BİRAZ AYDINLIK

Mert MAPOLAR, C.Ht.
mertmapolar@gmail.com
Mert MAPOLAR, C.Ht.

Dünyanın bölünmüş son başkenti Lefkoşa’nın iki ruhu!

Yayın Tarihi: 20/05/22 07:00
okuma süresi: 14 dak.
A- A A+

Hafta sonu, pandemi nedeniyle yaklaşık üç yıla yakın bir süredir gidemediğim Kıbrıs Rum kesiminde,  Lefkoşa'nın güney kısmını ziyaret etme imkânım oldu...

Her iki tarafta, sınır kapısı pandemi önlemlerinin tamamen rahatlatıldığı bugünlerde, pazar günü "Lokmacı" sınır kapısından geçişlerde önemli derecede yoğunluk vardı...

Güneyden kuzeye geçişlerin daha yoğun olduğu gözlemlenirken, "Lokmacı" Kara Sınır Kapısı'nın KKTC pasaport kontrol noktasında bulunan, geliş ve gidişte sadece "birer" sivil hizmet görevlisinin bulunması, önceki zihniyetlerin değişmediğini, güneyden kuzeye geçişlerde uzun kuyrukların oluşmasına halen daha devam edildiğini, üzülerek gördük...

Pandemi süresince boş durmayan Güney Kıbrıs, "Lokmacı" sınır kapısının polis kontrol noktasını da tamamen yenileyerek, çok daha kullanışlı bir modele dönüştürdüğü ve orada birden fazla görevlinin çok seri ve hızlı bir şekilde hizmet verdiği de dikkatlerden kaçmamıştır...

Bugün sizlere bu kısa gezimle ilgili bazı gözlemlerimi paylaşacağım... Güney Lefkoşa'da eşimle birlikte yürüyerek yaptığımız bu gezinin kayıt videosunu da ilgilenenler için YouTube'da izleyebileceklerini hatırlatırım...

Turizm sezonunun hareketlenmeye başladığı bugünlerde, en önemli kara sınır kapısı olan "Lokmacı" geçiş noktasında geçişlerde aradan üç yıl gibi uzun bir süre geçmiş olmasına rağmen halen daha gözle görülür iyileştirme sağlanamaması ve ülkemize geçiş yaparak para bırakacak turistlerin ve Güney Kıbrıs vatandaşlarına uygulanan işlem sürelerinin uzun olması, bizim açımızdan çok büyük bir kayıp olarak karşımızda durmaya devam etmektedir...

Ülke olarak turiste verdiğiniz değer ve önem ilk olarak bu geçiş noktalarından itibaren kendini göstermektedir... İlk ülkesel intiba, yabancılar için en önemli intibadır...

Unutmayınız! Geri dönüşü olmayan iki şey vardır; zaman ve ilk izlenim...

İyi bir ilk izlenim harikalar yaratabilir... İlk izlenimlerin asla ikinci bir şansı yoktur...

Bunu fark edip, bu geçiş noktalarında gerekli önlemlerin ve düzenlemelerin acilen alınması gerekmektedir...

Çok önemli bir geçmişi olan ve antik çağda "Ledra" olarak bilinen Lefkoşa, döneminde İngiliz Komiserinin de üssüydü... 1960 yılında büyük gelişme gösteren şehir, MÖ 7. yüzyılda ise önemli bir krallıktı...

Kıbrıs'ın en büyük şehri olan Lefkoşa, günümüzde dünyanın bölünmüş son başkentidir...

Şu anda kuzeyi ve güneyi ile, Avrupa'nın son bölünmüş şehridir... Antik kent, ikiye bölünmüştür... Tıpkı bir ruhun iki yarısı gibi...

Tarihsel evrimiyle Lefkoşa, Kıbrıs'ın başkenti ve en büyük şehri olarak, adanın merkezinde yer almış, iki sıradağ arasında inşa edilmiş ve günümüze kadar gelmiştir...

Lefkoşa, Lüzinyanlar, Venedikliler, Osmanlılar ve İngilizlerin iktidar koltuğu olarak hizmet veren önemli bir başkent olarak uzun, zengin bir tarihe ve ruha sahiptir...

