YANKI

Prof. Dr. Mehmet ÇAĞLAR
chaglarm@yahoo.co.uk
Prof. Dr. Mehmet ÇAĞLAR

KİMLİKSİZ VE TARİHSİZ BİR HAYAT VİZYONU MÜMKÜN MÜ?

Yayın Tarihi: 02/06/21 07:00
okuma süresi: 7 dak.
A- A A+

 SINIRLARI AŞMAK

“Eğer gücünüzün yettiğinden daha azı olmayı planlıyorsanız,

sizi uyarıyorum,

hayatınızın geri kalan kısmında mutsuz olacaksınız.

Kendi yeteneklerinizden ve imkanlarınızdankaçıyor olacaksınız.”

                                                                        -Abraham Maslow-

 

Jules Verne, bir bilim insanı olmadığı ve bilimle uğraşmadığı halde, 

eserlerinde her zaman doğayı kılavuz almış

ama hiçbirinde, doğada gördüklerinin dışına çıkmamış...

 

Üç buçuk milyar yıllık inanılmaz bir hikaye,

bir çekirdekten, bir ağaç gibi çeşitlenen, bir bütün halinde, 

canlı ve cansız maddelerin, neden sonuç zincirleri çerçevesinde bir yaratılış destanı. 

İnsan merak etmeye başladığı o günden beridir 

doğaya bakıyor, yıldızlara bakıyor, çevresine bakıyor

ve buna bir anlam vermeye çalışıyor.

Nasıl bir organizma olduğumuzu anlamak istiyorsak,

hayallerimizi gerçekleştirmek istiyorsak,

tabiata bakan herkese sunulmuş olan o muhteşem resimde, 

biz insanlar da dahil olmak üzere, 

maddenin her bir parçasının, 

kainattaki muhteşem bir senfoninin notalarından ibaret olduğunu görebilmeliyiz.

 

BEDEL ÖDEMEK

Batı’nın değişim üstünlüğü de burada yatıyor zaten…

Batı’nın değişim aleti önce zihinde bir hayal ile başlar, 

Sonra o hayallerden yeni bilgilere ulaşılır...

Batı, "hayal edilenle" ilişkiye girer, 

teknolojik, sosyolojik, hukuki, siyasi,

ve örgütsel yapılar da hayal edip,

üretilen yeni bilgiler doğrultusunda, 

eski anlayışlarını değiştirir…

 

Yaşanan komik şeyler de oluyor.

Örneğin, Türkler, Japonlar, Çinliler, İranlılar

batılıların icat ettiği ve ürettiği üniformalarla, 

ulusal kimliği üzerinden kendini kurmaya çalışarak, milli mücadelesini veriyor.

 

SURVİVOR MOD

Güvenceler…

Hayatta kalmaya çalışan toplumların davranışları;

geleceğimiz güvence altında olsun, 

gelirler ve giderler belli olsun, 

yarınımızı görelim eğilimindedir. 

Maslow’un piramidinin en altındayız.

Sağ kalmaya çalışıyoruz. 

Yarını öngörebilir olmanın iyi bir şey olduğunu zannediyoruz. 

Fakat zihnimiz ve bedenimiz böyle çalışmıyor. 

Her gün ayni saatte aynı şeyleri yerseniz,

hep ayni şeyleri yaparsanız,

vücudunuzda arızalar çıkmaya başlar.

Örneğin her gün ayni şeyi yemek metabolik stres yaratırken, 

aynı hareketleri yapmak ise kemik yapısında bozukluklara sebep olacaktır.

Ya zihin kasları!

 

Eğer sen maaş ve ekonomide,

kendini değiştirecek yaratıcı bir güç istiyorsan, 

o gücün yol haritası bellidir:

Hayal etmek,

Yola çıkmak,

Bedel, 

ve Ödül.

 

Farkında mıyız…

İşlevini yerine getiremeyen beyin, 

kapasite olarak da küçülmeye başlayarak birçok özelliğini yitirebilmektedir. 

