Geçici öğretmenler ve çok taraflı mağduriyet
Yazıya başlarken, ilk söyleyeceğim şu olsun;
Herkes bir silkinip kendine gelsin, saygınlık, üslup ve amacını iyi belirlesin.
Hemen şunu da önereyim;
BRT, Meclis genel kurul toplantılarını yayınlamaktan vaz geçsin.
Hakaretin, saygısızlığın, fiziksel ve kişiliğe müdahalenin dibine vurmuş haller yaşanıyor.
İnsanlar geçim derdinde, özel sektör çalışanları, bir miktar daha maaş katkısı almak için canını yiyor, ama siyaset çocukça davranışlar içinde.
Konular, siyaseti o kadar aştı ki, her yapılan sadece kişiselleştirmeden ibaret.
Biraz ciddiyet, sorumluluk, iletişim, diyalog, binlerce insanın beklentisi kavga değil, sorunlara çözüm bulunması.
Bunları seslendirdikten sonra, yazımın ana konusuna geçebilirim.
Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası, Anayasa Mahkemesinde geçici öğretmenlik yapan öğretmenlerin kadrolanmalarına ilişkin dava açmıştı.
Dava sonucunu, Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası (KTÖS) şöyle duyurmuştu;
“Anayasa Mahkemesi’nin Öğretmenler (Değişiklik) Yasası’ndaki “36 ay geçici öğretmenlik yapanların öğretmenlik sınavına girerek kadrolanması” maddesini Anayasa’ya aykırı bularak oy birliği ile iptal etti.
Söz konusu madde, Anayasa’nın “Her yurttaş, kamu görevlerine girme hakkına sahiptir ve hizmete alınmada, ödevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım gözetilemez kurallarına aykırı bulunduğu belirtildi.”
Genel düşüncem net olarak şu;
İlkokul öğretmeni olmak isteyen herkes, Atatürk Öğretmen Akademisinden mezun olmalı.
Çok büyük çaba ve uğraşla Akademiye giren öğretmen adaylarının da bir ayrıcalığı mutlaka olmalıdır.
Her taraftan düşünülmesi gereken bir konu.
Akademi mezunları, ilkokul öğretmeni olmak için eğitim alıyor, başka branşlardan mezun olan insanlarla, aynı değerlendirmeye tutulması, tekrardan sınava girmesi de bir haksızlık, bir mağduriyet değil midir?
Kamusal eğitim de öğretmen açığı var mıdır, evet vardır, artan nüfus, okul sayısının, altyapını ve tabi ki öğretmen kadrosunun yetersiz kalmasını sağlıyor.
Bu açığın da giderilmesi gerek.
Geçici öğretmen olarak görev alan, 36 ay çalışan, sadece çalıştığı süre içinde maaş alan, Atatürk Öğretmen Akademisi’nde eğitim alabilmek için üç asgari ücret ödeyen ve süreci bu şekilde tamamlayan insanlara da haksızlık var.
Bu hak ya vardır, ya yoktur, bu öğretmenlere ihtiyaç var mıdır?
Öğretmenlik konusu ile kamuda çalışan geçicilerin konusunu bir tutmak, aynı mantıkla değerlendirmek, ne kadar doğrudur?
2027 yılında geçici öğretmenliğin ortadan kalkacağı, bir ara dile getirilmişti.
Ya akademi daha fazla öğrenci alacak ve açığı kapatacak, ya da geçici öğretmenlik devam edecek, başka yolu yok.
Tekrar edeyim, akademi mezunları ile ilkokul öğretmenliği eğitimi almamış insanların bir tutulmasını doğru bulmuyorum, bunun yanında akademi mezunlarının öncelikli olmasını savunuyorum.
Şimdi, 450 geçici öğretmenin ne suçu var?
Bu bir hak, bir uygulama ve bir mağduriyet de burada var.
Ve toplum önünde, itibarsızlaştırılma, maddi, manevi kayıplar, kadro umudu ile başka yerde çalışmayı düşünmeme, 36 ayını tamamlamaya birkaç ay kalmış insanlar, her yönüyle düşünmek, empati yapmak gerek.
Çözüm mü, çözüm yine siyasette.
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.