Kırk katır mı, kırk satır mı?

loading
15 Temmuz, Çarşamba
£

8.63

7.82

$

6.86

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

Kırk katır mı, kırk satır mı?

Dünyanın her tarafında, siyaseti belirleyen öge, ekonomidir.

Kuzey Kıbrıs hariç!

Burada, ekonomiyi siyaset belirliyor.

Bunun tarihsel ve güncel sebepleri var ama asıl sebep, 1974 sonrasında oluşturulan yağma sisteminin, yani sistemsizliğin düzen haline gelmesidir.

Ta baştan, en aşağıya kadar…

Aslında, bu bizim keşfettiğimiz bir sistem de değildir!

Yukarıda "sadece" dediysem, devlet olduğunu iddia eden bir organizasyon olarak ilktir.

Yoksa, Malinezya yerlileri üzerinde, yaptığı bir antropolojik araştırmada, Malinowski, aynı sistemi anlatır. "Ver bana, vereyim sana"!

Prof. Oğuz Adanır da Eski Dünyaya Yeni Bir Bakış isimli üç cildlik çalışmasında, Malinowski ve Fransız düşünür Bodrierre'den esinlenerek, ayni şeflik sistemini izah eder.

Şef, tebalarına çıkar sağlar ve sağladığı çıkar karşılığında, iktidarının meşruiyetini, kabul ettirir.

Farkındaysanız, antroplojiden bahsediyorum.

Kabile düzeninden yani…

Kabile'de devlet, şefin kendisidir…

Bodrierre buna "Potlaç" der ve kapitalizm öncesi evrensel yöneten-yönetilen ilişkisini tarif ederken, Marx'ın yanıldığını, ayırd edici özelliğin bu "ver yeyim, ört uyuyayım" veya "sen deveyi hamuduyla ye ama bana da kemiklerini ver" ilişkisi olduğunu ileri sürer…

Bizim yerli bilim insanlarımızdan Dr. Salih Egemen de doktora tezinde bu konuyu işlemiş ve bu düzenin adına o, Patronaj Sistemi demiştir.

Adına ister Potlaç, ister Patronaj deyin; bu sistem kabilelerde yaşıyordu…

Çünkü hem insanların ihtiyaçları çok basitti, hem söz konusu kitle çok küçüktü, hem de her bir kabile kendi kendine yaşamaktaydı.

Bundan dolayı, şef; tebasına "verecek" şeyleri bulabiliyordu.

Hiç bir şey bulamazsanız, komşu kabileyi bir gece basar, varını yoğunu yağmalar, kadınlarını alır, çocuklarını köle yapar, paylaştırırdınız.

Ama modern zamanlarda, bunu uygulamanın, bir sınırı var…

Tamam, biz de "komşu kabile"yi bastık…

Malını mülkünü yağmaladık…

"Şef" bunu istediği gibi dağıttı değil mi?

Nakit ihtiyacımızı da Türkiye karşıladı makul bir süre için…

Ama kaynak bitti!

Çünkü bugün artık her canınız çektiğinde, "komşu kabileye" saldırıp, varlığını paylaşmanıza izin vermezler!

Maddi kaynağı bile bile karşılayan Türkiye de "Yeter" dedi…

"Paylaşmak üzere benden para istemeyin!

Proje getirin, yatırım yapacaksanız yardım edeyim…

Benden aldığınız parayı dağıtarak, kabile zihniyeti ile devletçilik oynamanıza izin vermiyorum!"

Zurnanın, zırt dediği yer, burasıdır…

Patronaj'la, potlaçla, kabile aklıyla "devlet" olmaz…

Kabile olunur…

"Ver bana, vereyim sana"; otuz-kırk sene içinde "sistem" zannedildiğinden, şimdi aslında bizim politikacımız da off side'a düştü; sendikalarımız da; üzgünüm ama halkımız da…

Bugüne kadar, politika diye yaptığımız şey, Rumların mallarını mı dağıtmaktı?

Mal Tazmin Komisyonu ile o bitti…

Yok!

Neyi dağıtacaksınız?

Devlette işe alıp, oyunu mu almaktı insanların?

Bugün siz memur maaşlarının toplamının %70'ini toparlayabilip, her ay Türkiye'nin %30 desteğine muhtaç hale geldiniz…

Yok!

O da bitti…

İktidar partisine yamalanıp Kalkınma Bankası'ndan para alıp geri vermemek mi idi, bizim politika sandığımız şey?

Kalkınma Bankası'nın geri dönmesi kuşkulu kredi oranı, %95…

Yok!

Eneşi…

Mafiş…

Finish…

Asıl mesele budur…

Cemil Çiçek ne isterse söylesin…

Cevabını veririz ama bizim asıl sorunumuz, insanlığın 2bin sene önce terk ettiği, kabile yönetme sistemi ile devlet olmaya kalkmamızdır.

Şimdi, ya devlet olacağız ya da birilerinin kulu…

Kırk katır mı?

Kırk satır mı?

Karar bizimdir…

Çözüm olsa da olmasa da…

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.