Kıbrıs Rum Yönetimi’nin BM nezdindeki Daimi Temsilciliğinin Kıbrıs Türk tarafını engelleme çabaları!
Cumhurbaşkanımız Sn. Erhürman New York’taki temaslarını sürdürürken, Kıbrıs Rum Yönetimi’nin BM nezdindeki Daimi Temsilciliği, New York’ta bulunan Kıbrıslı Türk lider Tufan Erhürman ve beraberindeki heyetle görüşmemeleri için BM üyesi ülkelerin daimi temsilciliklerine ve gözlemci misyonlarına mektup göndermiş.
BM nezdindeki tüm daimi temsilciliklere ve gözlemci misyonlarına gönderilen mektupta, Kıbrıslı Türk heyeti için “ayrılıkçı entitenin temsilcileri” ifadesi kullanıldı. Temsilciliklerden Erhürman ve heyetindeki isimlerle herhangi bir temas veya toplantı gerçekleştirmemeleri istendi.
Görüldüğü üzere Kıbrıslı Türkler her yerden ve her taraftan tecrit edilmeye çalışılıyor!
Peki, bu Kıbrıs Rum Yönetimi’nin BM nezdindeki Daimi Temsilciliği kimmiş? Kıbrıslı Türkleri tecrit etme hakkına nasıl haiz oluyormuş? Tarihçesi neymiş?
Şimdi size bu anlatacaklarımı Kıbrıslı Türklerin kaçı bilir? Kıbrıslı Türkleri geçtim, siyaset dünyasında bulunan insanların kaçı bilir?
Zenon Rossides, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulmasının ardından 1960 yılında resmî olarak BM Daimi Temsilcisi olarak atandı. Ancak Kanlı Noel (Aralık 1963) olaylarının ardından adadaki iki toplumlu ortaklık hükümeti yıkılmasına rağmen, Makarios yönetimi Rossides’i BM Güvenlik Konseyi’nde Kıbrıs Cumhuriyeti adına konuşturmaya ve temsil ettirmeye devam etti.
Peki, bu duruma kimse itiraz etmedi mi?
Elbette etti!
Dr. Fazıl Küçük, çektiği telgraflarda Anayasa gereği Cumhurbaşkanı Yardımcısı olarak dış politika kararlarında ve temsilci atamalarında veto/onay hakkı bulunduğunu belirterek, Rossides’in tek taraflı olarak Rum idaresini temsil ettiğini, Türk toplumunu temsil etme yetkisinin olmadığını ve atamasının hukuken geçersiz olduğunu BM’ye bildirdi.
Dr. Küçük’ün çektiği telgraflar ve yazdığı resmî mektupta ortaya koyduğu tepkinin temel argümanları şunlardı:
- Cumhurbaşkanı Yardımcısının Veto Hakkı:
1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’na göre dış politika kararları, büyükelçi ve temsilci atamaları Cumhurbaşkanı Yardımcısı’nın (Dr. Fazıl Küçük) onayına ve veto yetkisine tabiydi. Dr. Küçük, bu atamaların kendi bilgisi ve onayı dışında yapıldığını belirterek temsilcilerin meşruiyetini reddetmiştir. - Kıbrıs Türk Toplumunu Temsil Edemeyecekleri:
Makarios’un atadığı temsilcilerin yalnızca adadaki Rum toplumunu ve Rum idaresini temsil edebileceğini; adadaki iki kurucu ortaktan biri olan Kıbrıslı Türkleri temsil etme yetkilerinin olmadığını vurgulamıştır. - Gerçekleri Çarpıtma Suçlaması:
Dr. Küçük, atanan Rum temsilcilerin BM Güvenlik Konseyi ve Genel Kurulu önünde adadaki durumu “dış müdahale” veya “isyan” gibi göstererek uluslararası kamuoyunu yanılttığını, aslında Rum kanadının Türklere karşı sistemli bir imha ve soykırım politikası yürüttüğünü BM’ye ihbar etmiştir.
Tüm bu itirazlara rağmen BM, Rum yönetimini adanın meşru hükümeti olarak görme eğiliminde olduğu için Zenon Rossides’i resmî temsilci olarak kabul etmeye ve dinlemeye devam etti.
Burası çok önemli!
