Kıbrıslı Türklerin mağduriyeti 1974’te bitmedi
Dördüncü husus! Niyazi Kızılyürek şunları kaydetmiş:
“Fakat, Rum toplumunun yaşadığı mağduriyete empatiyle yaklaşmak, eleştirel düşünce, entelektüel etik ve empatinin bir gereğidir! Bu durum karşısında sessiz kalmak ve 11 yıllık mağduriyeti ileri sürerek 52 yıllık mağduriyeti görmezden gelmek veya normalleştirmek, etik bir duruş olmadığı gibi, barış ve uzlaşma çabalarını da sonuçsuz bırakmak anlamına gelir!”
Kıbrıslı Türklerin sadece 1963-1974 yılları arasında mağdur olduğunu ve 1974 yılından sonra da cennette yaşadığını kim söylemiş ki? Ne 11 yıllık mağduriyeti? 1964 yılında Makarios’un BM’de aldırttığı hatalı karardan bugüne kadar Kıbrıslı Türkler her gün mağdur oluyor. Psikolojileri bozulmuş, akılları karışmış ve Türkiye’ye tek taraflı bağımlı bir şekilde, tanınmayan bir ülkede yaşamaya devam ediyorlar. Bir kesim yancı veya çıkarcı bu koşulları kullanarak aşırı zengin oldular diye Kıbrıslı Türklerin içinde bulunduğu bu zor durum değişmiyor ki.
Bir de Rumların acılarını görmezden geldiğimizi kim söylüyor?
25 yaşındayken, 60 yaşlarında bir Rum dostumuz, “Hayatımda iki kez sigaraya başladım. Bir, 1974 yılında evimden göç ettiğimde; bir de kızım düşük yaptığında” diyerek üzerime yıkıldı. Biz de durduk, adamı teselli ettik.
Ben daha Kıbrıslı Türklerin yaşadıkları acıları anlatıp teselli bulacağımız bir Rum bulamadım. Nedense bizim yaşadığımız travmaları anlatmaya bir türlü sıra gelemiyor…
MAKARİOS İLE TÜRK SUBAYINI AYNI DÜZLEME KOYMAK
Şimdi sıra beşinci hususta. Bir röportajında şöyle demişsin:
“Bir anda Kıbrıs diye bir ülke kalmamış gibiydi. Kaçmanın mümkün olmadığı tek bir hapishanede yaşıyordun. Dışarıda seni tehdit eden ve düşman olan Rumlar, içeride ise seni yöneten Türk paşası vardı. Ve ikisinden de korkuyordun.”
Demek sen, Kıbrıslı Türkleri yok etmeye çalışan FETÖ gibi sinsi ve kurnaz Makarios ile, görevi icabı Kıbrıslı Türkler için canını vermeye hazır şekilde adaya gelen Türk subaylarından aynı derecede korkuyordun?
Türk paşalarının genellikle demokratik kültüre sahip olmadıklarını biliyoruz. Maalesef Kıbrıslı Türklerin o dönemin koşullarında militarize olmuş bir toplum olduğu gerçeği de yadsınamaz. Bunlar elbette eleştirilebilir.
Ancak “ikisinden de korkuyordun” derken, eğer Makarios Kıbrıslı Türkleri azınlığa düşürüp adadan silmeye çalışmasaydı, seni yöneten ve Makarios kadar korktuğunu söylediğin Türk subaylarının seni yönetiyor olmayacağı gerçeğini de gözden kaçırmamak gerektiğini düşünüyorum.
KIBRISLI TÜRKLERE EN NİHAYETİNDE “KAN VERECEK” OLAN KİM?
Altıncı ve son hususa gelelim.
Ben eğer sen hasta olduğunda veya ameliyat olacağında sana kan verirsem ne olur? Senin yaşaman veya güçlenmen veya sağlığına dönmen için yardımcı olmuş olurum.
Kıbrıslı Türkler için kan verecek bir AB ülkesi var mı? İngiltere veya Amerika gibi federal Kıbrıs ve barış için çabalayan ülkeler, günü geldiğinde Kıbrıslı Türkler yaşamaya devam edebilsin diye kan verirler mi dersiniz?
Bunun cevabı tarihte yazıyor zaten.
Sen ulus kaçağı olmuş olabilirsin; bu da güzel bir şey. İç dünyanda da böyle olduğuna dair hiçbir şüphem yoktur
Ancak bu ulus-devlet dünyasında Türkiye dışında Kıbrıslı Türklere kan verecek başka bir ülke var mıdır?
AKEL’in değil bize kan vermek 1963-1974 yılları arasında bizim cellatlarımızla işbirliği yaptıklarını biliyoruz. Bu yaptıkları hata ile henüz daha tam olarak yüzleşmediklerini de biliyoruz. Ben bunları AKEL ve Rum’lardan nefret edelim ve garez duymaya devam edelim diye yazmıyorum. Şu anda var olanı, olduğu gibi ortaya koymaya çalışıyorum. Bu tür ciddi sorularla da boğuşmadan bu adada “federal çözüm ve barış” kavramlarının içinin tam olarak doldurulamayacağını biliyorum. Bu yönde siyasi çaba gösteren tüm insanları (Rum veya Türk) destekliyorum.
SONUÇ YERİNE: KIBRIS TÜRK SOLU KENDİ TOPLUMUNUN HAFIZASINI ANLAMAK ZORUNDA!
Uzun lafın kısası, Kıbrıs Türk solu eğer Kıbrıslı Türklerden uzun vadede sürekli oy alıp hükümet olmak istiyorsa ve eğer Kıbrıs Türk toplumunda sosyal adalet, demokrasi ve hümanist değerleri daha da yayıp kalıcılaştırmak istiyorsa, yukarıda yazılanları ciddiye alması gerekir.
Kendi toplumunun geniş kesimlerinin geçmişte ne yaşadığını ve yaralarını anlayamayan hiçbir siyasi parti uzun süre hükümette kalamadığı gibi kendi toplumunu da dönüştüremez.
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.