegemonya oyunu mu?

Benim için Kıbrıslı Türklerin Kollektif Travmaları Sol-Sağ Ayrımından Önce Gelir

Kıbrıs Cumhuriyeti’nde iki kurucu unsurdan bir tanesi diğerini dışlayıp devleti kendi tekeline geçirirse, dışarıda kalan unsur da niye kendi devletini kurmaya yönelmesin? İki asli kurucu unsurdan bir tanesinin 1960 Cumhuriyeti’ni yıkarak Rum devleti oluşturma hakkı varken, diğer asli unsur olan Kıbrıslı Türklerin neden ayrı bir Türk devleti oluşturma hakkı olmasın? Sırf Makarios, Batılı devletlerin kendisine uyguladığı çifte standart sayesinde BM’de 186 sayılı kararı aldırdı diye, Kıbrıslı Türkler neden bu kararın tılsımlı etkisinde kalıp yine Rum çoğunluk tarafından asla kabul edilmeyen federasyonu hiçbir şey yapmadan sonsuza dek beklesinler ki?

Sen 20 Temmuz 1974 tarihini “bu bir işgaldir” diye tanımlayan ve 200 bin Rumun göç ettiğini anlatan yazılar yazıyorsun. Rum tarafının 1963 yılından 1974’e kadar (ve günümüze) işgal ettiği Kıbrıs Cumhuriyeti’ne neden “işgal” demiyorsun peki?

Veya 20 Temmuz 1974 “Türk işgaline” sunduğun alternatif nedir? Düzmece olan BM 186 sayılı karara saygı duyup Kıbrıslı Türklerin can çekişe çekişe bu adadan silinmesine göz mü yumulsaydı? Ne yapılsaydı?

Yoksa Yunan işgali altında olan Kıbrıs’ta Makarios’un Kıbrıslı Türklere siyasi eşitliği vermesini mi bekleseydik sonsuza kadar? Bize tarihte başka bir seçenek sunarsan kabulumuzdur.

EOKA tarafından zalimce öldürüldükleri için AKEL’cilere belli oranda empati duyabilirim. Ancak ben Kıbrıslı Türk olarak aynı zamanda senin “bölücü milliyetçi” dediğin insanlarla ortak kolektif travmaları paylaşıyorum. Hepsi, 1963-1974 yılları arasında Rum mezaliminde kolektif travma yaşayan, savaşan, öldürülen ve öldüren veya göç etmek zorunda kalan insanların çocukları ya da torunlarıdır. Belki belli bir kesim bunun farkında olmayabilir ama ben bunun farkındayım. Ve benimle aynı kolektif travmayı paylaşan insanlarla fikirlerim aynı olmasa bile belli bir kader bağım vardır. Hepsiyle de KKTC’de birlikte yaşıyoruz.

Kıbrıs Türk Solunu Bizim “Bölücü Milliyetçilerden” Ayıran Esas Nedenler

Kıbrıs Türk Sağı ile tarihte aynı kollektif travmayı paylaşsam da bana göre Kıbrıs Türk sağının en büyük problemi “bölücü milliyetçi” olmaları değil kronik yolsuzluklar ve yeterince demokrasi kültürü gelişmemiş olmalarıdır. Bir de içlerinden bazıları kendilerini Beşparmak Dağları’nın yaratıcısı zannediyor. Ancak bu, tanınmayan KKTC’ye özgü bir şey değil ki! Sağcılar Rum tarafı dâhil dünyanın her yerinde böyle.

Ben tabii ki demokrasi, insan hakları, çoğulculuk ve sosyal adalet temelli politikalarda sağcılarla birlikte hareket edemem. İstesem de edemem. Ancak “bölücü milliyetçi” Halkın Partisi veya başka biri şu anki yolsuzluklara karşı mücadele veriyorsa, ben onlara “kardeş kusura bakma, sen bölücü milliyetçisin; seninle bu konuda Meclis’te ortak bir karar almam demokratik siyaset, barış politikası, ahlaki duruş ve eleştirel düşünce ile bağdaşmaz” mı demeliyim?

