Kıbrıs Sorunu ve AB Süreci: “Kazan-Kazana” Ne Oldu?
Rum tarafı, Kıbrıs Cumhuriyeti adı altında Avrupa Birliği’ne 1990 yılında başvurduğunda başvurusu kabul edilmişti. Kıbrıs’ta çözüm şartı aranmamış, ancak “çözüm olursa ne güzel olur” denmişti.
Avrupa Birliği, nedense Spyros Kyprianou’nun (Denktaş’a karşı) 1986 yılında BM’nin federal çözüm arayışına “hayır” demesini veya “masadan kaçmasını” hiç dikkate almamıştı. “Siz ilk önce Kıbrıs’ta federal çözüm doğrultusunda somut bir niyet gösterin, sonra bakalım” gibi bir şerh de koymamıştı.
AB’nin Rum Tarafı Yanlısı Katalizor Varsayımı
Ancak Avrupa Birliği, Kıbrıs’ın üyeliğini tüm ada adına kabul ederken bu sürecin her iki toplumu da birbirine yakınlaştıracağını, ekonomik ve politik bütünleşme yaratacağını savunmuştu. 1995’te Türkiye’nin Gümrük Birliği’ne girmesi karşılığında, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin AB yolunda ilerlemesine göz yumuldu.
1997 yılında Türkiye Lüksemburg Zirvesi’ne dahil olmayınca, Türkiye Denktaş ile birlikte konfederasyon resmî tezini ortaya attı. “Kıbrıs millî davadır” ve “Rum tarafı Kıbrıs Cumhuriyeti adına tek taraflı AB’ye giremez” dendi. 1999 yılında AB, Helsinki Zirvesi’ne Türkiye’yi dahil etti ve AB adaylık süreci başlatıldı. Karşılığında ise Rum tarafının Kıbrıs Cumhuriyeti adına çözüm olmasa bile AB üyesi olması tescillendi.
Ancak çözüm olmasa da 2004 yılında AB üyesi olacak olan Kıbrıs Cumhuriyeti’ne rağmen, Türkiye’nin AB adaylık sürecinde (siyasî Kopenhag kriterleri gereği) Kıbrıs’ta federal çözümü desteklemesi gerektiği şartı konuldu. 1960-1974 yılları arasındaki Kıbrıs Cumhuriyeti’nde Makarios sağ olsun, Türkler ile Rumlar siyasî açıdan asla eşit olamamışlardı.
Şimdi yeniden AB adaylığı ile devinim kazanan BM çözüm sürecinde (1999-2004) de yine Türk tarafı ile Rum tarafı eşit olamayacaktı! Rumlar çözüm olmadan da AB’ye girebileceklerken, Türkiye’nin ise AB’ye aday olabilme kriterlerini yerine getirebilmesi için KKTC’nin “evetçi”, “çözümcü” ve “barışçı” olması gerekiyordu!
Evet, Türkler bu bahsi geçen barış sürecinde de Rumlarla eşit olamayacaklardı… Denktaş plana karşıydı. Bana göre tarihî bir hata yaparak Annan Planı’nı referanduma götürmeyi engelledi! Yoğun şekilde itham edici ve kutuplaştırıcı bir dil kullanarak durumun Kıbrıslı Türkler tarafından doğru ve temiz bir şekilde anlaşılmasının önüne geçiyordu. Hâlbuki vakti evvelinde Atatürk ona rüyasında “Konjonktüre dikkat et, Denktaş” demişti!
Denktaş, konjonktürü okumak istemiyordu!
En Başından Yanlış İliklenen Çözüm Arayışları ve Türk Tarafının Çabası
TÜSİAD, AKP ve askerî kanat, Türkiye’nin AB’den adaylık sürecini kapabilmesi için millî dava olan Kıbrıs’ı bırakıp “Aman Kıbrıs bize ayak bağı olmasın, çözümü destekleyelim” diyerek AB ile adaylık süreci için gün sayıyordu. Kıbrıslı Türklerin birçoğu ise çözüm ve AB için meydanlara doluşup “özne” oluyorlar, barış türküleri söylüyorlardı. 60 yıldır Rumlar tarafından hayaletleştirilen Kıbrıslı Türkler, kendi üzerlerindeki pası atıp dünya sahnesinde görünüyor oluyorlardı. Kıbrıslı Türklerin “evet”i çözümü ve AB’yi getirmedi; ancak Türkiye’nin uluslararası arenada belli süreliğine elini rahatlattı ve daha önemlisi, Türkiye’ye AB adaylık sürecini getirdi.