Yabancı kaynaklar şunu göstermiştir ki, bilinen en eski evcil kedinin kalıntıları, sahibiyle birlikte bu adada gömülü olarak bulunmuştur... Arkeologlar, kalıntıların yaklaşık 9.500 yıl öncesine ait olduğunu tahmin etmektedir ve yabancı turistler bu konuyla çok ilgilidirler...

Yaklaşık 10.500 yıldır var oldukları tahmin edilen dünyanın en eski su kuyularından bazılarının da adada rastlamanın mümkün olduğunu sıklıkla yabancı kaynaklar öne çıkarmaktadır...

Güney Kıbrıs kesimi, dünyanın en eski şarap markası olarak tanıtıp pazarladığı "Commandaria", 5.000 yıl öncesine dayandırarak dünyanın en eski şarabı olarak tüm dünyaya Kıbrıs'ı bu şarapla yıllarca tanıtmıştır...

Güney Kıbrıs kesimi, Lefkoşa'yı, tarihin en eski ve en etkileyici kalıntıları, tarihsel olarak "Ayasofya Katedrali" olarak bilinen Selimiye Camii, bizden çok daha iyi ve etkili tanıtıp pazarlamaktadır...

Güney Kıbrıs kaynakları burayı, o dönemde Doğu Akdeniz'de yapılmış en büyük kilse olabileceği üzerinde durmaktadır... Ve açıklama olarak da başlangıçta bir Roma Katolik katedrali olarak hizmet verdiğini ve bölgede Osmanlı yönetiminin başlamasıyla 1570 yılında camiye dönüştürüldüğünü, bu yerin, Lefkoşa'nın en önemli sembolü olarak dünyaya tanıtıldığı görülmektedir... Dikkatinizi çekiyorum, KKTC sınırları içersinde olan bir yer, bizlerden çok daha iyi ve etkili bir şekilde Güney Kıbrıs yönetimi tarafından dünyaya tanıtılıp, pazarlanıyor...

Lefkoşa denince akla gelebilen, tarihin hâlâ görebileceğiniz bir sonraki en etkili kalıntısı günümüze gelen savunma amacıyla 1567 yılında güçlendirilen "Venedik" surları da Lefkoşa'nın en önemli sembolleri haline gelmiştir...

Tüm tarihsel doku bir kenara, ancak bugün, Lefkoşa'yı tartışmasız en çok tanımlayan şeyin, şehrin ortasından geçen ve "Yeşil Hat" olarak bilinen, "ateşkes bölgesi" olmasıdır...

Yani, modern mağazaların ve restoranların aniden dikenli tellerle bittiği o yer...

Lefkoşa'dan geçen bu hattın seyri, "Pedeios Nehri"nin doğal yoluna tekabül ediyor, ancak hat sadece şehirden çok daha fazlasını ayırıyor... Tüm Kıbrıs adasını bölmek için önemli bir çizgi görevini de üstleniyor...

Hafta sonu işte bu çizginin ötesinde güney kısmındaydım... Kuzeyden güneye, polis kontrolünden diğer tarafa geçtiğimiz andan itibaren dikkatimizi çeken en önemli nokta etrafın temizliği ve belediye temizlik görevlilerinin pazar günü dahi çalışmasıydı...

Pandeminin ağır etkisini yaşayan Güney Lefkoşa'da da birçok tanınmış markanın ve dükkânın kapandığını görmemize rağmen, Güney Kıbrıs'ın Lefkoşa bölgesindeki çevresel altyapı çalışmalarının çoğunun bittiği, modern şehircilik ile tarihi birleştirerek ortaya mimari yönden çok güzel ve önemli çalışmaların çıktığını gözlemledik...

Böylesine zengin tarihi geçmişi olan şehrin tarihi dokusu ve ruhu korunarak, bilinçli ve planlı bir şekilde modernize edilmesinden, KKTC olarak bizlerin de ders alması ve bakış açısı geliştirmesi gerekmektedir...

