Kadına şiddet artıyor: Yasa var, mekanizma var peki neden önlenemiyor?
Toplumda endişeye neden olan kadına yönelik şiddet vakaları konusunda tablo, bugünkü tartışmanın “hiç yasa yok” noktasından ziyade “var olan hukuki ve kurumsal yapı ne kadar etkin işliyor?” sorusuna taşınmasını gerektiriyor…
KKTC’de son aylarda kadına yönelik şiddet vakalarında yaşanan artış, yalnızca bireysel olayları değil, ülkenin kadınları koruma kapasitesini de yeniden gündeme taşıdı.
2011’de kabul edilen yasal düzenlemeler, Aile Yasası kapsamındaki koruma emirleri ve polis bünyesindeki ilgili birimlere rağmen, uzmanlar uygulamadaki eksikliklere, kurumlar arası koordinasyon sorunlarına ve önleyici mekanizmaların güçlendirilmesi gereğine dikkat çekiyor.
Kadına yönelik şiddetin son aylarda toplumda daha görünür hale gelmesi, KKTC’de bu alandaki hukuki ve kurumsal yapının ne kadar etkin çalıştığı sorusunu da beraberinde getiriyor.
Kadına yönelik şiddetin fiziksel, cinsel, psikolojik ve ekonomik boyutlarıyla ele alınması gerektiği belirtilirken, mevcut yasal düzenlemelerin bulunmasına rağmen uygulama ve kurumsal kapasite konusunda soru işaretleri bulunduğuna dikkat çekiliyor.
Üstelik mesele yalnızca fiziksel saldırıyla sınırlı değil.
Kadının ekonomik özgürlüğünün kısıtlanması, çalışmasının engellenmesi, parasının elinden alınması veya ekonomik baskı altında tutulması da şiddetin bir biçimi olarak değerlendiriliyor.

2011’DEN BERİ YASAL ZEMİN VAR
KKTC’de kadına yönelik şiddetin önlenmesi konusunda önemli hukuki düzenlemelerden biri, 5 Aralık 2011 tarihinde Cumhuriyet Meclisi tarafından oybirliğiyle kabul edilen 58/2011 sayılı Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi (Onay) Yasası.
Söz konusu düzenlemenin amacı yalnızca şiddet gerçekleştikten sonra müdahale etmek değil; kadınları her türlü şiddetten korumak, şiddeti önlemek, mağdurları desteklemek, ayrımcılıkla mücadele etmek ve ilgili kurumlar arasında etkin iş birliği oluşturmak olarak sıralanıyor.
Yasa, aile içi şiddet de dahil olmak üzere kadınları orantısız şekilde etkileyen şiddet biçimlerini ve şiddet mağduru 18 yaş altındaki kız çocuklarını da kapsıyor.
KORUMA EMRİ MEKANİZMASI DA VAR
Kadınların korunmasına yönelik tek hukuki araç 2011 tarihli düzenleme değil.
1/1998 sayılı Aile Yasası kapsamında mağdur taraf, tek taraflı dilekçeyle mahkemeye başvurarak koruma emri talep edebiliyor.
Mahkeme, olayın niteliğine göre şiddet uygulayan kişinin mağdurun evine, işyerine veya okuluna girmesini; mağdura ve aile fertlerine belirli mesafeden fazla yaklaşmasını ve telefon ya da başka iletişim araçlarıyla taciz edici biçimde iletişim kurmasını yasaklayabiliyor.
Koruma emrine uymayanlar açısından da para ve hapis cezası öngörülüyor.
Dolayısıyla tartışmanın önemli noktalarından biri sorunun yalnızca yasa eksikliği mi, yoksa mevcut yasaların etkin uygulanması ve kurumların yeterli kapasiteye sahip olması mı?

KIBRIS POSTASI’NA KONUŞAN ÇAKICI: “KISA VADELİ VE UZUN VADELİ ÖNLEMLER VAR”
Artan kadına yönelik şiddet vakalarını Kıbrıs Postası'na değerlendiren Psikiyatrist Dr. Mehmet Çakıcı ise çözümün yalnızca olay gerçekleştikten sonra müdahale etmekten geçmediğine dikkat çekiyor.
Çakıcı, kısa vadede yakın takip ve adli süreçlerin daha hassas yürütülmesi gerektiğini belirterek, aile içi şiddet biriminin telefonunun ciddi biçimde çalışmasının ve ihbarların ciddiye alınmasının önemine vurgu yapıyor.

