Mağusa'yı sevdim sanki

loading
1 Aralık, Salı
£

10.54

9.46

$

7.85

A- A A+

Mağusa’yı sevdim sanki

Biraz da Benan’ın alttan alttan teşviki ve telkini ile çocuklar, ‘Baba bu Maraş’ı neden biz görmeye gitmiyoruz’ diye söylenmeye başladı.

‘Yahu, Maraş açılmadı, sadece sahil kısmını açtılar...’ diye başlayıp durumu uzun uzun anlatmak mı, yoksa, ailecek arabaya atlayıp Mağusa’nın yolunu tutmak mı daha kolay olacaktı? Kafamda tarttım. Yemin ederim Maraş, BM Güvenlik Konseyi, açılma kapanma, neden kapalı, diye uzun uzun anlatmaya çalışmaktansa, ailecek bir Mağusa ziyareti daha kolay ve daha keyifli olacaktı.

Kaldı ki 10 yaşındaki oğlum Demir’i annesi Sosyal Bilgiler dersine çalıştırırken kulak misafiri oldum ve Lala Mustafa Paşa Camii, Othello Kalesi ezberlerini ete kemiğe de büründürmek elbette faydalı olacağını düşündüm. Bizim adamın, yıllardan beridir aile dostumuz olan öğretmeni Zülal Tosun’a hafta sonu yaptıklarını anlatırken Playstation harici bir konuya temas etmesi de elbette faydasına olacaktı.

Akşamdan yola koyulduk.

Klasik Mağusa duraklarımızdan biri olan sevgili dostum Yücel Doğan’ın Rioverde’si ya da tercihe göre Sushinn’inde yemeğimizi yer, geceyi de yine onun Mağusa’ya kazandırdığı Premium İnn’de geçirir, sabah da Maraş’ı bir defa da Reşat Ailesi olarak biz fethederiz, diye düşündük.

Öyle de yaptık.

Yemeği biraz fazla kaçırıp, sonra da yürüyüş yaparak suçluluk duygusunu azaltmak adettendir. Mağusa Suriçi’nde biraz dolaşalım dedik.

Yediklerimizi hazmetmek adına pek bir işe yaramadı çünkü, sosyal medyada gözümüze çarpan, ‘Tatlı Hayat’ adlı pastanenin önünden geçerken içeriye girmekten kendimizi alamadık. Utanıyorum ama söyleyeceğim. Muhteşem portakallı çikolatalı bir dilim pastayı kendi namıma götürdüm. O çok şirin işletmenin sahipleri Fatime ile Nazif Dinç ile sohbet ettik. İşletmeleri, ürünleri ve kendileri çok tatlı.

Tatlı yemiş olmanın suçluluk hali üzerimizde iyice ağırlık yapmaya başlayınca, adımlarımızı sıklaştırdık. Demir’e tarihi binaları gösterirken, Fidel uzaktan gelen müzik seslerine doğru bizi yönlendirdi. Bandabulya’da canlı müzik çalıyor. Açık havada insanlar keyifli keyifli oturuyordu. Çok hoşuma gitti. Demir’in uykusu gelmese belki de şeytana uyup aralarına dalacaktık. Sonbaharın klimatik havasında, birkaç bira ile bozduğumuz diyeti hepten yerle yeksan edecektik.

Güçlü irademizle yola devam ettik ama.

Mağusa’da yine çok sevdiğim bir mekan olan Castello’nun önünden geçerken, dostlarımız Halil ile Gülşa Bayar’ın Mağusalı dostları ile harika bir masa kurduklarını gördük. Ayaküstü güzel bir sohbet yaptık. Masalarına dahil olup, kendimizi anason ile proteinin harika dünyasında kaybetmeye ramak kala, samimi ve ısrarlı davetlerini geri çevirerek otelimize doğru resmen kaçtık.

Ne yalan söyleyeyim, ya iş için, ya haber için geldiğim ve işim bitince hızla gerisin geriye kaçtığım Mağusa’yı sevdim sanki.

Bu yazı biter bitmez, Eylem ve Erdaş Erbilen ailesi ile birlikte gerçekleştireceğimiz Maraş fethimizin notlarından kayda değer olanlarını gelecek Pazar günkü yazımda rapor ederim.

Herkese Mağusa’dan mutlu pazarlar.

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.