MANİPÜLASYON GÜNLÜĞÜ

Doç. Dr. Bilge AZGIN
bilge.azgin@kibrispostasi.com
Doç. Dr. Bilge AZGIN

İsrail’in ‘Ermeni Soykırımını’ Tanıması ve Kıbrıslı Türkler

Yayın Tarihi: 06/07/26 07:30
okuma süresi: 10 dak.
A- A A+

Geçmişte tüm Avrupa’da ve özellikle Nazi Almanyası’nda soykırıma uğrayan Yahudilerin yaşadığı tarif edilemez acıları mazeret göstererek günümüzde Filistinlilere soykırım uygulayan İsrail devleti, şimdi de Ermeni Soykırımı’nı tanımayı kabul etti.

Ne kadar iğrenç bir ulus-devlet dünyası!

Etnik kökeninizden dolayı binbir travma ve acıya maruz kalıyorsunuz. Bunlar yetmezmiş gibi, bir de maruz kaldığınız acılar devletler tarafından kendi çıkarları doğrultusunda pervasızca kullanılmaya devam ediyor.

İsrail’in 2026 yılında Filistinlilere soykırım uygularken, sırf Türkiye’ye nispet olsun diye Ermeni Soykırımı’nı tanımayı kabul etmesi kadar absürt ve trajikomik bir şey olamaz.

Türkiye’de ve dünya kamuoyunda 1915 yılında Ermenilere uygulanan tehcirin soykırım olup olmadığı uzunca bir süredir tartışılıyor. Orhan Pamuk da “Türkiye’de Ermenilere soykırım yapıldığını bir tek ben söylüyorum.” dedikten, sanırım tam bir yıl sonra Nobel Edebiyat Ödülü’nü aldı. Pamuk’un edebiyat alanında kendi tırnaklarıyla elde ettiği başarıları elbette kimse yadsıyamaz. Ancak bu demeci verdikten hemen sonraki yıl bu ödülü kazanması da ilginç bir tesadüf olmuştu.

Fuat Dündar’ın klasikleşen Modern Türkiye’nin Şifresi adlı kitabını veya benzer temaları işleyen birçok kitabı okumak, Türkiye ulus-devleti yaratılırken gayrimüslimlerin yaşadığı acıları, nasıl yerlerinden edildiklerini ve yerlerine Kafkaslar’dan ve Balkanlar’dan gelen Müslümanların nasıl bilinçli bir şekilde yerleştirildiğini anlamak açısından önemlidir.

Ben, hangi milletten veya kökenden olursa olsun insanların yaşadığı acıları görmezden gelecek veya bu acıları inkâr edecek biri değilim.

Türkiye’deki sol ve liberal çevrelerin, kendi siyasi rejimlerinin azınlıklarına daha insani ve empatiyle bakması açısından yaptıkları eleştiriler elbette önemli ve cesaret gerektiren şeylerdir. Türkiye’de bu tür eleştirileri yapanlar, özellikle aşırı Türk milliyetçileri veya derin devlet tarafından ağır aşağılamalara, tehditlere ve şiddet dolu ötekileştirmelere maruz kalabiliyorlar. Hem bilgili hem de medeni insanlar bu tür yollara başvurmaz.

Ancak bu madalyonun sadece bir yüzü.

Kıbrıslı Türk solcular ve liberaller Kıbrıs’ta yaşarken hergün Türkiye’ye bakıp Türkiye’deki gelişmeleri yakından devam ediyorlar. Türkiye’deki şefkatsiz ulus-devlet dünyasının daha insancıl ve daha eşitlikçi olmasını arzuluyorlar. Bu konuda da oldukça samimidirler.

Ancak madalyonun bir diğer yüzü daha var!

Ve bu, Kıbrıslı Türkleri daha da çok ilgilendiren bir konu olmasına rağmen bir kısmımız bu durumun pek de farkında değil.