Rumların çözüm olmadan da AB üyesi olacağı zaten 1999 Helsinki’de kararlaştırılmıştı. Benim burada vurgulamak istediğim şu:
Avrupa Birliği eğer gerçekten Kıbrıs’ta katalizör olmak isteseydi, koyması gereken ön şartı 1990 yılında Kıbrıs Cumhuriyeti’ne koyması gerekirdi. Yunanistan, AB, ABD ve Kıbrıs Rum halkı, Denktaş’a yapılan baskının aynısını “hayırcı” Spyros Kyprianou’ya yapsaydı, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin AB üyeliği kabul edilsin diye?
Güzel olmaz mıydı? Bakalım o zaman ne olurdu?
İşte o zaman AB, gerçekten Kıbrıs’ta sözde değil özde barış için “katalizör” güç olurdu.
36 Yılın Ardından: AB Süreci Gerçekten “Kazan Kazan” mı Oldu?
Yıl 2026.
Aradan 36 yıl geçti. Avrupa Birliği, 1990 yılında Rum Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tüm Kıbrıs adına adaylık sürecine kabul ettiğinde, bu sürecin her iki toplumu da birbirine yakınlaştıracağını, ekonomik ve politik bütünleşme getireceğini öne sürmüştü.
Peki, öyle mi oldu?
Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar birbirine daha mı yakın şu an?
Elbette bu süreçte Kıbrıslı Türkler de AB vatandaşı oldular, sınır kapıları ilk kez açıldı, Kıbrıslı Türklere Yeşil Hat Tüzüğü ve AB bursları verildi. “Hiçbir şey olmadı” demiyoruz.
Ancak Kıbrıslı Türkler, çözüm ve AB sürecinden (doğrudan ticaret tüzüğü başta olmak üzere) umduğunu bulamadı. Aynı şekilde Sarkozy ve Merkel tarafından Türkiye’nin AB müzakere süreci 2007 yılında durduruldu.
En önemlisi, Rum Kıbrıs Cumhuriyeti’nin AB üyeliği, Rum ve Yunan ikilisinin Kıbrıslı Türklere ve Türkiye’ye karşı olan güç dengesinde göreceli olarak elini güçlendirdi.
Rum ve Yunan ikilisi bu AB kozunu, gerek doğal gaz gerekse diğer tüm konularda Türkiye’nin ve KKTC’nin aleyhine nasıl kullandığını her gün yaşayarak görüyoruz.
Rum ve Yunan ikilisinin bulduğu bu madeni (yani AB kozunu) çok uzun yıllar boyunca Türkiye ve KKTC aleyhine kullanmaya devam edecektir.
Sayın Cumhurbaşkanı Erhürman’ın oyunu kurallarına göre oynayarak BM’den destek bulması ve AB’den “Evet, sen bizim öngörülerimizle uyumlu çalışıyorsun” desteği alması çok değerlidir ve yadsınamaz; ancak herhangi bir şekilde bahsettiğim Rum-Yunan ikilisi lehine gelişmiş güç dengesini anlamlı bir biçimde değiştirmeye yetmeyecektir.
Bölgesel güç dinamiklerinin nasıl geliştiği yönündeki bilgileri Sayın Fuat Oktay’ın ve Sayın Devlet Bahçeli’nin yaptığı son açıklamalardaki satır aralarını okuyarak daha net anlayabiliriz.
Kıbrıs Sorunu’nda Kıbrıslı Türkleri (Türkiye ile birlikte) bitmek bilmeyen, çetrefilli ve çetin bir mücadele bekliyor!
Bu mücadele hepimizin… Yeter ki farkında olalım!
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.