YANKI

Prof. Dr. Mehmet ÇAĞLAR
chaglarm@yahoo.co.uk
Prof. Dr. Mehmet ÇAĞLAR

Daha ne kadar 'plasebo'?

Yayın Tarihi: 11/01/21 07:00
okuma süresi: 6 dak.
A- A A+

Kıbrıs’ta yaşayıp da, hele de bizim yaşlarda olunca,

siyasetle ilgilenmemek ne mümkün!

Ben de neredeyse kendimi bildim bileli,

siyaseti takip ediyorum.

2000’li yıllarla birlikte de daha aktif olarak uğraştım siyasetle...

 

Kuzey Kıbrıs dediğimiz bu coğrafyada,

çok büyük sorunlar var toplumun içinde yaşanan.

Çoğunlukla da bu düzenin yarattığı sorunlar.

Bir türlü de çözülmeyen…

Çözülmüyor çünkü sonuçları değiştirmek için başlangıçları değiştirmek gerek.

Oysa gömleğin ilk düğmesi yanlış iliklenmiş ve öylece de iliklemeye devam ediyor!

Haliyle de çözülmüyor sorunlar…

 

KKTC Cumhuriyet Meclisi’nde,

5-6-7-ve 8. Dönem Milletvekili olarak görev de yaptım 2003-2018 yılları arasında.

Bu görevlerimin öncesinde olsun, sürecinde ve sonrasında olsun,

birçok seçim yaşadım, seçim manifestoları okudum, hükümet programları gördüm,

söylemler duydum, vaadler dinledim…

Ve bütün bu yaşadıklarımdan öğrendiğim,

bildiğim ve tecrübe edip anladığım kadarıyla,

bu düzeni tedavi etmek ve toplumsal sorunları çözmek için uygulanan tek bir reçete var:

Plasebo!

 

Bir ülkede "doğru dürüst" siyaset ve bilgi temelli politika ile,

bulundukları gruba ait olmakla değer kazandıklarına inananlar arasındaki fark,

tam da burada belirgenleşir!

"Plasebo" ile "Yapmak!" arasında yani...

İktidara gelmezden önce söylediği şeyi "yapan" kişi,

söylediği şeyi yaparak kazanır...

İkna ederek ya da edilerek değil!

 

Plasebo sözcüğü, tıp dünyası tarafından ödünç alınmış.

Plasebo etkisi,

farmakolojik olarak etkisiz bir ilacın,

telkine dayalı bir etki ortaya çıkarma halidir.

Latince’de “hoşnut etmek”,

yani "sizi hoşnut edeceğim" anlamına geliyor

İlaç, vücuda ağız, burun veya enjeksiyon yolu ile verilebilir.

Hatta cerrahi operasyonlarda dahi Plasebo etkisi sağlanıp,

hastalar hoşnut edilerek rahatlatılabilir.

 

Aslında kelimenin kökeni 14. yüzyıla kadar dayanıyor.

Bu yıllarda, ölülerin ardından para ile ağlayan kişiler tutulurmuş!

Bugün de yok mu böyleleri? 

Hatta para almadan bu işi yapanlar dahi var!

Ağlıyor "muş" gibi yapanlar, kendi menfi çıkarları için tabii!

 

O yıllarda bu kişiler ağlamaya;

“Placebo Domino in Regione Vivorum 

sözleriyle,

yani;

“Yaşayanlar aleminde, Tanrı’yı hoşnut edeceğim

diyerek başlarlarmış!

 

İşte zamanla,

ölünün ardından ağlaması gereken aile üyelerinin yerini tutan,

ve onlar yerine ağlayarak,

Tanrıyı ve ölen kişinin ruhunu “hoşnut tutma” görevini üstlenmiş bu kişilere,

“Plasebo” denmeye başlanmış...

 

Bizim coğrafyamızdaki "gizli düzenin" siyasi reçetesi de bu işte:

Plasebo...

Kıbrıs Türkü'nün ruhunu hoşnut tutma...

Kısacası her şeyi buzdolabına koymak,

ve 50 yıl geçse de taze kalacağına inandırmak! 

 

Oysa ki,

bazı yiyecekler, buzdolapta taze kalmayı bırakın,

tam aksine bayatlar, çürür!

Mesela patatesler...

Patatesler dolaba koyulmaları halinde içindeki şeker oranı artar, bozulur.

Mesela fesleğen…

Fesleğen de sıcağa ihtiyacı olduğundan, dolapta bozulur...

 

Ada halkını "buzdolabına" koy ama hoşnut tut!

Olmadı da, olmaz da…

Bu reçetenin sorunları çözmesi mümkün değil!

Çünkü sorunları üreten kendisidir...

 

Sorunlarımız, belli bir noktayı çoktan aştı.

Kangrenleşti

Sermayeleşti!

 

Bizleri bu duruma getiren 50 yıllık felsefe, 

başka insanların beğenileri doğrultusundaki yaklaşımlarla,

kendinden başkalaşmadır...

Gizli gündemlerle,

hep bir tarafın lehine,

"hoşnut tutulmaktır"...

Yani,

Plasebo!

 

Belki artık bu son 50  yılın ne ürettiğini,

öteki yüzünü görürüz.

Bu durumdan da,

ancak yeni bir felsefe ile kurtulabiliriz...

İki ayağımızın üzerinde durmak !

 

Unutmayalım!

Barış ve savaşın aktörleri aynıdır: 

Generaller, siyasetçiler, diplomatlar, kompradorlar ve uluslararası şirketler...

Bu aktörler,

ortak bir düşünceyi paylaşmak için de bir süreç başlatabilirler,

bir ülkenin diğerlerini egemenliği altına almak için de...

 

Ayakta duramazsan yönetemezsin;

En iyi ihtimalle,

bugün olduğu gibi

plaseboyu "yürütürsün"…

 

Fakat artık modern dünyada kimse "yürütülmek" istemez. 

 

İnsanlar yürütülmez, yönetilir...

Çünkü,

Yürütümde bir seçim yoktur!

Kabullenme vardır…

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Prof. Dr. Mehmet ÇAĞLAR yazıları