Pandemi öncesi başlatılan ve günümüze gelindiğinde bitirilen, Lefkoşa'nın güneyinde şehir merkezinin tam ortasında, "Venedik" surları ile Lefkoşa belediye binasının bulunduğu bölge olan “Eleftheria” Meydanında çevre düzenlemesi yapılarak, içerisinde yeşil alanların, oturma gruplarının, kafe ile süs havuzlarının bulunduğu yeni mimari görüntüsüyle, görsellik ve estetiklik olarak tarih ile yeniliğin, en anlamlı buluşmasını şehre yansıtmış olarak kendini göstermektedir... Yani yeni oluşum, yeni bir şehir sembolü olarak karşımızda tüm etkisiyle dimdik durmaktadır... Oldukça önemli ve tarihi olarak hassas olan bir çalışmayı onlar, planlayarak ortak akılla, çalışarak başarmışlar...

Yapmış olduğum araştırmalarda şunu gördüm ki, Zaha Hadid Architects’in (ZHA) tasarımında gerçekleştirilen bu projede anlatılmak istenen, Kıbrıs’ın bölünmüş başkenti güney Lefkoşa’daki yeni “Eleftheria” Meydanın, yaklaşık 50 yıllık bir mücadeleyle bölünen başkentin iki bölgesini bu proje ile birbirine bağlanması, bölünmüş bir başkenti birleştirmeyi amaçlayan yeni bağlantılar yaratılması olarak sembolize edilmiştir...

Yani anlayacağınız Zaha Hadid’in bu önemli mimari projesi, tarihsel olarak bölünmüş bir başkenti birleştirmek için diplomatik bir “barış” sembolü olarak ortaya çıkmıştır... Bölünmüş başkenti birleştiren tekil bir alan yaratmak için doğmuştur ve başkenti birleştiren dönüşümün mimari “iyimser” kalbi olması hedeflenmiştir...

Ortaya çıkan bu yeni şehir projesiyle ilgili yapılan en etkili açıklamalardan biri de; “Buradaki fikir, iki toplum arasında var olan ayrılığa; bir tür zorunlu ayrılıklara bakmak ve kentsel doku biçiminin nasıl siyasi durumun bir yansıması haline geldiğini düşünmekti...” denmiştir.

İlginçtir, proje ile ilgili yaptığım araştırmalarda, verilmek istenen mesaj yanında bu tasarım ile, buradaki kuru hendek granit döşemesi inanılmaz bir sağlamlık yaratırken, granit levhalar arasındaki açık derzler, hendek içine dikilen yeni ağaçların, yeraltı suyu seviyelerini doğal olarak dengelemesine ve orta çağ duvarlarının temellerinin erozyonunu azaltmasına izin veren pasif bir yağmur suyu drenaj sistemi oluşturmasının da amaçlandığı görülmektedir... Güney Lefkoşa’da görülmeye değer inanılmaz bir proje...

Aslında tüm dünyada şehirler ile birlikte mimari yapılar da bize çok şey anlatmaya çalışırlar... Öncelikle şunun farkına varmalıyız ki şehirlerin "kendilerine ait özel ruhları" vardır... Bunu yürüyerek gezerken her adımda hissedebilirsiniz...

Güney Lefkoşa'nın “Eleftheria” Meydanı yanında "Makarios" Caddesi gibi önemli güzergâhlarında yapılan çevresel yenileme çalışma projeleri kapsamında, cadde boyunca çiçekler ekilerek oturma ve dinlenme grupları oluşturarak, kökleri yer altı altyapısına ve kaldırımlara zarar veren veya meyvelerinin kaldırımları lekelemesi nedeniyle "yaşlı ağaçlar" ve "kentsel alanlara uygun olmayan" türlerle ilgili de çok sayıda ağaçlarla ilgili yeni düzenlemeler yapılmıştır... Projeler ve planlamalar ile yürütülen tüm bu yeni çok boyutlu çalışmalar, Güney Lefkoşa'da pandemi süresince de devam etmiş ve son aşamaya da gelinerek, çoğu bitirilmiştir...

Güney Lefkoşa'nın belediye parklarında da yeni çağdaş düzenlemeler yapılmıştır... Özellikle yol kenarlarındaki ağaç düzenlemelerinde, ağaçların yüksekliğinin dört metreden fazla olması ve tür seçiminde de araştırdığım kadarıyla, "biyoklimatik davranış" gölgeleme ve diğer hususlar dikkate alınacak şekilde şehirde modernize planlamalarının yapılmakta olduğudur... Anlayacağınız Güney Kıbrıs her şeyi en küçük, en ince ayrıntısına kadar planlayarak, projelendirerek şehrin tarihi ruhunu koruyarak, çevreyi son sürat ve çok bilinçli bir şekilde yenilemektedir...

