MANİPÜLASYON GÜNLÜĞÜ

Doç. Dr. Bilge AZGIN
bilge.azgin@kibrispostasi.com
Doç. Dr. Bilge AZGIN

Federalizmden sonra: Kıbrıslılık kimliğinin ötesinde bir sol mümkün mü? (5)

Yayın Tarihi: 17/09/26 07:50
okuma süresi: 15 dak.

Kıbrıslılık Milliyetçiliğine Örnek Olarak bir Anektod

Bu Kıbrıslı milliyetçilerinin, özellikle kibirli versiyonlarının gündelik hayattaki kafa yapılarını anlamanız için size bir anekdot anlatmak istiyorum.

Yıl 2002. Babamların o zaman dostu olan Mehmet Yaşın ve eşi antropolog Yael Kıbrıs’a gelmişlerdi.

Mehmet Yaşın bana sordu: “Sen Kıbrıs Sorunu’nu nasıl görüyorsun?” diye. Ben de “Rum tarafındaki milliyetçi yapı devam ettiği sürece çözüm olmayacak, çözüm olmadığı sürece de Kuzey’deki bu yapı devam edecektir” dedim. Mehmet Yaşın, karşısında sanki gülyabani görmüş gibi irkildi. Dünyanın en utanç verici lafını söylemişim gibi bana hayal kırıklığıyla dolu, küçümseyici ve iğrenç bir bakış attı! “Bu söylediklerini Denktaş da söylüyor, Denktaş ile aynı şeyi söylüyorsun” dedi.

Ben kendi dünyamda kendisine çok bariz ve de rasyonel bir şey söylediğimi sanıyordum ancak o bu söylediklerimi işitmiyordu. Bana attığı o aşağılayıcı ve küstah bakışta “Sen ne biçim Bekir Azgın’ın oğlusun?” gibi bir bakış da vardı. Ben Mehmet Yaşın’a karşı hiçbir zaman “Sen nasıl Türk milliyetçisi bir babanın oğlusun?” gibi bir düşüncem olmadı. Sonunda bu hâl ve tavırlarına karşı dayanamayıp “Kulakların işitiyor mu beni?” diye kendisine sert bir şekilde sordum. Hem bana benim fikrimi soruyor hem de karşı tarafı dinleme nezaketinde bulunmuyordu.

Kıbrıs’ta zaten karşı tarafı dinlemeyi bilen çok fazla insan bulamazsınız. Bana tartışmanın sonunda haykırdı: “Peki ama bir umut ver, çözüm olacak diye bir şey söyle!” Ben de ona umut veremeyeceğimi, Rum tarafından öyle bir sinyal almadığımı söyledim. Ben Mehmet Yaşın gibi birçok insanın iki toplumun barış içerisinde yaşaması noktasındaki samimiyetlerinden ve bu uğurda her şeylerini ortaya koyacaklarından da şüphe duymadım.

Mehmet Yaşın hiyerarşiye çok derecede önem veren ataerkil bir insandı. Eğer birisinin toplumsal rütbesi ve saygınlığı kendisinden yüksekse ona çok sağlam hürmet edip saygılı davranırdı. Eğer birisinin toplumsal rütbesi ve saygınlığı kendisinden düşükse (ben o zaman 22 yaşımdaydım diye ataerkil kodlarına göre benim rütbem daha düşüktü) çok üstenci ve küstahça davranabilirdi. Bu da Kıbrıs’ta çok bilindik bir kişilik yapısıdır. Buna ilaveten, Mehmet Yaşın’ın duygusal ve empatik yanları olduğunu da söylemeliyim. Kendisini en son gördüğümde de çok iyi bir baba olmuştu.

Kıbrıslılık Milliyetçiliğinin İkilik ve Körlük Üzerine Kurulu Dünyası

Burada anlatmaya çalıştığım konu şudur! Koyu Kıbrıslı milliyetçilerinin dünyasının, aynı koyu Türk milliyetçileri gibi, kör ve ikilik üzerine kurulu olduğudur. Benim 2002 yılında Denktaş ile hiçbir alakam yoktu. Ben CTP Gençlik Örgütü’nde Sn. Talat ve Sn. Ferdi Sabit Soyer ile birlikte çalıştım. İkisi de çok zor zamanlarda bu toplumun dengelerini gözeterek siyaset yaptılar.

2002 yılından bugüne iki kez Rum tarafının reddetmesiyle çözüm olmadı. Bunların hepsi Rum siyasi liderliği bizi hâlâ daha eşit görmediği için oldu. Peki şimdi ne diyeceğiz?