Madalyonun diğer yüzü, 1821 yılında Yunanistan’ın bağımsızlık mücadelesiyle başlayıp 1922 yılına kadar uzanan süreçte Balkanlar’da yaşayan milyonlarca Müslümanın öldürülmesi ve yerinden edilmesidir. Balkanlar’da ve Rusya’daki milliyetçilerin ulus-devletleşme sürecinde Müslüman Türklere neler yaptıklarını Justin McCarthy’nin Ölüm ve Sürgün: 1821–1922 Yılları Arasında Osmanlı Müslümanlarının Yaşadığı Etnik Temizlik adlı kitabında bulabilirsiniz.

Bazı tarihçiler McCarthy’nin kitabında sunduğu toplamda “5 milyon Müslüman Türk öldürüldü, 5 milyonu da göçe zorlandı” rakamının fazla olduğunu ileri sürüyor. Bu eleştirilerinde haklılık payı olabilir. Ben rakam peşinde değilim. Sadece Balkan ülkelerinin kendi ulus-devletleşme süreçlerinde (Yunanistan, Bulgaristan ve Sırbistan) milyonlarca Müslümanı bilinçli şekilde topraklarından kovduğu, öldürdüğü, kızlara tecavüz ettiği veya seks kölesi yaptıklarının gerçeğinin altını çiziyorum.

Bugün Ermeni Soykırımı birçok ülkede anılıp üzerinde konuşuluyor. Güney Rum Kesimi Pontus Rumlarına yapılan soykırımı da Ermeni soykırımını da anıyor. Amerika’nın Kızılderililere yaptığı katliamlar da yazılıp çiziliyor.

Peki Balkanlar’da, Kırım’da veya Kafkaslar’da Müslümanlara yapılan katliamları kimler biliyor? Kimler Müslüman Türklere yapılan soykırımları anıyor veya biliyor?

Kıbrıslı Türkler, Ermeni Soykırımı hakkında mı daha fazla bilgi sahibidir, yoksa Balkanlar’da Müslüman Türklere yapılan etnik temizlik hakkında mı?

Ben Balkanlar’da Müslüman Türklere yapılan etnik temizliği öne sürerek Türkiye’de gayrimüslimlere yapılanların üzerini örtmeye veya bunları haklı çıkarmaya çalışmıyorum.

Ben şunu soruyorum:

Neden madalyonun diğer yüzü, yani Balkanlar’da Müslüman Türklere yapılan etnik temizlik, hem dünya kamuoyu hem de Kıbrıslı Türklerin bir kesimi tarafından daha az biliniyor?

Müslüman Türkler benzer şekilde soykırıma uğruyan kızılderililerden veya aborjinilerden daha az mı değerli?

Kıbrıslı Türklerin özellikle milliyetçi kesimi, Girit Adası’nda Müslüman Türklere yapılan etnik temizliği hatırlıyor. Girit’te yaşanan olaylar, belli bir tarihsel dönemde Kıbrıslı Türklerin kolektif hafızasında yer etmişti.

Günümüzde ise Kıbrıslılık kimliği daha güçlü olan kesimler, Girit travmasını daha çok Türk milliyetçilerinin abarttığı veya siyasi emelleri uğruna kullandığı bir propaganda olarak algılıyor. Hatta bunu günümüzle pek ilgisi olmayan, antik çağlardan kalmış tarihsel bir bilgi gibi değerlendirenler de var.

Oysa gerçek şu ki, Osmanlı Devleti’nin gerileme dönemine denk geldiği için Osmanlı ordusu, Batılı devletlerin baskısıyla Girit’i terk etmek zorunda bırakıldı. İlk olarak Girit’e İngiliz, Alman, Fransız ve Rus askerlerinden oluşan ortak bir kuvvet gönderildi. Ardından Girit’te Enosis gerçekleşti ve bugün Müslüman Türkler Girit Adası’nda yok denecek kadar az sayıda yaşamaktadır.

Kıbrıs’ta ise Batılı devletler, 1964 yılında Birleşmiş Milletler aracılığıyla adanın tamamını Makarios yönetimine bırakmıştı. Ancak Türkiye, kendi kaynaklarını kullanarak 1974 müdahalesini, yani dünyanın “işgal” olarak nitelendirdiği çözümü, Amerika’ya kabul ettirdi. Hatta Amerika’nın bu müdahaleyi Türkiye’nin kararlılığı karşısında kabul etmek zorunda kaldığı da söylenebilir.

