MANİPÜLASYON GÜNLÜĞÜ

Doç. Dr. Bilge AZGIN
bilge.azgin@kibrispostasi.com
Doç. Dr. Bilge AZGIN

ELAM ve Kıbrıslı Türk olmak üzerine

Yayın Tarihi: 01/06/26 10:16
okuma süresi: 8 dak.

KKTC gerçekten çok garip, hatta sürreal bir yer. ELAM’ın seçim sonuçlarını yorumlama konusunda bile bizim milliyetçi cephenin mensupları gereksiz yere olay çıkardı. Niyazi Kızılyürek’in Ulaş Barış ile sunduğu programda “ELAM oylarını yabancı düşmanlığı ve göçmenler üzerinden artırdı” sözü, bazı milliyetçilerimiz tarafından “Niyazi Kızılyürek ELAM’ın Türk düşmanlığını gizlemeye çalışıyor” şeklinde yorumlanıp hedef tahtasına konuldu.

Her ideoloji gibi milliyetçilik de ciddiyet ve nefs terbiyesi ister! Kıbrıslı Türklerin geçmişte ve günümüzde Rum milliyetçisi güruh tarafından yaşadıkları zulmün acısını, öfkesini ve nefretini sağa sola saçarak Kıbrıslı Türklerin haklı davasını yürütemeyiz. Sanırım Denktaş geleneğinin Kıbrıslı Türklere verdiği en büyük psikolojik zarar zamanında Rum milliyetçilerinden yedikleri travmaları kendi toplumlarına (özellikle muhalif kesimleri) yayıp bulaştırmalarıydı. Rum milliyetçilerine karşı olan siyasi mücadele kendi yaşadığımız toplumdaki insanları da travmatize ederek yürütülemez!

ELAM, Kıbrıslı Türkler açısından son derece tehlikeli ve şer yuvası olan bir yapıdır. Her aşırı Yunan milliyetçiliğinde olduğu gibi ELAM’ın temelinde de yoğun ve tehlikeli bir Türk nefreti ve düşmanlığı vardır. Biz onları çok iyi tanıyoruz! Polis ve birçok devlet kurumunda örgütlü üyeleri veya sempatizanları bulunmaktadır.

Ancak Niyazi Kızılyürek’in sözlerinin arka planı şudur:

2005’li yıllardan itibaren akademik literatürde Avrupa’da aşırı popülist sağ partilerin (ELAM da aşırı popülist sağ aile tipolojisinden bir partidir) seçmen nezdinde yükselişte olduğu ve bu partilerin dünyadaki yeni gelişmeleri kullanarak göçmenlik, İslamofobi ve yabancı düşmanlığı üzerinden söylem geliştirip oy avcılığında başarılı oldukları sürekli yazılıp çiziliyor.

ELAM’ın ciddi bir İslamofobik söylemi de vardır. Prof. Şevki Kıralp de en son çıkan makalesinde bu temayı oldukça isabetli bir biçimde ele almıştır. Avrupa’daki aşırı sağ partiler “Biz Nazilerin, faşistlerin devamıyız; bize oy verin” demiyorlar. Genellikle “Biz göçmenlerin sizin işlerinizi almasını engelliyoruz” veya “Hristiyan Batı değerlerini İslami istilaya karşı koruyoruz” gibi temalar üzerinden “bize oy verin” diyorlar.

Policypress Genel Yayın Yönetmeni Bilun Güneş’in haberine göre, Güney Kıbrıs’ta yapılan araştırmalar ve Mayıs 2026 parlamento seçim sonuçları, Kıbrıslı Rum seçmenlerin önceliklerinde Kıbrıs sorununun artık ilk sırada yer almadığını göstermektedir. Seçmen davranışlarında sırasıyla ekonomik sorunlar (hayat pahalılığı), göç (düzensiz göçmen sorunu) ve ardından Kıbrıs sorunu öne çıkmaktadır.

Niyazi Kızılyürek’in analizini bu noktadan değerlendirmek ve nefret objesini Kızılyürek’in üzerine kaydırmamak lazımdır. Nefret objesini, Kıbrıslı Türklere birçok konuda yardımcı olmuş ve Kıbrıs üzerine çok önemli kitaplar yazmış bir insana veya akademisyene kaydırırsanız işi sulandırırsınız.

Hedefi sapmış bu ötekileştirme ve nefret dili insanları, özellikle de yeni kuşakları doğal olarak iter. İnsanlar artık “Bu milliyetçilerin de hiçbir sözüne güven olmaz” deyip Kıbrıs Sorunu’na sadece anti-milliyetçi bir yerden bakıp bazı gerçekleri göremezler. Veya Kıbrıs Sorunu’na hiç ilgi duymazlar.