İşin komik tarafı, Mehmet Yaşın ile o zamanki karısı Yael bu tartışmamızdan bir hafta sonra bizim kaldığımız eve geldiler. Niyetleri annemlerin ilişki ağlarını kullanıp kendilerine temizliğe gelecek bir kadın bulmaktı. Ben de ailemle salonda oturup televizyon izliyordum. Kapı çalındı, ben de kapıyı açıp onları içeri aldım. Yael salona oturur oturmaz direkt babama “Bekir Bey, hiç beklemediğiniz insanlar militarist çıkıyor” diyerek bana çemkirdi! Yael’in de insan olarak çok iyi özellikleri vardı ancak kocası Mehmet Yaşın’a kıyasla kalbi korku, hınç ve nefret dolu biriydi. Neyse, Yael bana çemkirirken ben de ona ve eşi Mehmet’e limonata ikramı yapıyordum.

Bir keresinde de bana şaşkın ve hayal kırıklığı içinde “Yani Bilge, bu iki toplumun birleşmesi için bir şeyler söylemen gerek” üzerinden yarı öfkeli nasihatlerde bulunmuştu. Bunu iyi niyetli bir biçimde söylemişti ancak sağ olsun, çarpık lenslere haiz olduğu Kıbrıslılık milliyetçiliğinin siyasi zorunluluklarını ve ahlaki gerekliliklerini bana tekrarlıyordu.

Barış Adına Dayatılan Kıbrıslı Kimlik Siyaseti

Burası önemli! Nasıl ki heteronormativity ve ethno-normativity gibi kavramlar var, Kıbrıslı milliyetçilerinde de farklı açıdan ancak benzer bir şekilde insanların üzerine “tüm Kıbrıslı olanlar birleşsin” veya “Kıbrıs Kıbrıslılarındır” normatif yapısı üzerinden ideolojik kimlik dayatma çabası vardır. Kıbrıslı milliyetçilerinin ezberinde bu çaba “barış” ve “birleşme” gibi soylu kavramlar üzerinden olduğu için dayatmacı hâlleri ilk başlarda pek fazla dikkat çekmez.

Şimdi ister istemez bazı insanlar “militarist” yakıştırmasını yiyince şüpheye düşer. İşin tuhafı da bir hafta önce kocasıyla ettiğim tartışmanın rövanşını, beni benim önümde babama şikâyet ederek ve “bana militarist” diyerek almasıydı. Yael çok iyi bir antropologdu. Türkiye’deki İslamcılık üzerine yazdığı kitapta tüm öngörüleri doğru çıkmıştı. Sadece yaptığı analizleri değil, öngörüleri de doğruydu. Ancak bana göre o zamanlar Kıbrıs’ta Mehmet Yaşın’ın Kıbrıs Sorunu’na olan bakış açısının içinden konuşup düşünen biriydi.

Yani Kıbrıslılık milliyetçiliği virüsünü kapmıştı. Kuzey Kıbrıs’ı Türkiye’deki milliyetçiliğin bir devamı olarak görüyor, Yahudi kökenli biri olduğu için de Türkiye’de azınlıklara yapılan kötülükleri kalbinde taşıyordu. Ancak Kıbrıslı Türklerin (milliyetçiler dâhil) de nasıl aynı şekilde azınlık olarak çoğunlukta olan Rum milliyetçilerinden zulme uğradığını algılayamıyor veya Kıbrıslı Türklerin mücadelesine pek empati duyamıyordu.

Kıbrıslı Türkler, Rum milliyetçileri tarafından azınlığa düşürülmüş ve Türk Ordusu’nun müdahalesi ile bu adadan kovulmaktan kurtulmuşlardı. Rum milliyetçilerine karşı Türk Ordusu’nun Kuzey Kıbrıs’taki varlığının zorunlu bir ihtiyaç olduğunu vurguladığım için “militarist” olmuştum.

Yael’in Kıbrıslı Türklerle pek empati yapamadığı sonucuna nasıl vardım peki? Benim önümde beni muhatap almayarak, ancak beni ima ederek babama yaptığı “militarist” etiketlemesine rağmen ona nezaket icabı bir şeyler söylemeye kalkınca, ne söylediğimi işitmeden bile “Yok, ben biliyorum, İsrail de öyle militarist!” dedi.

Bu Kıbrıs Sorunu’nu İsrail’e benzetme işi, günümüzde Kıbrıslı milliyetçiliğinin en uç noktasında olan kişiler tarafından halen daha dile getirilmeye devam ediyor.

