Vatan ya da Kızıl Elma

loading
24 Kasım, Salı
£

10.60

9.44

$

7.95

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

Vatan ya da Kızıl Elma

Bitirmeye çalıştığım son kitabımda bir iddia ileri sürüyordum. Son günlerde, Birinci ordu kumandanı ile Hürriyet gazetesi genel yayın yönetmeni arasında ortaya çıkan tartışma, sanki de benim yazdıklarımdan haberleri varmış ve ne kadar haklı olduğumu kanıtlamakla kendi kendilerini görevlendirmişler gibi, kamuoyunun gözünün önünde çok yararlı bir tartışmaya dönüştü.

Ulusçuluk ve Türk ulusçuluğunun gelişimi ve günümüzde globalizm kavramı karşısında, dünyadan ve zamandan kopuk bir cezbeye tutulması hakkında, çalışmamda ileri sürdüğüm iddia; bu özel düşünce yapısının, iki tarauma ile alil olduğıyla ilgiliydi! Bunlardan ilki, kayıp vatan traumasıdır! %30'dan fazlası "muhacir" olan bugünkü Anadolu insanı, son yüz elli yılı, kaybedilmiş olan Rumeli ve Kafkasya anılarını dinleyerek geçirdiğinden, altında vatan saydığı toprağı bir gecede kaybetmenin anısı ile, bir "vatanı kaybetme" paranoyasını yaşamaktadır! Ve Türk ulusçuluğunun taşıyıcılığını üstlenmek konusunda, 1912'deki Balkan Bozgunu'ndan beri kendi kendine durumdan vazife çıkaran devlet bürokrasisine mensup seçkinler de kendilerini dünya egemeni sanıp, Afganistan'a bile birlik göndermişken, İstanbul'un da işgale uğramasıyla yaşadıkları psikolojik traumanın devamı olarak, bugün dahi bir "Sevr Kompleksi" içindedirler. "Vatan parçalanacak!"

Son günlerde paşa, 1923 sonrasında bir ara Atatürk'ün gündeminde olan Anadolucuk akımının etkisi ile " Galiçya ve Yemen'de mehmetcik neden öldü anlayamıyorum!" dedi... Kendisi de bir muhacır çocuğu olan Kırcali'li Özkök, "oralar vatandı paşam!" diye yanıt verince, paşa celâllendi! Özkök'ü "müstemleke basını" olmakla suçladı! Bu defa Özkök'le birlikte, Hürriyet yazarlarından Hadi Uluengin de kaleme sarılarak, "Bulgaristan benim babaannemin vatanıdır, benim de manevi vatanımdır." Diye yazdı! Henüz paşa yanıt vermedi! Ne diyeceğinin de bana göre hiç önemi yok!

Türk ulusçuluğunun iki "korkusu" çatışıyor!

"Kayıp vatan"cı muhacır çocukları ile "Sevr gelir, vatan parçalanır"cı, emekli paşa!

Ulusçuluk, kreativ bir düşüncedir! Kabaca özetlersek, "ulus, vatan ve tarih" sacayağı üzerinde efsaneler, törenler, ritüellere dayanan bu düşünce biçiminin, olmazsa olmazlarının başında gelen "vatan" kavramı da "ebed-müddet" değildir. Yani tarihin başından beri yoktur! Ulusçuluk, kendi meşruiyyetini kendine ve topluma karşı denemek için, her zaman heryerde bir takım ortak mitoslara sığınır ama bunlar, genellikle tabu haline getirilen " yaratılmış" kavramlardırlar. "Vatan/patrié" kavramını icat eden, Fransız düşünür Ernest Renan'dır! Bu, Napolyon Bonapart zamanına tekabül eder! Öncesinde böyle bir kavrama rastlanmaz! Louis Althousser, Devletin İdeolojik Aygıtları isimli kitabında, devletlerin satatükoları nasıl kurduğunu da anlatır. Bütün o alt yapı meselelerinin yanında, devletlerin ideolojik olarak kendilerini halkın gönlünde meşruu kılmak için yarattıkları paradigmaların hükmedici özelliğini anlatır. Bir takım kavramlar yaratılıp icat edilerek, bunların dokunulmaz, ezelden beri var olan ve ebede kadar da var olacak olan düşünce biçimleri, veriler olduğunun inanılması, statüko yaratmanın baş koşuludur.

19.yy ortalarına kadar, Türkçe'de "vatan" diye bir kelime olmadığını biliyor muydunuz? Daha doğrusu, 19.yy ortalarına kadar, Türkçe'ye Arapça'dan geçmiş olan bu kelime, "ev/bark" anlamında kullanılıyordu. O yüzyılın başlarında, Mısır'da Tahtavî isimli bir düşünür,[1] bu kelimeyi Fransızca'daki "patrié" anlamında kullanmaya başladı ve Fransızlar'a bu kelimeyi öğreten Renan'ın "le amore de le patrié" deyimi karşılığı olarak da "Hubb-ül vatan" demeye başladı... Konuyu daha önce de yazdım!

