Federalizmden sonra: Kıbrıslılık kimliğinin ötesinde bir sol mümkün mü? (1)
İki kez Kıbrıslı Türklerle Federasyon yapmak istemediklerini açıkça belli eden Rum tarafının tutumu karşısında solun ana ve nihai ülküsü veya hedefi Kıbrıs’ta “Federal Çözüm” mü olmalı?
Örneğin Cumhurbaşkanımız Sn Tufan Erhürman Babala TV de dediği gibi “benim amacım çözümü zorlamaktır, çözüm olmazsa da oğlum Toprak’a ‘çözümü denedim ama olmadı’ deyebileceğim” diye duygusal bir açıklama yapmıştı. CB Erhürman aslında Kuzey Kıbrıs’taki solun Kıbrıs Sorunu’na karşı olan maneviyatını da özetlemiş oldu.
Peki solun maneviyatı bu mu olmalı? Nasrettin Hoca gibi göle maya çalıp ya tutarsa üzerinden bir federal kıbrıs mücadele tarihi mi olmalı solun en büyük derdi ve erdemi? Peki ya sonra ne yapacağız? “Denedik ama çözüm olmadı ama en azından denedik ve olmadığını gördük” diyor ya Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman. Peki olmadığını üçüncü kez gördükten sonra ne yapacağız? Film orda bitecek mi? Mücadele bitecek mi? Maneviyat bitecek mi? Var olma kavgamız bitecek mi?
Daha önce iki kere denenmiş ve olmayan birşey Hristodulidis ile üçüncü defa da neden olsun ki? Sn Erhürman’ın ve birçok insanın Kıbrıs’ta Federal Çözüm istencinin ne denli samimi ve dürüst olduğunu elbette herkes biliyor ve buna hepimiz şahitiz. Ancak Hristodulidis gibi bir Rum faşisti ile Federasyon kurmak nasıl bir insanlık ve kardeşlik mücadelesi oluyormuş ki? Kıbrıslı Türkler sol ideoloji adına yapabilecek daha somut ve yaratıcı birşey henüz daha bulamadı mı? Annan Planı dönemi olmayacak duaya amin demenin hala daha bir anlamı vardı. Peki şimdi ne anlamı var veya kaldı?
Bu maneviyatın da pek fazla ömrü kalmamış anlaşılan. Sn Erhürman “çüzüm olmaycaksa bile en azından denedik diyebileceğim” diyor. Peki sonra ne olacak? Rum milliyetçileri üçüncü defa Kıbrıslı Türklerle Federasyonu istemediğini bir kez daha yeniden anlayınca solun Kıbrıs’taki ideolojik veya politik projesi (nihai hedefi) bitecek mi?
Kıbrıs’ta büyük anlatı olarak Solun ana hedefi Federalizm ölmüş bulunuyor. Federalizm Kıbrıslı Türkler için ölmedi elbette. Ancak Rum siyasi liderliğinin izlediği milli tezler dolayısıyla Federalizmin gerçekleşme ihtimali olmadığını bize kanıtladı. Bundan 50 yıl sonra Rum siyasi liderliği daha bir milliyetçilik ötesi bir yere evrilirler mi bilemem. Ancak şu an evrilmedikleri herkesin malumu.
Peki ne yapacağız? İsteyen varsa olmayacak olan birşeye inanmaya ve ordan maneviyat geliştirmeye devam edebilir. Bence yapılması gereken Kıbrıs’taki solun Kıbrıs Sorunu’nda geliştirdiği bazı önşartlarını yeniden düşünmesi ve sorgulamasıdır. Bu deneme yazısı sola karşıtlık olsun diye yazılmamış aksine solun esneklik kazanmasını, yeni olasılıklar görmesini ve potansiyellerini güçlendirmesi için yazılmıştır.
Kıbrıs Türk Solu Mouffe’un demokratik toplum ve tüm ilişkilerin tahakkümü açısından irdelemeye devam etmeli. Eşitlik ve özgürlük solun mücadele alanı olmalıdır. Solculuğun evrensel değerleri ve olmazsa olmazları bellidir: Toplumsal ve sosyo-ekonomik adalet, insan hakları, özgürlükçü demokrasi ve çoğulculuk. Ancak Kıbrıs’taki sol düşüncenin yarattığı “Kıbrıslılık kimliği” sol ideallere varmanın önşartı olarak algılanmaktan vazgeçmemizin zamanı gelmiştir.
Kıbrıslılık Kimliğinin Türklüğün Karşıtı Olarak İnşası ve Ürettiği Antagonizma
Kıbrıs Türk Solu Kıbrıs Sorunu’nda oluşturduğu kimlik politikalarını çok ciddi yanlışların üzerine inşa ettiğini vurgulamalayım. Bu çarpık, çelişkili ve kafa karıştırıcı Kıbrıslılık kimliğine bir bir bakalım.
- Solun en büyük yanlışı “Kıbrıslılık” kimliğini “Türk” kimliğine zıt ve antagonist bir biçimde inşa etmesi ve “Türklük” ile alakalı olan herşeyi de sağ-milliyetçilik olarak kavramlaştırması ve iç dünyasından tecrit etmesidir. Kıbrıslı Türkler antropolojik olarak Türk’türler. Elbette önemli olan şey bir insanın kendisini nasıl hissettiğidir. Bir insan kendisini Türk değil veya Türk’ten çok “Kıbrıslı” olarak hissedebilir hakkdır. Ancak eğer Kıbrıslılığını Türklüğe ve yerel Kıbrıs Türk milliyetçiliğine (Denktaş gibi) karşı inşa ederse ve onunla antagonist bir ilişki kurarsa işte o zaman kendi maneviyatını fakirleştirmiş ve Kıbrıs Sorununa dair birçok şeyi algılayabilmekten kendi kendisini mahrum etmiş olur.