Kıbrıs Sorunu ve Filistin Benzetmesi

Burada ifade edilmek istenen, İsrail’in Batı Şeria’yı ve Gazze’yi işgal ettiği gibi Türkiye’nin de Kıbrıs Cumhuriyeti’ni işgal ettiğine vurgu yapmaktır. Kıbrıs Sorunu ile İsrail’in Batı Şeria’yı ve Gazze’yi işgal etmesi arasındaki ciddi farkların bazılarını yukarıda ele aldım.

İşin püf noktası tam da burada! Kıbrıslı bir Türk milliyetçisi (Denktaş), Kıbrıslı Türklerin davasını Filistin’e benzetir ancak Türkiye’nin 1974 yılında yaptığı müdahale sonrası Rumların uğradığı mağduriyetin tam olarak Filistin vakasına benzemediği gerçekliği ile hiç ilgilenmez. Türk milliyetçileri genellikle “Kıbrıslı Türklerin davası Filistin davası gibidir” (ki birebir doğru değildir) bakış açısının dışında herhangi bir bakış açısıyla olaylara bakmayı reddederler.

Aynı şekilde koyu Kıbrıslı milliyetçileri de Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Türkiye tarafından işgal edildiğini savunarak Kıbrıs Cumhuriyeti’ni Filistin’in durumuna benzetirler. Filistin ve İsrail sorunu Kıbrıs Sorunu’na birebir benzememesine rağmen koyu Türk milliyetçileri ile koyu Kıbrıslı milliyetçileri kendi dünya görüşlerine göre konuyu yontmaya pek meraklıdırlar.

Yazının başında dediğim gibi, koyu Kıbrıslı milliyetçilerinin dünyası, taban tabana zıt olsalar da koyu Türk milliyetçilerinin dünyası gibi kör ve ikilik üzerine kuruludur.

Konumuza dönecek olursak… Kıbrıslı Türkler bu adada azınlık olarak yok olmadılarsa ve Kıbrıs Türk Federe Devleti veya KKTC diye bir yerde yaşıyorlarsa bunun sebebi Türk Ordusu’nun bu adada olmasından kaynaklıdır. Benim açımdan bu, bir düşünceden öte tarihsel bir gerçekliğin objektif bir şekilde ifade edilişidir de aynı zamanda.

Ve buradan da herkese bir kez daha SESLENİYORUM!

Ben Rum siyasilerin Kıbrıs’taki 200 yıllık ENOSİS ülküsüne karşı Kıbrıslı Türklerin bu topraklarda var olabilmesi için MİLİTARİST olmaya da devam edeceğim!

Tüm bunlar olurken benim yaşım 22 veya 23, Mehmet Yaşın’ın 45 falandı. O zamanlar Mehmet’e tapan Yael’in de yaşı 35 civarlarındaydı. Dediğim gibi, Mehmet Yaşın daha farkındalıklı ve duygusal esnekliği de olan biriydi; Yael kadar sabit fikirli, tiksinti ve nefret dolu biri değildi. Bunu söylüyorum çünkü Yael, taptığı kocası ile olan tartışmamdan kendisine çok büyük ve soylu bir vazife çıkararak yıllarca bana ahlaki üstünlük nosyonu üzerinden ve takıntılı bir şekilde afra tafra yapmaya devam etti. Elbette bunları bir tek bana yapmadı. Her önüne gelene ve kendi doğru bildiği fikirlere uyuşmayan insanlara aynı şekilde davranıyordu.

Burası KKTC! Bu topraklarda Kıbrıslı milliyetçisi olan insanlar kendilerine “barışçı” diyorlar. Ancak her Kıbrıslı milliyetçisi gerçekten “barışçı” olmuyor! Özellikle KKTC’de Kıbrıslılık üzerinden yaptıkları adanın yeniden birleşmesi kimlik siyasetinden dolayı kendilerine “barışçı” diyen ancak gündelik hayatta “barışçılıkla” hiç alakası olmayan davranışlar sergileyen insan sayısı hiç de az değildir aslında.

Ancak şunu da söyleyeyim! 46 yaşındayım ve bugüne kadar hiçbir Kıbrıslı milliyetçisi veya Türk milliyetçisinin Kıbrıs Sorunu’nda farklı fikirlerdeyiz diye bana Mehmet Yaşın ve Yael’in davrandığı şekilde davrandığına tanık olmadım.