Bugün Girit’ten temizlenen Müslüman Türkleri kim konuşuyor?

Kimse.

Batılı güçlerin de Türkiye’nin de artık bir Girit sorunu yok.

Konu kapandı.

Biz ise Kıbrıs Sorunu’nu hâlâ konuşmaya devam ediyoruz. Çünkü Türkiye, 1974 yılında Kıbrıs’a müdahale etti ve Kıbrıslı Türklerin akıbetinin Girit’teki Türkler gibi olmasını engellemiş oldu.

Bu mesele, küresel güçlerin, Avrupa Birliği’nin ve Türkiye’nin de önemli bir sorunu olmaya devam ettiği için Kıbrıs Sorunu hâlâ gündemdedir.

1974 yılından sonra Kıbrıslı Türkler arasında yükselen “Kıbrıslılık” kimliği içinden ve “Kıbrıs ortak vatanımız” şiarı penceresinden bakanlar bu yazılanları biraz yadırgayabilirler

Şimdilerde ise yeni bir plandan bahsediliyor: Türk ordusu Kıbrıs’tan çıksın, yerine NATO gücü gelsin ve tüm Kıbrıslıların güvenliği sağlansın.

Peki, 1963–1974 yılları arasında Kıbrıslı Türklerin etnik temizliğe uğratılmaya çalışıldığını bugün kimler hatırlıyor ve biliyor?

Girit Adası’nda ve Balkanlar’dan tutun Kafkas’lara kadar olan her yerde Müslüman Türklerin başına gelenleri kimler hatırlıyor?

Kıbrıslı Türklerin bir kesimi; Türkiye iç siyasetindeki Türk-Müslüman çoğunluk üzerine kurulu ulus-devlet yapısının şefkatsizliğini eleştirirken, Kıbrıslı Türklerin çoğunlukta olan Rum-Ortodoks milliyetçileri tarafından bu adadan nasıl şefkatsizce temizlenmeye çalışıldığını ve azınlıkta olan Kıbrıslı Türklere yapılmaya çalışılan bu etnik temizliğin ancak Türk Ordusu’nun 1974 yılında askeri müdahalesiyle durdurulduğu gerçeğini de vurgulamak gerekir diye düşünüyorum. (Aynı dengesizlik farklı açıdan bizim Kıbrıslı Türklerin şablon Türk milliyetçisi olan kesimi için de geçerlidir!)

Neden?

Çünkü resmin bütünü böyle de ondan!

Eğer birileri gerçeği arıyorsa, o zaman gerçeği sonuna kadar arayalım.

Öyle değil mi?

Kıbrıslı Türklerin etnik temizliğe uğramasını engellemek adına yapılan 1974 askeri müdahalenin sonucunda 200 bin Rum göç etmek zorunda kalmış ve birçok acı yaşamışlardır. Biz bunları biliyoruz ve gizlemeye çalışmıyoruz. Keşke Rum resmi tezi de Kıbrıslı Türklere 1963 yılında yapılanları “Türk isyani” diyerek gizlemeye çalışmasa!

Bu aralar Rum tarafından ve Batı dünyasından “NATO askeri Kıbrıs’a gelsin, Türk askeri Kıbrıs’tan çıksın” sesleri çıkmaya başladı.

Bu fikri çok beğendim.

Tekrar soruyorum.

Batı dünyasındaki ülkeler arasında hangisi Balkan ve Kafkaslar’da soykırıma uğrayan milyonlarca Müslüman Türkleri biliyor veya söylüyor?

Batı dünyasındaki ülkeler arasında hangisi Kıbrıslı Türklerin 1963-1974 yılları arasında ne yaşadıklarını biliyorlar?

Bu aralar Rum tarafından ve Batı dünyasından “NATO askeri Kıbrıs’a gelsin, Türkiye askeri Kıbrıs’tan çıksın” sesleri çıkmaya başladı.

Gelişmeleri izleyip görelim…

 


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Kıbrıs Postası’nın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.