Tüm bu gelişmeler ve yenilikler, yayalar ile engelliler de göz önünde bulundurularak, kentsel alana modern bir tasarımla, en uyumlu ve en kullanışlı bir şekilde entegre edilerek, bölgenin ticari ve turistik potansiyelinin de artırılmasına yönelik sürekli yeni projeler geliştirildiği gözlenmektedir...

Yeni bir var olma yolunda ustalaşmadan önce, düşünmenin yeni bir yolunu öğrenmek zorundasınız...

Yenilenme sadece yenilik ve değişim değildir... Değişimin sonuçlarını amaçlarla uyumlu hale getirme sürecidir...

Hayatın devamının değişime ve yenilenmeye bağlı olduğu bilinmelidir...

Gözlem yapmanın hem zihnî yenilediği, hem de tazelediği hatırlanmalıdır...

İşte dünyanın bölünmüş son başkenti Lefkoşa’nın ruhunun diğer parçasındaki güneyinde bazen görüp de fark etmediğimiz çok önemli son çevresel gelişmeler...

Onlar yardımlar alıyorlar ve doğru yerlerde kullanabiliyorlar, bizler de Türkiye'den yardımlar alıyoruz ama doğru yerlerde kullanamıyoruz... Zihniyetler de, beklentiler de çok farklı...

Tek şehrin, iki ayrı karanlık ve aydınlık yüzünün olması gibi...

Şehirler bize çok şey öğretiyor ve hatırlatıyor... Kendi ayaklarımızın üzerinde durmayı öğrenmemiz gerektiği gibi...

Şehirlerin öğrettiği hayat dersleri o kadar çok ve önemli ki...

Bence en önemli ders, insan ölçeğinin ne olduğunu ve bizi nasıl mutlu ettiğini hatırlatmalarıdır...

Bir yere sadece ziyaret etmek için gitmeyiniz...

Oralardan dersler alınız...

Etrafınızdaki her şeyden yararlanınız...

Kalabalığın içinde asla kaybolmayınız...

Gördüklerinizi ölçümleyiniz...

Konfor bölgenizin ötesinde, sınırlarınızı zorlayınız...

Sonuç alana kadar gözlemlemeye devam ediniz...

Fırsatları görünüz...

Perspektifinizi, bakış açınızı hareket ederek genişletiniz...

Sahip olduğunuz kaynakları en iyi ve en etkili şekilde kullanınız...

Ve geleceği görerek, hazırlıklı olunuz...

Siz, siz olun, bildiğiniz bir şehri dolaşıyor olsanız bile, dolaşırken gördüğünüz ve etkileşimde bulunduğunuz şeylerin her zaman gözlemcisi olmayı sürdürünüz... Oranın yerli insanıyla empati kurunuz... Bir tasarımcı gibi, hizmet ve ürünlerin arkasındaki farklı kültürleri, insanları ve niyetleri görebilmeyi ve anlayabilmeyi eğlenceli hale getiriniz...

İşte o zaman bakış açınızı geliştirebilir, o şehirden elde edebileceğiniz en iyi dersleri alırsınız... Farkındalığınızı artırırsınız...

Günün sonunda, nerede olursak olalım, her şey olumlu gelişme zihniyetini sürdürmekle ilgilidir... Kafamızın içindekilerle ilgilidir... Keşfetmek, seyahat etmek ve farklı veya aynı ortamlarda bulunmak, değişik açılardan bakma deneyimlerinden yararlanmayı öğrenmek, kendimiz için en büyük ayrıcalıktır... Yaşayarak, deneyimleyerek, zorluklara maruz kalarak öğrenmeye devam ediyoruz...

Dünyanın bölünmüş son başkenti Lefkoşa’nın iki ruhu! Bize çok şey anlatmaya çalışıyor...

Bugünü ve yarını...

#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Levent Kutay
Levent KUTAY'dan
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.