Kıbrıslı Türkler Kendi İçlerinden Gelen Asılsız Baskılara Hazır Olmalı

Şimdi ben bu olayları neden anlattım? Kıbrıslı Türkler kendi içinden gelen ve Kıbrıslılık milliyetçiliğinin bir tezahürü olan bu tür şaşırtmacalara, yanlış tarih okumalarına, psikolojik baskılara veya karalamalara hazır olmalı. Size bir Rum milliyetçisi “militarist” derse pek umursamazsınız zaten. Ama bir Kıbrıslı Türk solcu (bazı kesimlerde solculuk Kıbrıslılık milliyetçiliği ile özdeşleşmiştir) size sırf Rum toplumu bizden çok daha fazla milliyetçi olduğu gerçeğini veya Türk Ordusu’nun Kıbrıslı Türklerin azınlığa düşmemesini sağladığı gerçeğini vurguladığınız için “militarist” derse şaşırıp afallarsınız.

Bu tür durumlarda kendinizden şüphe etmeyin çünkü bunu size söyleyen kişi Kıbrıs Sorunu’nun Kıbrıslı Türkler açısından ne anlama geldiğini henüz daha pek anlamamış veya bu tarihsel gerçekleri yanlış bir biçimde “sağcılık” veya “Türk milliyetçiliği” ile karıştırdığı için tüm bu olup biteni anlamaya kendisini kapatmış birisidir.

Militarizm Nedir, Ne Değildir?

Militarizm, “askerî güce ve ordunun toplum ile devlet yönetiminde güçlü bir rol oynaması gerektiğini savunan kişi veya düşünceyi” ifade eder.

Türk Ordusu’nun Kıbrıs’taki varlığının Kıbrıslı Türklerin bu adada var oluşunu sağladığını ve azınlığa düşmesini önlediği gerçeğini söylemenin militarizm ile yakından uzaktan ilgisi yoktur.

Eğer ben Kıbrıs Türk toplumu askerler tarafından yönetilmeli veya askerî ilkeler tarafından şekillenmelidir deyip demokrasiyi ve çoğulculuğu bir kenara atarsam o zaman evet, ben militarist olurum. Benim bugüne kadar oy tercihlerim daha çok demokrasi ve insan hakları nosyonlarını içselleştirmiş kesimlerden yana oldu. Kıbrıslılık milliyetçiliğinin yoğun olduğu sol kesimlerle Kıbrıs Sorunu’nda tam olarak anlaşamasam da verdikleri demokratik mücadeleye hep taraf oldum.

Bizim de bu Kıbrıs’taki kaderimiz böyle! Rum milliyetçilerinin tüm dünyaya yaydığı hegemonik yalanları ve ambargoları çektiğimiz yetmezmiş gibi, bir de Kıbrıslı Türk toplumunun içindeki koyu Kıbrıslı milliyetçilerinin kibirli cinslerinin içlerindeki çok ağır travmaları üzerimize kusmalarını da çekiyoruz.

Yael’den en son haber alışım annem aracılığı ile oldu. Annemlerle aralarına bir soğukluk girmiş. Bu soğukluğun sebebi konusu noktasında bir taraf tamamen haklı veya diğer taraf tamamen haksız gibi bir algım yoktur. Ancak ilginç olan konuş şu. Yael 5-6 yıl annemle hiç konuşmamış, ardından bir gün annemi arayıp doktor numarası sormuş. Annem de bulup kendisine numarayı vermiş. Yael, “Fatma, nasılsın görüşmeyeli?” bile demeden telefonu kapatmış. Annemin sağlığı yerindeyken bana bu işe üzüldüğünü ve şaşırdığını söylemişti. Sırf bunun üzerine bile ayrı bir yazı yazılabilir.

Ancak ilk tanıştıktan bir hafta sonra misafirliğe gittiğiniz bir evde oğlunu babasına “militarist” diye çemkiren ve ardından da sırf bu tartışma yüzünden bir insana yıllarca afra tafra yapan karakter ile 5-6 sene hiç konuşmadığınız bir arkadaşınızı sırf işiniz düştü diye arayıp “Nasılsın?” demeden doktora numarası sorup almak yine aynı kişilik örüntüsünün bir parçasıdır.

Uzun lafın kısası, Mehmet ve Yael çifti bana annemin ve babamın önünde sergiledikleri davranış biçimlerini on veya onbeş yıl sonra bizzat Bekir Azgın ve Fatma Azgın çiftine de sergilemişler.

Bu duruma ne demeli peki?

Ebeveynleriniz duygusal açıdan ne kadar ben merkezci olursa olsun fark etmez, farkındalık kazanmalarının yaşı yoktur…

Ağır konuştuğumu düşünen biri varsa bugüne kadar sustuklarıma saysın!


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Kıbrıs Postası’nın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.