Bir insanın kendisini Kıbrıslı hissetmesi başka birşeydir, solun Kıbrıs’ta Türk olmaya, Türk hissetmeye ve Türklüğe karşı geliştirdiği antagonist Kıbrıslılık kimiliği başka birşeydir. Sol Kıbrıslılık kimliğini sözüm ona entarnasyonal ve ulus ötesi bir kimlik inşası olarak ortaya atsada bu kimlikten türeyen siyaset Kıbrıs Sorununa bakış açısında çok ciddi kafa karışıklıklarına ve şuursuzluklara yol açmaktadır. Burada sorunun özü Kıbrıslılık kimliği değildir, daha koyu sol çevrelerde Kıbrıslılık kimliğinin kendi ötekisi olarak sadece Türkiyelileri değil bizzat Türk kimliği olarak belirlemesidir. Solun bu şekilde inşa ettiği Kıbrıslılık kimliği sağın Türklük kimliği ile hegemonik kavga içindedir.
Burada anlaşılması gereken şudur. Kıbrıslılık kimliği veya herhangi bir insan Türk milliyetçilerinin ötekileştirmeleriyle veya aşağılayıcı tabirleriyle elbette mücadele etmeleridir. Burada benim altını çizmeye çalıştığım sorun Kıbrıslılık kimliğinin Türk kimliğinin tam zıt kutpu ve ötekisi olarak kurgulanmasından kaynaklanmaktadır. Bunu bütün sola mal etmek yanlış olur. Merkez sol daha Kıbrıslı Türk’tür. Solun da solu ise daha Kıbrıslıtürk’tür. Solun da solu olan Kıbrıslıtürk dünyasında Türk bir yabancı hatta bir UFO’dur.
Sayin CB Erhürman kitabında Kıbrıslılık kimliğinin ötekisi olarak “Türkiyeliler” olarak dile getirmiştir. Bu bence de doğru bir tespittir. Ancak bu tespitine şunu da eklemek gerkir: Kuzey Kıbrıs’ta sol mücadele ve kavga edeceği zıt kutubunu Türk milliyetçiliği olarak belirlemiş ve bu da “Kıbrıslılık” kimliği üzerinden kurgulamıştır. Sürekli şekilde Kıbrıslılık-Türklük üzerinden yaratılan kimlik kutuplaşması, tarih algısı ve dünya bakışı Kıbrıslı Türklere ciddi anlamda bir fayda sağlamamaktadır.
Federasyon-Barış Söylemi ile Siyasi Gerçeklik Arasındaki Uçurum
- Erhürman o zamanki Kıbrıs’ta yaşayan sol intellektüel kimliğinin gereği olarak CTP’nin kırmızıdan yeşile doğru kayışını eleştirel bir gözle bakıp şunları kaydediyordu:
“Yeni proje, toplumdaki ‘herkesin’lehine olacak çözümlere, kazan-kazan siyasetine yöneldi. Çatışma, karşıtlık, antagonizma, yalnıca Kıbrıs sorununun çözümünü isteyenlerle istemeyenler arasındaydı artık. Toplumdaki sınıfların ve katmanların çıkarları ortaktı. O halde sosyo-ekonomik politikaların farklılaşmasına gerek yoktu.” (Kıbrıs’ın Kuzeyinde Yeni Sol, Sayfa 39)
Tufan Erhürman’ın siyasi kariyeri boyunca “herkesi kucaklama” politikası güttüğünü biliyoruz. Ben burada herhangi bir eleştirebilecek bir nokta göremiyorum çünkü benim 30’lu yaşlar ile 40’lı yaşlardaki fikirlerim arasında çok daha büyük farklılıklar vardır.
Benim sadece vurguladığım şey sağcıların “çıkar çatışması olmayan sınıfsız toplum” şiarı ne kadar gerçek dışı ise Rum tarafı ile çözüm isteyen solcuların da “barış ve eşitlik içinde Rumlarla yaşama” şiarı somut koşullar göz önünde bulundurulduğunda o denli gerçek dışıdır. Barış ve çözüm isteyenler bu adada ellerinde ve kontrollarında olmadığı Yunan milliyetçiliğinin Rum tarafında ne denli güçlü ve yaygın bir ülkü olduğunu daha ne kadar görmezlikten geleceklerini veya hasır altı edeceklerini bilemiyorum.
Bununla birlikte Sn Tufan Erhürman’ın siyasi çizgisi en başından beri Rum tarafının tahakkümünü reddeden ancak bununla birlikte Kuzey Kıbrıs’ta farklı tahakkümlere de karşı çıkan bir pozisyondaydı. Sn Erhürman’ın bu konuda son derece tutarlı olduğunu ifade etmem gerekiyor. Aslında solun da solunda yer alan kesimlerin CB Tufan Erhürman’ı “milliyetçi” veya “sağcı” olarak tanımlamalarının sebeblerinden bir tanesi (tüm sebepler değil) de budur. Erhürman sonuçta Denktaş ve Kıbrıs Türk sağı gibi “Kıbrıslı Türkler azınlık olmayacak” derken Kıbrıslı Türkleri etno-politik bir özne olarak kurgulamaktadır. Kıbrıs Türk sağı ve solu bu “azınlık olmama” konusunda hemfikir olduklarını bir kez daha vurgulayım.
Önümüzdeki hafta da Kıbrıslılık kimliği siyasetinin ötesinde yeni bir sol düşünmeye devam edeceğiz.
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.