Çakıcı’nın dikkat çektiği bir diğer nokta ise adli süreçlerin gecikmesi.
Uzmanlara göre şiddet olaylarında yalnızca polis müdahalesi yeterli değil.
Polis, sağlık, sosyal hizmetler, adli makamlar ve psikolojik destek mekanizmalarının birbirleriyle eşgüdümlü çalışması gerekiyor.

“EŞ GÜDÜMLÜ BİR AĞIN KURULMASI LAZIM”
Çakıcı’nın önerisinin merkezinde kurumlar arası koordinasyon bulunuyor; “Eş güdümlü bir ağın kurulması lazım. Eğitimden adliyeye…”
Çakıcı, mevcut birimlerin bulunmasının tek başına yeterli olmadığını, bu birimlerde görev yapan kişilerin konunun niteliğini anlayabilecek ve etkin müdahale yapabilecek eğitimden geçirilmesi gerektiğini ifade ediyor.
UZUN VADELİ ÇÖZÜM: EĞİTİM
Çakıcı, mücadelenin yalnızca polis, mahkeme veya sosyal hizmetler aşamasında başlamaması gerektiğini savunuyor.
Uzun vadede aile içi şiddet konusunda ilkokuldan başlayan bir eğitim politikasına ihtiyaç olduğunu belirtiyor.
Bu yaklaşım, şiddet ortaya çıktıktan sonra müdahale eden sistemden, şiddeti ortaya çıkmadan önce önlemeye çalışan sisteme geçiş anlamına geliyor.
SAĞLIK, POLİS, ADLİYE VE SOSYAL HİZMETLER AYNI ZİNCİRİN PARÇASI
Mevcut sistemde şiddetle karşılaşan kişilerin başvurabileceği çeşitli kanallar bulunuyor.
En yakın polis karakoluna başvuru, Polis Genel Müdürlüğü bünyesindeki Kadına Karşı Şiddetle Mücadele Şubeleri, hastaneler ve sağlık kuruluşları bunların başında geliyor.
Acil durumda ise 155 Polis İmdat hattı üzerinden yardım istenebiliyor.
Hukuki destek açısından da Sosyal Hizmetler aracılığıyla ekonomik gücü yeterli olmayan şiddet mağduru kadınlara ücretsiz adli yardım desteği sağlanabiliyor.
Bu tablo, ülkemizde başvuru ve müdahale mekanizmalarının tamamen bulunmadığını değil; mevcut mekanizmaların ne kadar hızlı, koordineli ve etkili çalıştığının tartışılması gerektiğini gösteriyor.

NÜFUS: ŞİDDETİN ARKASINDA TOPLUMSAL DEĞİŞİM DE VAR
Artan nüfusla birlikte farklı kültürel yapıların daha fazla iç içe geçmesinin de şiddet vakalarının arka planındaki faktörlerden biri olarak değerlendirildiği belirtiliyor.
Bunun yanında sosyal hizmet uzmanlarının yeterli sayıda olmaması ve kadro sorunları da mücadele kapasitesini etkileyen başlıklar arasında gösteriliyor.
Ancak Çakıcı, sorunun yalnızca eğitim eksikliğiyle açıklanamayacağına da dikkat çekiyor.
“Sosyo ekonomik koşullar da şiddete uygun bir zeminde.. Sadece eğitim de yeterli olmayabilir…”
Aynı zamanda kadına yönelik şiddet konusunda bilimsel raporlar ve veriler bakımından da ciddi eksiklikler bulunduğunu ifade ediyor.

TARİHSEL OLARAK HUKUKİ ADIMLAR ATILDI
KKTC’de kadın hakları konusunda hukuki gelişim de yeni değil.
1951’de Türk Aile Yasası ve Türk Aile Mahkemeleri Yasası’nın yürürlüğe girdi, 1952’de kız çocuklarına eşit öğrenim hakkı tanındı, 1960’ta kadınlara seçme ve seçilme hakkı, 1996’da ise CEDAW kabul edildi.
1998 Aile Yasası ile de özellikle kadın ve çocukların fiziksel, cinsel, maddi ve manevi taciz karşısında korunmasına yönelik hükümler getirildi.
2011 yılında ise kadınlara yönelik şiddet ve aile içi şiddetin önlenmesine yönelik daha doğrudan bir hukuki çerçeve oluşturuldu. İstanbul Sözleşmesi 2011 yılında Barolar Birliği mevzuatına dahil edildi.
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.