Federalizmden Sonra: Kıbrıslılık kimliğinin ötesinde bir sol mümkün mü? (3)
Sayın Erhürman’ın yaklaşık yirmi sene önce Kıbrıs Türk solunu irdelerken ifade ettiği şu noktaya bakarak yazı dizimize devam edelim:
“Bu amaçla, bir ‘kimlik’, hatta ileride kurulacak olan devlet düşünülürse belki bir ‘millet’ tahayyül edilmesi ve bu hayale tüm Kıbrıslıların ortak olmasının sağlanması gerekmektedir.”
Türk milliyetçiliğine zıt, karşıt (burası önemli!) ve alternatif olarak geliştirilen Kıbrıslılık milliyetçiliği tam da burada kendisini belli ediyor. Beni burada rahatsız eden, ortaya atılanın başka türlü bir homojenleştirici milliyetçilik olmasına rağmen (sırf Kıbrıslılık üzerinden olduğu için) milliyetçilik olarak görülmemesi ve bu zorunluluğun da bize sözüm ona “solculuk” olarak sunulmaya çalışılmasıdır.
“Bu hayale tüm Kıbrıslıların ortak olmasının sağlanması gerekmektedir” şiarı başka ne anlama gelebilir ki? Kıbrıs’ta solculuğun ön şartı bu mu olmalıymış? Bu yaratılacak olan yeni Kıbrıs’ta Kıbrıslılardan başka biri yok muymuş? Ben belki kendimi Kıbrıslı değil, Türk gibi hissetmek istiyorum ama aynı zamanda da federasyonu savunuyorum; olmaz mı? Veya ben kendimi Kıbrıslı gibi hissetmek istemiyorum. Olamaz mı?
Türklük ile Kıbrıslılık bir Arada Var Olabilir mi?
Burada bize Kıbrıslılık üzerinden solculuk diye takdim edilen şey tam bir ulus-devlet homojenleştirmesidir. Peki burada çoğulculuk sorunu yok mu? Var tabii! Bir de şu var: Ben neden Türk kimliğimi bastırıp kendimi sadece Kıbrıslı gibi hissetmek zorunda kalayım? Ben belki de iki kimliğimi birden taşımak istiyorum. Belki de ne Kıbrıslı ne de Türk olmak istiyorum. Ya da sadece insan olmak istiyorum. Veya belki de sadece ateşe tapmak istiyorum.
Aynı durum Rumlar için de geçerli. Rumlar neden sadece Kıbrıslı gibi hissetmek zorunda olsunlar ki? Onlar da kendilerini pekâlâ Rum gibi hissedebilirler. Yeter ki Kıbrıslı Türklerle güç paylaşımı yapabilecek olgunlukta ve demokratlıkta olsunlar. Peki Rum siyasi liderliği şu an o seviyede mi? Hayır, değil!
Bu bahsi geçen problemler karşısında Niyazi Kızılyürek, Kıbrıslılık milliyetçiliğine Habermas’ın anayasal yurttaşlık kavramı üzerinden yeni bir açılım getirmiştir. Ancak Kızılyürek’in Habermas açılımı, kurulacak olan federal Kıbrıs hayali üzerinden kendisini var etmektedir.
Federal Kıbrıs henüz gerçekleşmediğine ve yakın zamanda da gerçekleşemeyeceğine göre ben de bugünden, yani KKTC’nin içinden biri olarak yorum yapmayı gerekli hissediyorum. Örneğin ben, sırf özcü bir Türk milliyetçisi olduğum için değil, Rum siyasi liderliğinin Kıbrıslı Türkleri azınlık olarak gördüğünü bildiğim için kendimi bu konuda Türk gibi hissediyorum. Ancak aynı zamanda da Kıbrıslı Türklerin KKTC’deki siyasi iradesi söz konusu olduğunda kendimi Kıbrıslı gibi hissediyorum.
Ben neden ya hep ya hiç mantığı üzerinden kendimi ya “hep Kıbrıslı ve hiç Türk” ya da “hep Türk ve hiç Kıbrıslı” olarak hissetmeye koşullandırayım ki? Benim ruhum ve kalbim aynı anda hem Türklüğü hem de Kıbrıslılığı hissedebiliyor.
Ben, Grivas heykelleri yaptıran Hristodulidis’e karşı Mustafa Kemal Atatürk gibi Türk hissediyorum. Bizim sol arasında “Onlar milliyetçilik yaparsa biz neden onlar gibi milliyetçilik yapalım?” algısı yüksek olduğu için bu hususu birkaç cümleyle açmak gereklidir.
Benim için Atatürkçülük, 1919-1923 yılları arasında Türk-Yunan Savaşı’nda mücadele veren Anadolu halkı ve Atatürk’ün ortaya koyduğu çelik iradeden ibarettir. Benim, Grivas’ın da katıldığı bu Türk-Yunan Savaşı’nda nötr kalmam mümkün değildir. “Ben taraf olmam, nötr kalırım.” diyen insanlar da olursa (ki vardır), bu Türk-Yunan Savaşı’nın sonuçlarının Kıbrıs’ta bizim açımızdan nötr olmadığını ve hatta birebir etkisi olduğu gerçekliğini vurgulamak isterim.
Ben 2025 yılında oyumu Tufan Erhürman’a verdim. Çünkü Sayın Ersin Tatar, “Benim 20 tane fahri doktoram var, yeniden cumhurbaşkanı seçilirsem 5 tane daha alacağım.” demişti. Benim bu vizyona sahip bir insanı Kıbrıslı Türklere toplum lideri yapacak hâlim yoktur!