Yaşadığımız bu zor topraklarda, bu konuda bilgisi olan her yurttaşın Kıbrıs Sorunu’nu yeni kuşaklara en objektif şekilde aktarma görevi vardır. Bunu istemeden de olsa otomatik olarak her ebeveyn yapıyor zaten. Ancak bizim KKTC’deki sağ-sol kutuplaşması içinde Kıbrıslı Türklerin tarihini veya Kıbrıs Sorunu’na objektif bakışı yakalamak çok ama çok zor. Pozitif olan şeylerden biri, birçok milliyetçi insanın da sosyal medyada yazdığım bu eleştiriye onay vermesi oldu.

Diğer yandan Özer Kanlı, paylaşımımın altında “Bizim ülkede bazı kesimler ELAM kadar İslamofobik” diye yazdı. KKTC gerçekten nefret dolu insanlarla dolu! Bu tür milliyetçiler, “dış düşman eşittir iç düşman” mantığı üzerinden nefret kustuklarının farkında bile değiller. Bir tek Özer Kanlı gibi UBP milliyetçisi kampında yer alan insanlar nefret dolu olsa içim yanmayacak. Diğer sol uç kampta da başka bir ideolojik dil üzerinden aynı nefreti kusan karakterlerimiz mevcut.

Niyazi Kızılyürek’in bu asılsız ithamlara karşı verdiği cevap da irdelenmeye değerdir:

“Son günlerde sosyal medyada şahsıma yönelik çirkin göndermeler görüyorum. ELAM’ın ‘Kıbrıs Türk düşmanı ve federal çözüm karşıtı olduğunu inkâr ettiğim’ söyleniyor ve ELAM’ı ‘aklamaya çalıştığım’ iddia ediliyor.

Şaşırdım mı? Hayır!

Uzun yıllardan beri adanın iki tarafından da ELAM ve ELAM’ın zihniyetine benzer zihniyet taşıyanların saldırıları ve küfürlerine maruz kalan biri olarak elbette şaşırmadım. Çünkü bu ülkenin aklı ve vicdanı körleşmiş fanatik milliyetçilerin diyarı olduğunu biliyorum.”

Kızılyürek siteminde elbette haklıdır. Kendi hayatı ve akademik kariyeri gereği Rum tarafında yaşarken hem Rum milliyetçilerinin hem de Türk milliyetçilerinin hedefi hâline gelmiştir.

Ancak bu cevabında, kendisine iftira atan Türk milliyetçileri ile ELAM’ı keşke bir tutmasaymış. Türk milliyetçileri KKTC’de “Rum veya yabancı birini tutup dövelim” diyerek ortalıkta gezinip eylem yapmıyorlar. Her eylemde etrafı terörize ettikleri de yok. Türk milliyetçilerinin “iç düşman eşittir dış düşman” mantığında bitmek bilmeyen ötekileştirmeleri ile ELAM’ın insan dövme ve bıçaklama olayları tam olarak aynı şey değildir. Aradaki farkı da gözetmekte fayda vardır diye düşünüyorum. Özellikle Kıbrıslı Türkler açısından bu çok önemli bir farktır.

Bir diğer önemli husus, Kıbrıs Sorunu’nu da “bu ülkenin aklı ve vicdanı körleşmiş fanatik milliyetçilerinin sorunu” veya “kavgası” olarak tanımlayıp bunun üzerinden bir siyasi söylem geliştirirsek bazı önemli hususları gözden kaçırabiliriz. Türk milliyetçileri, azınlık milliyetçiliği olarak 1963 yılında çoğunluk milliyetçiliği olan Makarios tarafından ortaklıktan atıldılar. Ben böyle bir konjonktürde istediğim kadar solcu olayım, Mithat Berberoğlu gibi elbette fanatik Türk milliyetçisi olan Denktaş ile kol kola girip Kıbrıslı Türkleri azınlığa düşüren Rum milliyetçilerine karşı mücadele edeceğim. Ki tarihimizde de öyle oldu!

“Bu ülkenin aklı ve vicdanı körleşmiş fanatik milliyetçilerinin kavgasıdır; o yüzden ben taraf tutmayacağım” diyen varsa da saygı duyarız. Ancak şu bilinsin: Böyle bir kavgada taraf tutmamak veya aksiyonda bulunmamak, Kıbrıslı Türklerin azınlığa düşürülmesine karşı bir şey yapmamak anlamına gelir.

Aynı şey ELAM saldırıları için de geçerlidir. ELAM saldırılarına karşı ben tüm insan hakları savunucuları, solcular ve Türk milliyetçileri ile birlikte aynı safta yer alırım. “Sen fanatik Türk milliyetçisisin, ELAM ile zihniyetin benziyor; o yüzden seninle birlikte ELAM’a karşı mücadele etmeyeceğim” demeyeceğim.

Bu zor coğrafyada Kıbrıslı Türk olmak böyle bir şey...


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Kıbrıs Postası’nın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.