Yapabileceğimiz şeylere,

beynimizi kullanarak, hayatımızda yeterince yer vermemek,

konfor alanı yaratmak, yaratıcı gücün işlevini yitirmesine sebep olmaktadır.

Birlikte düşünelim;

insanlar merak edip yaratıcı sorular sormasaydı,

hayal gücünü kullanmasaydı,

canını tehlikeye atmasaydı,

her türlü riske girme cesaretini göstermeseydi,

bugün insanlık medeniyeti ne halde olurdu?

Belki de insan türü tükenmiş bile olabilirdi.

İnsan, içinde bulunduğu şartlara sıkıştığı zaman,

psikolojik bunalıma ve depresyona giren bir varlıktır. 

Bu bağlamda bir insanın başına gelebilecek en kötü şey ise, 

depresyonun bir sonucu olarak ‘arzusunu’ kaybetmesidir.

Bu durum, bedenen yaşamda olan insanın ruhen ölümü demektir.

Arzusunu kaybeden birine hiçbir şey vaad edemezsiniz.

İnsanın bu sıkışmışlık durumundan çıkabilmesine destek vermek için, 

çözüm yöntemi olarak ilaçlar devreye giriyor.

İç gücünün farkında olmayan insan,

kendini değiştirecek yaratıcı gücün dışarıda bir yerlerde olduğu yanılgısı ile bedel ödüyor. 

Alışkanlıklarına bağlı, kısır döngü içinde yaşayan insanı

bu öğrenilmiş çaresizliğinden vazgeçirebilmeniz için ise, 

çok daha büyük bir arzu yaratmanız gerekmektedir.

 

Kendine değer ver, 

ve hedeflerini seç. 

Çünkü,

kimliksiz ve tarihsiz bir hayat vizyonu olamaz.

 

Bir An dur…

derin bir nefes al…

nefesini hisset…  

ve düşün!..

Gerçekten ne istiyorsun?

Ulaşmak istediğin hedeflerin nelerdir?

Bu sorulara yazılı cevaplar vermeni öneririm.

Beyin gücünü, hayal gücünü ve yaratıcı gücünü kullan, emin ol bu senin için en güvenli yol…

Yazdığın cevaplarına bak, oku ve kendine şu soruyu sor,

“Bütün bunlar kimin kontrolünde?”  

Teslim ettiğin gücün her neredeyse onu geri al,

özgür iradenle aldığın kararlarda hareket edebilme özgürlüğünü tat…

Kontrolün dışında olan birçok şeyi onaramazsın ama

onarmaya, kolunun uzandığı yerden, kendinden başlayabilirsin!

 

Bağımsız ve özgür kişiler olarak,

saygı görebileceğiniz bir haklar çerçevesi içindeki reçetelere önem vermelisiniz...

Yaşam tarzımızın merkezine demokrasi kavramını koyalım...

Esas sır sizde, bizde, hepimizde...

 

Dr. Milton Erickson’ın, 

“her insan tam ve bütündür”,

“ her insan ihtiyaç duyduğu kaynaklara sahiptir”,

“değişim sadece mümkün değil,

Aynı zamanda kaçınılmazdır”, bakış açısı,

içimizdeki potansiyele çağrı yapar niteliktedir.

Sürekli şartlardan şikayet ederek,

önüne verilen görevle meşgul olarak,

başka insanların koyduğu kuralların peşinden giderek,  

bu hayata maruz kalmak da bir seçimdir.

 

Yeter artık! diyebilme gücü ile, 

yaşamı aktif bir birey olarak yaşamak ve yaşamımızı inşa etmek de bir seçimdir.

Artık KKTC'deki bilinçsizliğin cezasını, yıkımını paylaşmayalım!

Esas sır hayal etme boyutunda.

Birlikte hayal edelim;

İçimizde var olan potansiyel gücü harekete geçirerek,

toplum bilincimizi yükseltmenin ödülünü birlikte yaşamak ve paylaşmak nasıl bir deneyim olurdu?

 

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Prof. Dr. Mehmet ÇAĞLAR yazıları