Dörtlü Koalisyon döneminde Erhürman ve CTP’nin “bölücü milliyetçilerle” birlikte ortak hareket ettiği birçok konu oldu. Ne yapacağız şimdi? CTP veya herhangi bir sol parti elbette iç siyasette birçok farklı konuda (maliye, kültür, hayat pahalılığı, grevler, COVID, çeşitli yasalar vb.) “bölücü milliyetçilerle” birlikte hareket edip diğer yandan da demokratik siyaset ve barış politikasına devam edebilir.

Kıbrıs’ta Federasyon’un Önündeki Ana Engel Bizim “Bölücü Milliyetçiler” Değildir!

Şimdi üçüncü hususa geçelim. Niyazi Hoca şöyle söylüyor:

“Hayatımda önemli bir yer tutan bazı kavramlar vardır. Bunların başında eleştirel düşünce, entelektüel ahlak ve empati gelir.

Öteki sayılan toplumun hatalarını ve kötülüklerini durmadan tekrarlamak, kendi toplumunda benzer hataları ve kötülükleri görmezden gelmek veya haklı çıkarmak için kurnazca argümanlar ileri sürmek benim yapabileceğim bir şey değil. Bunun entelektüel etik ile bağdaşmadığını düşünüyorum.

Kendi etnik toplumunu (evini), öteki toplumun yaptığına benzer şeyler yaptığı hâlde haklı bulmak, bir entelektüel açısından kabul edilmez olduğu kadar ahlaksızlıktır da!”

Peki AKEL ne yapıyormuş bunca yıldır? Hâlen bugün resmî söylem olarak “1963 yılında siz kaçtınız, bu bir Türk isyanıydı” demiyorlar mı? Eğer öyleyse, yukarıda yazılan katı yargılama zinciri AB milletvekili olduğu AKEL partisi için de geçerli mi? Kıbrıslı Türk solcular seni “ahlaksız” olarak yargılamıyorsa, sen de bir zahmet UBP veya DP ile koalisyon kurup bu partilerle bazı noktalarda ortak hareket eden sol partileri yargılama. 

Bu arada biz halen neyi tartışıyoruz ki? AKEL, Niyazi Kızılyürek’in yazdıklarının onda birini yapsaydı Annan Planı üzerinden Federal Kıbrıs’ta yaşıyor olacaktık.  Sonuç şu: Tarih kanıtlamıştır ki, esas sorun Kıbrıslı Türklerin içinde bulunan “bölücü milliyetçilerde” değil, Kıbrıs Rum toplumun içindeki “bölücü milliyetçilerdedir”!


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Kıbrıs Postası’nın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Suat Kalender08/06/26 22:13
Yıllar öncesinde bir tabela dikkatimi çekmişti. "İnsan doğasını anlama ve yaşatma derneği" diye, kimlere ait olduğunu bil emekle birlikte, beni bir hayli düşündürdü. İnsan doğası çok karmaşık. Bazı arkadaşlar Avrupa ve Amerika'ya yerleşip, kendilerine göre yaşamlar kurdular. Hepsi iyi insanlar olmakla birlikte, etliye ve sütlüye karışmayan, Dünyadaki olumsuzlukları görmezden gelen tutumları içindeler. Aynı arkadaşlar, batı ülkelerinde islamcı teröristlerin eylemleri olduğu zaman sosyal medya hesaplarından olayı lanetleyen paylaşımlar yapıyorlar. Aynı arkadaşların, İslam karşıtı terör eylemlerini kınayan her hangi bir sosyal medya paylaşımı yapmaması düşündürücü. İsrail'in bebekleri bile acımasızca katlettiği, katliamların destekleyen halkın %80 oranlarında olduğu gerçeğine bakarsak, İsrail toplumunun çeşitli ülkelerden gelmiş, yeni yaşam kurmak isteyen, o ülkede yer edinmek isteyen kişiler olduğu açık. Bir yerde, başka bir yere göç etmiş insanların, yer edinmek istediği ülkeye kabul edilmesi için genel eğilime uymak gerektiği gibi ruh halleri oluyor. Aidiyet gösterme ihtiyaçları, tüm doğal insani özelliklerin önüne geçiyor. Konu ile ne alakası var diye sorarsanız, Niyazi denen şahısın, bulunduğu çevrede kabul görmek için, kendi gerçeğini dünya gerçekliğinin önüne koyduğunu anlatmak içindir. Bir nevi uşaklık gibi bir şey. Güzel bir yazı olmuş. Teşekkürler Bilge Azgın.