Osmanlı'da ise bu kelime, ilk defa Kırım Savaşı esnasında, Tercüme Odası'nda bir memur olarak çalışan Halis Efendi'nin bir şiirinde görüldü! Kırım Savaşı esnasında! Daha önce böyle bir kelime kullanıldığına dair bir kayıt, yok! Bu Halis Efendi'nin yakın bir arkadaşı olan Mehmet Mansur Efendi de bir süre sonra, "Vatan" diye bir gazete çıkarır...[2] Bu zat, yetişkin yaşta müslüman olan bir Makedon! Derken efendim, Tercüme Odası'na genç bir memur gelir: Sarayın müneccimbaşısı'nın yani falcısının oğlu, Namık Kemal Efendi... Bu Mehmet Mansur Bey isimli Makedon, Kemal'e Fransızca dersi vermek üzere görevlendirilir. Bir süre sonra, Mehmet Efendi'nin genç Kemal'e sadece Fransızca öğretmediği ortaya çıkacaktır...[3]

Namık Kemal'in 19.yy ortalarından itibaren Türkçe'ye soktuğu "vatan" kavramını, batılı düşünürlerden almış olmakla birlikte, kendisinin islamcı yapısı dolayısıyla, Tahtavi'den de etkilendiği görülür, zira onun "Hubb-ül vatan" deyimini aynen kullanır:

"Hubb-ül vatan, min-el iman"! Bu Kemal'in ünlü bir sloganıydı! Yâni: "Vatan muhabbeti imanın gereğidir!" Bu da Renan'dan bire bir kopya edilmiş bir slogandır. "Le amore de le patrié"

Ne var ki Namık Kemal, henüz bu imanın gereği olarak sevilmesinin şart olduğu şeyin ne olduğu hakkında tam bir karar vermiş değildi! Kâh, vatanın Kanuni döneminde elde olan topraklar olduğunu ileri sürer; kâh Hz. Ömer dönemindeki islâm imparatorluğunun elindeki toprakların, bizim vatanımız olduğunu iddia eder...[4] Nitekim, İttihat Terakki de 1912'de başka bir "vatan"dan söz ederken (Rumeli de dahil Osmanlı toprakları), 1916'da bir başka vatan öngörür (Turan)... 1918'de ise vatan, Misak-ı Milli sınırları içine çekilir!

Türk Ulusçuluğu'nun önde gelen önderlerinden Enver Paşa'nın "vatan"larını gözden geçirirsek, bu kavramın göreceliği, subjektifliği, "yaratılmışlığı" anlaşılır! 1908-1912 arasında, İttihat Terakki'nin ve Enver Paşa'nın,"vatan"ına, Rumeli de dahildir, Osmanlıcı'dırlar! 1912'den 1919'a kadar ayni insanların "vatan"ı, Anadolu, Suriye, Irak, Lübnan ve Filistin'dir. 1919'dan sonra bunların "vatan"ı, Anadolu, Azerbaycan ve Orta Asya'dır! 1922'den sonra da Anadolu'dur vatan! Onbeş yıl içinde, üç ayrı, yolunda ölünecek "vatan"! Koşullara göre değişken ve insan zihninde yaratılan bir kavram dediğimiz, bu işte!

"Muhacır"lar, kendi ailelerinin yüzlerce yıl yaşadıkları, kendi "vatan"larından bahsediyorlar! Zira yüzelli yıldır, "kayıp vatan" efsaneleri ile büyütüldü bütün muhacır çocukları! Paşa ise 1922'den sonra Mustafa Kemal'in "ulus devlet"i kurabilmek için ileri sürdüğü ve sonra abartıldığını kendisi farkedip, kendisinin yürürlükten kaldırdığı Türk Tarih Tezi'nin etkisi ile Anadoluculuk ediyor! "Oraların peşinden koşmak, buranın da elden çıkmasına yol açar"kaygısıyla!

Paşa, Namık Kemal'i hiç okumamış anlaşılan! Vatan Yahut Silistre'yi bile unutmuş! Ama "vatan nedir?" diye sormanın da tam zamanı.. Namık Kemal'inkileri mi vatan? Yoksa Enver'in onbeş yılda üç-beş defa değiştirdiği "vatan" mı? Dahası, Namık Kemal'in hangi vatan tarifidir, esas vatan? Atatürk, o "vatanları", sattı mı?

Bu o kadar kreativ bir kavramdır ki, örneğin hem Megali İdea'cıların, hem de Turancılar'ın "tahayyül edilen vatan"a verdikleri sembol isim, aynıdır: Kızıl Elma!

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.