Erhürman; etik prensipleri güçlü, erdemli, insanı seven, manipülasyon yapmayı akıllı olmakla karıştırmayan ve donanımı son derece yüksek olan bir insandır. Kıbrıslılığım da Türklüğüm de, Tufan Erhürman’ın Kıbrıslı Türklere daha iyi bir örnek ve rol model olacağı kanaatindeydi.
Bununla birlikte ben, hâlen bu yaşadığım ve Rum milliyetçiliğinin çok yoğun olduğu bir adada kendimi Türk gibi de hissediyorum! Hiçbir zaman “Herkes kendini Türk gibi hissetmelidir.” demedim. Ancak bir insan kendisini Türk gibi de hissederse, Kıbrıs meselesinin tarihini ve şu anda bölgede olup bitenleri daha iyi anlayabileceğini iddia edebilirim. Çünkü Kıbrıs Sorunu’nun da ciddi bir bölümü Türk-Yunan savaşı ve kavgasından ibarettir. Dikkat ederseniz bu ifadeleri yazarken “Türk gibi de hissederse” ibaresinin altını çiziyorum.
Sanırım tam da yukarıda ifade ettiğim sebeplerden ötürü neden özcü bir Türk milliyetçiliği ile onun zıttı olan özcü bir Kıbrıslılık milliyetçiliğini reddettiğim daha iyi anlaşılıyor. Kıbrıslı Türkler bu iki özcü, homojen kimlik anlayışı arasında sıkışıp kalmak zorunda mıdır?
Hayır, değildir! Bu sıkışmışlığın arasından ne Türklüğü ne de Kıbrıslılığı kaybetmeden, ikisini de demokratik ve çoğulcu bir anlayışla kaynaştırarak çıkmak mümkündür.
Bu konuları daha da deşmeye devam edelim. Sayın Erhürman’ın şu ifadesini yeniden hatırlayalım:
“Sol, şimdi, Kıbrıs Türk toplumunun geçmişte ciddi uyuşmazlıklar yaşadığı, hatta mensuplarını öldürmeye çalıştığı ve kendisini yok etmesinden korktuğu bir toplumla aynı kimliğe sahip olduğunu iddia edecek ve bu iddiasını ispatlamaya çalışacaktır.”
İdealler ile Kıbrıs’ın Siyasi Gerçekleri Arasında Sıkışmak
Tufan Erhürman’ın şu anki çizgisi, Sayın Talat gibi Kıbrıs Türk tarih tezini kullanıp onu yine Türk tezi olan federasyon ile kaynaştırmaktan geçmektedir. Kıbrıs Türk tarih tezine göre (resmî bile olsa gerçeğe daha yakın olan Türk resmî tarih tezidir; Rum resmî tarih tezi ise yalan üzerine kuruludur), Kıbrıs Türk toplumu azınlık olmayı reddedip gettolara kapanmış ve silahlı mücadele vermiştir.
Peki Tufan Erhürman, hâlen daha Grivas heykelleri açan ve “EOKA ruhunu canlandıracağını” söyleyen Hristodulidis ile neden ısrarla federasyon kurmaya çalışıyor?
Kitabında yazdığı gibi, “Kendisini yok etmesinden korktuğu bir toplumla aynı kimliğe sahip olduğunu iddia edecek ve bu iddiasını ispatlamaya çalışacaktır.” hususuna hâlen inandığı için mi? Yoksa federalizmi Kıbrıs Rum milliyetçilerinin siyasi proje olarak öldürdüğünün farkında olsa da BM ve uluslararası kamuoyu nezdinde Kıbrıslı Türklerin çıkarlarına uygun siyasi açılımlar getirebilmek için mi?
Bana göre ikincisi…En son Guterres ziyaretinde BM Genel Sekreteri’nin “metodolojiye” vurgu yapması, federasyon paradigmasından ilerlemeye çalışan Cumhurbaşkanı Erhürman için elbette bir kazanımdı.
Şu gerçek bilinmelidir ki Rum milliyetçilerinin Kıbrıslı Türklerle federasyon yapma şansı, KKTC’nin tanınma şansı kadar azdır. Ancak bu gerçeklik karşısında federasyon cephesinde yetişmiş bir insan, iki devletli çözüm değerlerinden uzak olduğu için federasyonu savunmaya zorunlu bir şekilde devam edecektir. Aynı durum, iki devletli çözüm cephesinde yetişmiş bir insan için de geçerlidir.
Son olarak şu gerçeği vurgulamak da gerekir. Kuzey Kıbrıs’ta Rumlarla “aynı kimliğe sahip olduğunu” iddia eden Kıbrıslılık kimliğinin var olmaya devam etmesi biraz da BM ve uluslararası kamuoyunun “iki toplumlu ve iki bölgeli federasyon” tezinde mutabık kalmalarıyla ilintilidir. Görünürde federasyon olmasa bile bu denli geniş bir uluslararası kamuoyunun ağız birliği yaptığı bir konu karşısında Kıbrıslı Türkler, Kıbrıslılığı ve federasyonu düşünmeye veya hayal etmeye devam etmeleri çok da yadırganacak bir durum değildir.
Önümüzdeki hafta Kıbrıslılık kimliği üzerinden Kıbrıs tarihine ve Kıbrıs Sorunu’na yönelik tarafgir bakış açılarını irdelemeye devam edeceğiz.
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.