YANKI

Prof. Dr. Mehmet ÇAĞLAR
chaglarm@yahoo.co.uk
Prof. Dr. Mehmet ÇAĞLAR

Bu nasıl bir "üst akıl"?

Yayın Tarihi: 10/05/21 07:00
okuma süresi: 5 dak.
A- A A+

STATÜKO İLE YÜRÜTÜLMEK

Üretmek, "yapmak"...

Hatta bir adım daha da ileri gederek “kaliteli üretim yapmak”...

Üretemez, yapamazsan yönetemezsin!

Üreten ülkelerde insanlar yürütülmez, yönetilir...

Bu kadar basit...

 

Üretemeyen için geriye en iyi ihtimalle eskiyi "yürütmek",

Ya da eski ile “yürütülmek” kalıyor...

Kısacası statüko ile "yürütülmek" ve bunu kabullenmek...

 

ANLADIK, MECBURSUN VE DEĞİŞTİREMİYORSUN!

Hadi anladık!

50 yıllı aşkın bir süredir,

Tepeden "babacılık" iradesinin telkinleriyle üretim gücü haline gelemiyorsun...

Sana ne veriliyorsa,

Sen de bu verili şartlara göre hayatı ve politikayı restore ediyorsun...

Bir çeşit "yanaşma" kültürü resmiyeti içinde neye mahkûm ederler,

Ya da ne sunarlarsa ona razısın,

Buna mecbursun...!

 

İyi de, kontrol ve örgütleme de yapamıyorsun!

"Yanlış" üzerinde bile duramıyorsun-durmuyorsun!

Örneğin dere yatakların yanlış şekilde kapatılmış,

İmar planların mevzuata ve bilimsel gereklere aykırı!

Değiştir öyleyse...

Değiştiremiyorsun!

 

Peki ya kurumsal akla ne demeli!

Örneğin Lefkoşa Bakanlıklar bölgesine konulan trafik ışıklarını ele alalım:

Trafik ışıklarının mükemmel çalıştığı bir günde,

Işıkların tam altında,

bir trafik polisinin sinyalizasyon işini üstleniyor olduğunu görürsünüz!

Eğer bu kontrolü polis üstlenecekse,

neden para harcayıp trafik sinyalizasyon sistemi kuruyorsun ki?

Bu ne ilimdir, ne de iyi bir uygulamadır...

 

Bu yanlışları yapan kurumsal akıl...

O aklı örgütleyen, kendini “üst akıl” görenler!

Ancak eğer bir fikir gereğinden fazla "pahalıya mal oluyorsa",

Yani astarı yüzünden pahalıya geliyorsa,

sorun değil mi?


"ÜST AKIL"

"Üst Akıl" karışıktır, tutarsızdır, saptamaları çelişiktir.

Bu "üst akıl"a göre:

Bazıları kendi hayatlarını yönetmeyi beceremiyorlar,

ama başkalarının hayatlarını yönetebilirler..!.

Kendi akıllarını kullanarak hayatlarını kazanamazlar ama,

Hiç incelemedikleri bilimleri,

Hiç ilgi, beceri ve deneyim alanları olmadığını itiraf ettikleri çeşitli işkollarını ve sanayileri yönetecek görevlere birilerini rahatlıkla atayabilirler...!

Gereken bedellerin toplum olarak ödenmesi pahasına hem de!

 

Bakın, bugün "kamu yararı" ilkesiyle,

bu “üst akıl” topluma neler neler aktarmaya çalışıyor?!

Batı’nın ve çağdaş dünyanın laik ve liberal değerlerine karşılık,

Yalnızca katıksız bir inanca bağlı olan köktencilik!

Neden peki?

Kendi gruplarının değerlerini benimseterek, yapay bir özgüven kazandırma çabası gereği!

Kıbrıslı Türklerin,

yaşantılarıyla, kalben, hayalen ve ruhen Batı'nın hemen tüm motiflerinin temsilcisi olan bir toplumdan,

anlam ve değeri kendinden menkul, mesnetsiz/dayanaksız referansları olan bir topluluğa dönüşmesi için...

 

Asırlardır biriktirdiğimiz kültürel ve sosyal değerler hızla değişiyor,

hem de kendi iç dinamikleriyle değil!

Bir sonraki nesillere kabul ettirilmeye çalışılan değerler,

bu topraklarda yeşermiş olan değerler değil de,

bu topraklara yerleştirilmeye çalışılan değerler!

KKTC’nin dört bir yanı kendinin “bir numara” ve “süper” olduğunu söyleyen kişilerle ve kurumlarla dolup taşıyor!

Farklı görüşlere yer vermeme kültürü gelişiyor ne yazık ki!

Üstelik bir makamı çeşitli muamma ve  tartışmalarla eline geçiren,

kendini Sultan Süleyman sanıyor!

Sanki de bir dev aynasında böyle süper görülmek,

toplumsal “yaralarımıza” iyi mi geliyor acaba?!

 

FEDERAL KIBRIS NE DEMEK?

AB'li, “Avrupalı” insanın değerlerinin temeli,

vahiy değil,

etnisite değil,

insani değerler ve akıldır...

Bugün cereyan eden Avrupa bütünleşmesi ise,

"dört özgürlük" adı verilen,

Malların,

Kişilerin,

Hizmetlerin

ve Sermeyenin

üye devletler arasında özgür biçimde dolaşmasıdır.

 

"Federal Kıbrıs",

böyle bir bütünleşmenin bir parçası,

siyasi eşit bir ortağı olmak demektir.

Bu ortaklığın hüviyetini belirleyen şey ise evrensel hukuktur.

 

Federal Kıbrıs demek,

"Evrensel hukuku ve insani değerleri" yerleştiren bir kurumsal aklın, paradigmanın temsiliyetini üstlenmek demektir.

Bu ise ilkeli bir barış politikasını ve ahlâki değerleri, jeopolitik gerçekçiliğe ve güvenlik marjları yerine koymaktan geçiyor...

 

Statüko ortamında mı yaşayalım,

Ortadoğu'lu mu olalım,

yoksa! Avrupa ülkelerine ve değerlerine yaklaşarak,

Dünyalı mı olalım?

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Prof. Dr. Mehmet ÇAĞLAR yazıları