Bu, henüz BM’nin 186 sayılı kararı alınmadan önce BM tarafından yapılmış veya yapılmasına göz yumulmuş bir hamleydi! Aslında Kıbrıslı Türklerin tarihteki “ölüm fermanı” (Esin Şener Sözer’den alıntıdır) olacak olan BM’nin 186 sayılı kararının habercisiydi.
Dr. Fazıl Küçük’ün bu itirazları üzerine Kıbrıs Türk tarafı, BM’deki Rum temsilcilerin iddialarına karşı Kıbrıs Türk Toplumu adına Rauf Denktaş başkanlığında bağımsız bir Kıbrıs Türk heyetini New York’a (BM Genel Merkezi) göndermiştir.
Bugün günümüzde de yine aynı manzara devam ediyor. Cumhurbaşkanımız Sn. Erhürman, Kıbrıs Türk halkının seçilmiş Cumhurbaşkanı olarak (yani toplum lideri olarak) BM’ye gidiyor. Ancak 1964 yılından itibaren Kıbrıslı Türkleri temsil etmediği hâlde tüm Kıbrıs’ı temsil etme hakkı verilen Rum tarafı, Sn. Erhürman’ın temaslarda bulunmasını her türlü engellemeye çalışıyor.
Anti-KKTC’ci kesim hemen üzerine atlamasın: “Ee ama KKTC ayrılıkçı entitedir, diye Rum tarafı engelleyebiliyor.” Rum tarafı aynı şeyi Kıbrıs Türk Federe Devleti zamanında da “1974 işgali üzerine kurulan KTFD” kınaması üzerinden yapıyordu.
Buradan hareketle üç hususa değinmek istiyorum:
1- Ben geçmişe taktığım için bunları anlatmıyorum. Geçmişi hâlen daha bugün yaşadığımız için ve bugünü doğru anlamlandırabilmemiz için yazıyorum. “Canım, bunlar geçmişte kaldı, bizi yeni ve barış dolu bir gelecek bekliyor.” diyenlere de kesinlikle kulak asmayın. Bunu ifade edenler başka bir zaman ve mekân boyutundan bunları dile getiriyorlar.
2- Federasyoncu kesimin bir kısmı hâlen daha günümüzde federasyonu Kıbrıs Türk halkına pazarlamaya çalışırken, “Kıbrıs Cumhuriyeti’nde federal bir yapı olduğu için Doktor Fazıl Küçük Cumhurbaşkanı Yardımcısı olarak veto hakkı vardı ve istenilmeyen bir şey olduğunda veto edebilirdi.” diye anlatıyorlar.
Evet, BM’nin Fazıl Küçük’ün vetosunu nasıl takmadığını ve Makarios’un ele geçirdiği Kıbrıs Cumhuriyeti’nin temsilcisini resmî temsilci olarak tanımaya nasıl devam ettiğini yukarıda anlattım. Bizim yaşadığımız Kıbrıs Sorunu’nun özü zaten tam da burası!
3- Yazının başında ifade ettiğim gibi, bu anlattıklarımı Kıbrıslı Türklerin kaçı bilir? Kıbrıslı Türkleri geçtim, siyaset dünyasında bulunan insanların kaçı bilir?
Tinyozluk ve köşe dönme çabası maalesef ön planda!
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Suat Kalender28/09/26 22:07
Zihinleri açmak için güzel bir yazı. Sorun, aslında gerçeklik yoksunluğu değil, federasyon ve AB güzellemeleri yapanların kötü niyetli olmasından kaynaklıdır. Bilgi eksikliği veya iyi niyeti fazla abartmış kesimler demek de doğru değil. Gerçek nedir bilgisine ulaşmak için çok akıllı olmaya gerek yok. Kıbrıs Rum kesimini yönetenler in eylemlerinde bakılması yeterlidir. EOKA müzesi açılışı yapan ve bu alçak terör örgütünü onore eden bir kesimle nasıl bir birliktelik kurulabilir demek yeterlidir. Kısa bir süre önce, EOKA tarafından, BM sözde barış gücünün yardımıyla katledilen insanların defin edilmesine yönelik hiç bir sözü olmayanların barış ve birliktelik güzellemelerini ayıplama zamanı geldi ve geçmeden bu şahısları dışlamak gerekir. Seçtiği kavunun bile kelek olmasına köşesinde yer verenlerin, toplu katliama maruz bırakılan bebeleri anmamasından hangi zihniyeti taşıdığı anlaşılabiliyor.